2
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
294
Okunma

İki bardak çay koydum akşamın kıyısına
tabağına düşen ay, titreyerek baktı bana
cam buğusuna yazdım
gelmeyecek olanın hatırası da demli
şeker atmadım
kırık dökük sözlerin acısını alsın diye değil,
acıya alışkın dudaklarım vardı zaten
dumanı yükseldi bardağın,
bir türkü gibi usul usul,
sanki yaylanın yalnızlığında
bir kadının saçlarını taradığı an gibi
çay, eski bir dost gibi konuşur benle
harf harf dökülür zamanın içinden
kaşık, dönüp durur
bir yolcunun haritasız telaşı gibi
bir yudumda unutulmuş evler var
kanepede kalmış bir gömlek kokusu
annemin sesiyle örtülü bir çocukluk,
ve soba başında uyuyakalan düşler
bir zamanlar
seninle içilen çaylarda gizliydi gülüşlerimiz
o fincana eğilişin
bütün ömrüme sığmayan bir bakıştı
sözsüz, ama her şeyi anlatan
sen çayı hep açık severdin,
ben demi koyu
arada kalırdı kalbimiz,
ikimizin tam ortasında
duru bir sükût gibi
birlikte içilen çay,
sadece içecek değil,
bir masanın etrafına kurulmuş
sessiz bir anlaşmaydı
kaşıklar sustuğunda başlayan
hâlâ masada iki çay bardağı durur bazen
birini sen içmiş gibi bırakırım hep
sıcaklığı hayalimden
buğusu yokluğundan gelir
ve ben, kendi çayımdan içerken
seninkini bekleyen o eski hâlime
yavaşça dönüp bakarım
ve şimdi,
her yudumda seni biraz daha
unutmuyorum
5.0
100% (9)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.