0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
147
Okunma
Dışarıdan yapıştırılan ucuz etiketlerin uzağında,
etin ve kemiğin sustuğu dar sınır boylarında büyüyen bir özüm ben.
Ne kimlik kartlarında mühürlenmiş soğuk, dilsiz bir isim,
ne de masaların üzerinde unuttuğunuz kurumsal kâğıt parçaları...
Ben; turnikelerin gürültüsünde aniden duran,
kalabalıkların kör pazarında yalnızlığı bir zırh gibi giyen,
ama gözünü kırpmadan her çiğ gerçeği kaydeden dürüst bilincim.
Donmuş bir heykel değilim ben, kalıplara sığmam;
yaralarla bilenmiş, kırıldıkça genleşen tekinsiz çekirdeğim.
Her darbe bizi eksiltmez bu şantiyede, aksine derine iter;
çünkü insan, kusursuzluğundan değil,
aldığı yaraların derinliğinden tanır kendi çıplak gövdesini.
Dünya, insanı sadece vitrine çıkardığı çürük yansımalarıyla tartar:
Mesleğin, sosyal rollerin, tornadan çıkmış sahte takvimlerin...
Oysa hiçbir yansıma, odadaki aynanın asıl gövdesini temsil etmez.
Ben yansımayı cezalandıran kör kitlelerin suç ortağı değilim;
henüz haritası çizilmemiş, ışık sızmamış bir iç evrenin ta kendisiyim.
Başka insanların çatlak aynalarında kaybolmaktansa,
basmakalıp rollerin ortasında kendi şah damarımı hatırlarım.
Değişim dedikleri, yüzde taşınan ucuz bir maske, geçici bir sahne;
gelişim ise içerde patlayan sert kırılma, hür uyanış...
Yüzümüze geçirdiğimiz her maskenin altında sessizce kanayan bir benlik var.
Duymazdan gelinen çığlık, sağır ikindilerde susturulamaz;
çünkü insanı konforlu çürümeden çekip çıkaracak tek tırnak, odur.
Kaç parçaya böldüler bizi bu gürültülü çarkların arasında?
İş yerindeki uysal kopyamız, ekranların arkasına saklanan yapay gölgemiz...
Hepsi birer kırık cam parçası gibi dağılmış sokağın zeminine.
Ama öz tektir; ve vahşi çekirdek, çokluğun sahte bağlarını kopardıkça parlar.
Kendi bütünlüğüne, kendi tenha odasına dönmeyi başaran bir zihin,
başka hiçbir sahte gökyüzünde yönünü kaybetmez.
Şimdi sormak gerek karanlık dehlizlerde kendi içimize:
“Bize dikilen bu dar elbiseyi mi giyiyoruz,
yoksa kendi derimizin altında, kendi yangınımızla mı yürüyoruz?”
Eğer göğüs kafesindeki çıtırtı etimizi sızlatıyorsa,
sokak lambaları sökülmeden, uykudan uyanmanın vakti çoktan geçmiştir.
Çünkü insanın kendine doğrulttuğu her keskin soru,
içindeki eski dünyayı yıkar ve yeni bir evren yaratır küllerinden.
Ve her yeni evren,
karanlığın tam ortasında, dürüst bir ışığın yeniden doğuşudur.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.