3
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
208
Okunma
Rüzgarda salınan bir yaprak gibi,
Ömrümün incecik, görünmez damarı.
Ne zaman dokunsam eski bir acıya,
Parmaklarıma sinen, yosunlu bir yağmurun tadı gibi acı.
Yüzümdeki ıslak camda buğulanan,
Unutulmuş bir ikindi gölgesiydin.
Bütün kuşlar, seni arar gibi dönerken,
Saatler de kaybolmuştu zamanı tutarken.
Bir şehir ki; bütün kaldırımları sensin,
Hangi yöne baksam, aynı yalnızlık çoğalır.
O şaşkın tramvay sesleri, o yorgun vapur,
Hepsi bir adın tekrarı, bir eksik nefes.
Cebimde sakladığım mendil, bir mektup kokusu;
İçimde biriken o hüzünlü deniz,
Sanki hiç konuşulmamış, kirli bir yemin.
Ve bütün aynalar, şimdi kırık bir şiir.
Aşk dediğin, ne uzun bir intihar provası.
Her öpüşte bir şehir daha yıkılıyor içimizde.
Biz o incecik çizgide duran iki yabancı,
Bütün sokaklar bize çıktı, hepsi kör nokta.
Biliyorum, bazı yaralar dikiş tutmaz artık,
Sadece bakışırız, aramızda ince bir tül;
Bir sigara dumanı gibi savrulur her şey,
Unutulmak belki de, en kısa cevap.
Şimdi gitsem, hangi durakta bulurum seni?
Gözlerin hâlâ o ilk bakıştaki gibi mi,
Bir mavi intihar barındırıyor mu?
Ben, o kalabalık vedaların yorgun yolcusu.
Arkanda bıraktığın her şey, bir kesik cümle.
Ve rüzgâr, o yaprağı hâlâ savuruyor işte,
Bil ki; bazen en büyük sükûnet, en büyük çığlıktır.
Bütün vedalar, yeniden başlar.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.