Gerçek keşif yeni topraklar bulmakla değil, yeni bir gözle bakmakla ilgilidir. marcel proust
Oğuz Can Hayali
Oğuz Can Hayali

PORTRELER (41)

Yorum

PORTRELER (41)

( 1 kişi )

0

Yorum

3

Beğeni

5,0

Puan

491

Okunma

PORTRELER (41)

“Ben bir insan, / ben Türk şairi Nâzım Hikmet
ben tepeden tırnağa insan / tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...”
Dün Nâzım Hikmet’in 120. yaş gününü kutladık. Coşkulu etkinliklerin birçoğunun arkasında Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı ve ülkemin aydınlık, güzel insanları vardı. Hepsine gönül borcum sonsuz! Benim günüm, önce Halk TV’de S. Asker’in “Görkemli Hatıralar”ında, Esenyurt ve Beylükdüzü’ndeki etkinliklerde geçti. Her ikisinde de öylesine muhteşem, öylesine coşkulu gençlerle karşılaştım ki bir kez daha bu ülkeden umut kesilmez dedim. Ve dünün ardından, sizleri karanlıklara boğacak bir yazı yazmak istemedim. Bu nedenle sözü, dünyayı, memleketini ve sevdiği kadını düşünen, üçünü birbirinden ayırmayan, umudunu asla yitirmeyen, geleceğe inanan şaire bıraktım. Ülkemin hapishanelerinden dünyaya uzanan şiire… (Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı sayın Zeynep Oral’ın DÜNYA, MEMLEKET VE SEN adlı 16 ocak 2022 günki yazısının başlangıcından aynen alınmıştır. Yazının devamında; Usta Şair Nazım Hikmet’in bizlere İstanbul’dan, Bursa’dan, Dünya ve Kainat’tan seslendiği şiirlerini mutlaka okuyunuz.)

BİR HEYKEL, İKİ MARTI VE ÜÇ ŞAİR

Düz, yalın ve bilge
üç merdiven üstünde
bir bronz heykel
kalın, uzun, kışlık mahpushane abasını sermiş altına,
çapraz ayaklarını denize doğru uzatmış
hafif yana yatmış
oturuyor.

Bir eli
ütüsüz-kırışık keten pantolonunun dizinde,
öbürünün dirseği
yanda duran mermer sandığın üzerinde
ve elinde
ucu süngü gibi sivri tunçtan kalemi ile...
Hayır yazmıyor!
Neden mi?
Yazsaydı kağıda değerdi kalemi!

Tunç heykelin
dirseği altındaki kağıt rulo,
-mermer oda-
sığmıyor kağıda.
Salarak kendini aşşağıya
basamak-basamak
basarak merdivenleri,
dalgalı bir örtü gibi
kayıyor İskele Meydanı‘na.

Bu Adam
bıçak gibi ağzını açmadan
tutuyor elinde
demir, bakır, kalay, kurşun karışımı tunçtan kalemi.
Öne eğimli boynunu uzamış dim-dik ileri;
Kıpırtısız, kararlı, mağrur ve derin gözleriyle
ne bakıyor kağıda
nede kalabalığa.

İki Martı
-tunçtan değil, canlı-
biri kıvırcık saçları üzerinde heykelin,
omuzdakinin boyu ise heykelin kulağına değin;
İlkin fısıldıyor, ona birşeyler söylüyor,
sonra başını öne eğip, kanat çırpıp gülüyor.
-yada bana öyle geliyor-

Heykel mağrur,
heykel ciddi,
heykel tunçtan,
heykel taş gibi suskun duruyor;
Heykel, heykel olmanın,
bu merdivenlerde oturmanın
sorumluluğunu duyuyor.

Diğer martı
-heykelin kıvırcık saçları üstünde duran-
açtı gergin kanatlarını,
çırpmadan
kayıp-kondu diğer omuzuna bu sorumluluğun.
Her otu yemesini gayet iyi bilen ben
Martıca’dan hiç anlamam ama,
zannımca;

"Haydarpaşa Garında..."()

Diye başlayan bir şiir idi kulağıma gelen;
"1941 baharında
saat on beş.
Merdivenlerin üstü güneş,
yorgunluk ve telaş.
Bir adam
merdivenlerde oturuyor
birşeyler düşünerek."

Memleketimden İnsan Manzaraları -1- Şiirinde
"garip şeyler düşünmekle" meşhur olan
Galip Usta değil bu Adam.
Uzun, kalın, kışlık mahpushane abasının üstünde
yayılarak-yan yatmiş merdivende oturan
belli ki
şairin kendisi;
"Merdivenlerden mahkümlar çıkıyordu
şakalaşıp
gülüşerek.
Üç erkek
bir kadın
ve dört jandarma.
Erkekler kelepçeli,
kadın kelepçesiz,
jandarmalar süngülü.
Merdivenler üstünde bir kayısı gülü,
bir cigara paketi, bir gazete kaadı."

Bir mahküm başını kaldırdı
ve heykele baktı;
"Mahkümlar durakladı.
Jandarma Hasan
tokalaştı Ahmet Onbaş‘ıyla,
Jandarma Haydar
aldı yerden boş paketi
soktu cebine"

Dur hele Kara Zurna,
sen yine hepten sapıttın!
O günün Ana Garı’nı
bugünün "İstanbul Kültür ve Sanayi Fuarı" yaptın,
yinede birşey demedik;
" Mahkümlardan biri şairin kendisidir!" dedin,
haydi onuda yedik!
Diyelim ki;
Merdivenlerde durup heykele bakan mahküm şairin kendisi,
ya bu Tunç Heykel de neyin-nesi?
Ayrıca;
1941 yılı nerde, bugün nere?
Aradan üç çeyrek yüzyıl geçmiş bre!
Bu mahkümlardan biri
nerden bilebilirdi ki
günün birinde
bu merdivenlere
heykelinin dikileceğini?
Sen karıştırmışsın herşeyi!

