1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
834
Okunma

Aslında ben,
karanlık bir yer bilmezdim hiç.
Karanlığı bilmediğim o zamanlarda
nur inerdi evrenin her köşesine.
Her taraf öğle vaktine tutuluydu.
Aşka tutulu gözler gibi.
Köşe, dip bucak hep aydınlık
yoktu çünkü gölgenin adı bile ortalarda
Gözleri süsleyen bu koca evren
sis farının altında kalmış ateş böceklerine mi benziyordu ne?
Bazen görürdüm,
yıldızların göz kırptığını birbirlerine
Aklım sende dercesine.
Çünkü yıldızların o zaman da elleri yoktu.
Zamanın yine bir öğle vaktinde,
evrenin tüm yıldızları küsüverdiler güne.
Yıldızlar, güneşler
bir bir söndürdüler içlerindeki ateşi.
Bilmezdim gönül ateşinin birdenbire söndüğünü.
Yiyip bitirmeden seni
hiç söner miydi
bir kere tutuşmuş aşk ateşi?
Sonsuz kere sonsuz ışıltının yerine
hiç bilmediğimiz bir şey geldi.
Hiç bilmediğimiz ve görmediğimiz.
Fısıltı halinde yayıldı adı: karanlık.
Önce turnalar taşıdılar
hiçlikten bizim diyara adını…
Çünkü karanlık
ilk turnaların kanatlarına vurmuştu
siyah damgasını.
“Kara”yı bilmeden daha,
her canlı ve de her cansız
gark oldular karanlığa
Tüm hayvanların, tüm ağaçların,
Ve hatta taşların, kayaların, dağların bile
yapışı kaldı, karanlık, bir yanına
Bir tek ateş böceklerinin yoktu gölgesi.
Siz bilmezsiniz
O zamanlar ateş böcekleri
bebek yıldızlara gebeydi
Karanlık, gölge ve gece.
Hepsi de o gün miras yazıldı güne.
O günden bu güne
karanlık vurunca güne,
gökyüzünde küs yıldızların kalp kırıkları parlar
Yine aklım sende der tüm yıldızlar.
Bu yüzden belki de
aşk denilince ilk karanlık gelir
küs bekleyen gönüllere.
Çünkü yıldızlar,
karanlıktan da önce
küslüğü hediye ettiler yüreklere.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.