43
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
4583
Okunma

Fitili sömüş bir mum mu aşk?
Yoksa olimpiyat meşalesinin gürlüğünde yanan bir meşale mi?
gezgin...
Düşlerimin yolcusu
Ben, bu gezgin ruhumla
Gezinebilir miyim, sol yanındaki Mısır’da
Bir cüzzamlı gibi
Kovulmuş olsam da, o şehrin sokaklarından
Yanar mı ayaklarım
Çöldeki kumlar misali
Çatlar mı?
Bir damla kızıl suya hasret dudaklarım
Kalır mı bedenim
Kum fırtınalarının altında
Canlı canlı mezara girer gibi
Milattan önceydi sana tutukluluğum
Asırlar sonra
Yine senin ellerinden geldi
Karamsar özgürlüğüm
Bana denizi gösterip
Şimdi git dedin, kızıla git
Asanla beraber git, dedin
Oysa ben, asamı bile yılan yaptım
Ayaklarının dibinde, onu bile göremedin
Şimdi söyle, söyle bu yaşlı Gezgin’e
Musa’nın Kızıl Deniz’i yardığı gibi
Yarabilir miyim böğrünü, asasız
Hükmede bilir miyim sol yanındaki asi sulara
Musa’nın Kızıl Deniz’e hükmettiği gibi
Boğabilirim miyim?
Kınından çıkmış, onca keskin sözü
Firavunu boğar gibi…
Ama yok!
Ben; asamı bile yitirdim, bu uğurda
Yolumda can verebilecek
Bir kavmim bile yok
Kaldı ki, peşim sıra gelsin
Bir tek gezgin bir ruh
Ki o da emanet
Kim bilir nerde ve nasıl can verecek
Ezelsiz ve ebedsiz bir yolculuğun
Bitkin yolcusu gibiyim, şimdi
Yürüye yürüye
Nasır tutmuş ayaklarım
Tur Dağı’nın zirvesine çıkarken
Bir mucize bekliyorum dağın zirvesinde
Musa’nın Tanrı’yla konuştuğu gibi
Bekliyorum seninle konuşmayı
Derken,
Ansızın sallanıyor sızım
Sağır karanlık sallıyor bu hülyayı
Yıkıcı bir depremden sonra
Musa’nın Tur Dağı’nda kaldığı gibi
Kalakalıyorum,
Yekûn yokluğun ve hiçliğin ortasında
Zaten, öteden beri
Bin bir yalanla gelmişim dağın eteklerine
O sarsıntının ardından, onca taş
Bu nedenle yıkılır, aciz bedenime
Dipsiz bir kuyunun en karanlık noktasından
Bin bir öfkeyle çıkarılmışım, Yusuf gibi
Kaç köle pazarında satıldım
Kaç kez esir bırakıldım, onca öfkeme rağmen
Ki en son
Musa’nın kovulduğu yere geldim
Tersyüz ettimse de gerçekleri
Olmadı Düş Yolcum, olmadı
Bedenim çıktıysa da zindanlardan
Naçar gönlüm kurtulamadı
Bakışlarım hala
Musa’nın esir tutulduğu zindanda
Zincire vurulmuş, ağlıyor
Sözlerimse
Yusuf’un atıldığı kuyuda
Kör karanlıkla dertleşiyor
Ve şimdi sen
Üzeri karla kaplı rüyalarımın
Zirvesine tırmanıyorsun ansızın
Hadi Düş Yolcum
Rüyalarımın zirvesinden
Gerçeğe, bana düş; Yolcum
Bak, Musa’nın asasını yitirdiği yerde
Kollarımı açtım sana, hadi düş
Düş ki, tutayım seni
Düş ki, uyanayım bu sağır uykudan
Açayım gözümü gerçeklere
Düş ki, hüznümü vereyim solan çiçeklere
Düş ki, yazayım adını gönül haneme
Benimsin deyeyim benim, cümle âleme
Düş ki, sükûtumun isyanı
Gönlümün girdabı bu anlaşılmaz hali
Kendi ellerimle atayım zindanlara
Ama bu halde
Yusuf gibi çıkmış olsam da kuyudan
Canhıraş kaçıyorum Mısır sultanlığından
Adım adım esarete
Adım adım sefalete
Ve de adım adım ölüme kaçıyorum
Kördüğüm, bütün yollarım
Hangi yöne dönsem, hep aynı gizler bulur beni
Tabelalar bile, tek yön gösterir
O yol ki, Mısır’a gider
Mısır’da zalim bir devran
Aşkı pareler…