Valla,
75 yıl nedirki usta?
Bakarsın üç çeyrek yüzyıl sonra
-tahminen 2100 yılı ortalarında-
martı olarak tekrar gelirsem dünyaya,
konarsam kıvırcık saçlarına bu sorumluluğun,
uçmadan gergin kanat açar,
çırpınmadan sıçrar,
kayarsam omuzuna,
fısıldarsam martıca kulağına
150 yıl önce yazdığı şiirini…
75 yılda gelmişse ustam buraya kadar,
demekki daha bir 75 yılı var
heykelin dikileceği.

Bence Şair
ileriyi görebildiği sürece daimdir!
İnsan olduğu için ölür,
yıllar sonra gelir aynı merdivenlere
dikilmiş heykelini görür!

Üçüncü şair
Eskişehir Atatürk Lisesi
emekli edebiyat öğretmeni
Muharrem Kadir
heykelin ardında ayakta durmuş,
heykel oturmuş
-uzun boyuna rağmen heykel ile aynı boyda-
gözlüksüz miyop gözleriyle,
boynunu yana kırarak,
burnunu metne yaklaştırıp ters olarak,
mermer sandık üstünde duran,
mermer sayfadaki,
mermer harflere gömülü,
mermer şiiri
okumaya devam etti;
"İşte geldik gidiyoruz, ()
hoşçakal Kardeşim Deniz,
biraz çakılından aldık,
birazda masmavi suyundan,
sonsuzluğundan da biraz."

Emekli Muallim Muharrem Kadir
Meraklı olduğundan mı kimbilir;
Şimdi merdivenleri tek-tek inerek geri,
dalgalı sayfadaki şiiri,
gözlüğünü takmış,
metinden uzaklaşmış
bir şekilde düz olarak okuyarak
indi bir basamak;
"Işığından birazcık"

Bir basamak daha;
"Birazcıkta kederinden,
birşeyler anlattın bize
denizliğin kaderinden"

Son merdiven;
"biraz daha umutluyuz,
biraz daha adam olduk,
işte geldik gidiyoruz,
hoşçakal Kardeşim Deniz.
17çEylül.1958"


Muarrem Kadir,
aynı zamanda şair;
-kendisini oldum olası öyle bilir-
"Acaba Nazım bu şiiri
Haydarpaşa Garı otel olacağı içinmi
-sanatçının geniştir hayali-
1958 yılında, yurdışında, Pitsuna’da yazdı?"
Diye düşündü,
buna martılar bile güldü;
"Bende gidebilmek için yurtdışına
acaba
diktatör mü demeliydim
İsmet Paşa’ya,
böylece hapsemi girmeliydim?"
Dedi.
Köy Enüstitüleri‘ni başından beri sevmezdi,
hele oradan gelenleri,
sonra çok parti,
nihayet demokrasi.

Biri; " Haydi Bey, ileri,
tireni kaçıracağız!" Diye onu öne iti.
Emekli Muallim Muharrem Kadir Efendi
çekildi yana
ama
mermer erdivende oturan,
tunçtan Nazım’a bakan
kısılmış gözlüksüz miyop gözleri;
" Ben çoktan kaçırdım o tireni!"
dedi.

Tek arzusu Paris’e gitmekti;
" Herkes gitti,
bir ben,
neden?"
Sebebini bilmeden
birgün sınıfta
öğrencilerin önünde gözyaşlarını tutamadı
ve
hüngür-hüngür ağladı.

Zengin bir aileye iç güveydi
Eskişehir Atatürk Lisesi edebiyat öğetmenliğinden emekli
Muallim Muharrem Kadir Bey,
iç pilav gibi bir Şey!
-zeytinyağlı, kuş üzümlü, çam fıstıklı, dolma baharatlı-
çözdü işaret parmağının kancasıyla, gevşetti gravatı;
„ Medeniyet Yuları!“ derdi,
yinede giyerdi.
Sonrada beyaz gömleğinin kolalı yakasını kollayan
sedef, mini, dört delikli düğmeyi çözdü,
cepkeninin üst cebinde sokulu duran
beyaz mendili çekti-çıkardı,
gözyaşlarını sildi,
mendil öğrencilerden utandı.

Çok şiir yazdı,
hatta kendi parasıyla bir kitap bile çıkardı;
" Nazım’ı taklit etti!" denir.
Başarısızlığına hep onu sebep gösterir;
" Ne yapmak istediysem onu yazmış,
bana birşey bırakmamış!" der,
hayat hikayesini ve şiirlerini ezbere bilir,
hem kızar-hem beğenir,
hem sever-hemde tenkit eder;
" Ne yazmışsa benden almış birader!"

Eli değmez kaleme
Nazım’ın şiiri
kendine özel bir gevelemedir
ona göre;
" Niçin taklit edeyim,
kendimi tekrarlamak için mi?"
Bitirmeden bozar şiiri,
hatta başlamaz bile!
Ulaşamadığı ciğere
"Mundar!" diyen kedi gibi
bilir,
yazacağı şiir
ustasının eseridir.


(
) Nazım Hikmet - Memleketimden İnsan Manzaraları 1 -
(
) Nazım Hikmet -Hasretin Adı- Ammann Yayınları - Almanya - Sayfa 244-
Bu üç portre „HAYDARPAŞA GAR OTELİ ŞİİRKAYELERİ (9) dan aynen alınmıştır. Şiirkayelerin tümünü oguz can hayali takma adım altında edebiyatdefteri.com’da okuyabilirsiniz

Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Portreler (41) Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Portreler (41) şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
PORTRELER (41) şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL