0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
636
Okunma
Gelmeye göre haziran sıcakları;
Yuvarlak tatlı,
çifte küpeli
vişne kırmızısı renkli
meyvalarla dolandın,
Kiraz Ağacı’m.
Üstünde öbek-öbek
kelebek-böcek
haşır-neşir,
yaprakların zümrüt yeşil,
meyvan ballı-mı-ballı,
dilim damağıma yapıştı kaldı.
Şu anda ülkemde
her nedense;
bir saray uşağı,
bir entellektüel avukat ahmağı,
aptalca
hem kendine atıyor kazık
hemde başkan olduğu Meslek Odası’na,
yazık!
Mangaldaki ateşi almaya maşa olarak kullanan,
keyifinden el -avuç ovuşturan,
iki diplomalı bir Hünkar ise sarayında çok mutlu,
ateşten eli yanmıyacağından.
Günün birinde “Kadı Başı” olmaya umutlu
böyle bir adam,
böyle bir avukat
birgün köşeye sıkışır mutlak.
“Ben önermedim Çoklu Baro’yu!”diye
kendince başka bir oyun oynuyor
ve kendini kurtaracağını sanıyor!
Adı üstünde;
Bu bir Ali-Cengiz Oyunu!
Sen tabiki bilmezsin ne Baro’yu,
ne Ali-Cengiz’in kim olduğunu
değil mi?
İyisi mi,
Her iki masalı sana
başından-sonuna
anlatayım
Kiraz Ağacı’m:
“Vaktin bir zamanında
Ali-Cengiz adında
her türlü hile ve ayak oyununu iyi bilen,
kılıktan-kılığa giren
düzenbaz-hokkabaz-madrabaz cinsinden,
hüneri ile ünlü bir sihirbaz varmş.
Bu feyz oğlu,
-yani ilim ve bilgi dolu-
namı Metin olan
-cessur ve dayanıklı adam-
korku ve baskı ile yönetilen bir ülkede yaşarmış.
Gel zaman-git zaman
sihirbazın ünü dilden dile dolaşmış
Hünkar‘ın kulağına gelecek kadar da artmış.
Bu adam
kimlik ve kıyafet değiştirdiğinden durmadan,
onu tanımıyormuş hiç kimse.
Her neyse;
İtibardan tasarruf etmeyen Sultan merakından çatlamış
-tabiki lafın gelişi-
ve ferman çıkarmış.
Demiş ki;
“Kim Ali-Cengiz oyunlarının sırrını
bana açıklarsa,
yapacağım sarayıma „Kadı Başı!“
ve evlendireceğim onu biricik kızımla.
Birçok kişi koyulmuş yollara,
hepsinin emelleri boşa çıkınca,
Keloğlan misali bir velet;
„Masal bu ya!“ diyerek,
başlamış aramaya bu Kısmet Kuşu‘nu
vede günün birinde
bir yerlerde buluvermiş onu.
Birde ona çırak olup, sırrını öğrenince,
yanından kaçıvermiş gizlice bir gece.
Ama ustası Ali-Cengiz durur mu?
Tabiki düşmüş peşine.
Yelken kulak çırak da çok kurnazmış,
kanat açar-kuş olup uçarmış.
Ali-Cengiz kartal olmuş varmış kuşun yanına,
oğlan it olmuş, Ali-Cengiz kurt
başlamış amansız bir kovalamaca.
Her ikiside böylece değiştirip kılık
hünerden hünere geçe-geçe,
gelmişler Meraklı Sultan‘ın ülkesine
ve oğlan bir demet çiçek olmup atlamış kucağına.
Şaşkın Sultan aval-aval bakarken olanlara,
Ali-Cengiz küçük bir kız olup yeltenmiş çiçeği kapmaya,
çiçek dağılmış, bir avuç buğday olup yere yayılmış,
Ali-Cengiz tavuk olmuş buğdaylara saldırmış,
oğlan tilki olup-tavuğu boğazından boğmuş.
Hükkar ise birden-bire aslan olmuş;
„ Ben, benden daha akıllı olana dayanamam!“ demiş
ve salak tilkiyi yemiş.“
Bu masaldan alınacak hisse ise şöyle;
Ülkemde bugünlerde
avukat olacak
bir kepçe kulak,
durmadan kıyafet ve kişilik değiştirip,
madrabaz, sihirbaz, hokkabaz, düzenbaz, canbaz
bağnazlığı ile
tilki gibi kurnazca gayesine ulaşacağını sanıyor,
bence yanılıyor.
Birde; “Grup Yorum suçlu!” diye
Ölüm Orucu uğruna ölenlere
dil uzatmazmı bu yalak?
kafam ha attı, ha atacak!
Direnişleri uğruna
yürüyen Baro Başkanları
Polis tarafından sokulmazken Ankara!ya
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
bu avukat
yandaşlarıyla Anıtkabir’e gidiyor;
“Şip-şak!”
Ata’mın huzurunda birde Fotoğraf çektiriyor.
Ben insan olduğumdan utandım,
Kiraz Ağacı’m?
Keşke senin gibi bende ağaç olaydım,
olaydım-olaydım da
her baharada çiçek açaydım;
haziranda meyva
İnsanı mutlu kılmaya,
arı-kelebek-böcek
üstümde öbek-öbek,
haşır-neşir,
yapraklarım zümrüt yeşil,
meyvam ballı-mı-ballı,
doyurmaya insanı,
sonbaharda solunca yaprak,
kopup-düşecek toprağa
umut olarak
her yıl yeniden doğacağım
yaprak-çiçek-meyva olacağım;
“Tadlandırmak için gözü, nefsi ve damağı.”
Ama ülkemde bir entellektüel insan ahmağı,
nedense anlamadan yaptığı hatayı
kendine atacak devamlı kazık,
başkan olduğu Meslek Odası’na yazık!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.