0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
1173
Okunma

İNCELİKLERİN EFENDİSİ
kuşu vefat eden çocuğa taziyeye giderdiniz
rengarenk ebabiller yağardı gül şerbeti kıvamında
hıçkırınca yavrular; namazlar, dualar kısaltırdınız
mukaddes Sina dağı gibi mübarek sırtınızdan
pak torunların inmek istemeyişi gönlüm umarsız
gözyaşlarının tadını iyi bilen mecalsiz diller hatrına
geceler, gökadalarca çullanırken yüreğimin boynuna
ruhumun çocukluğu ahlarken gövdemin mağarasında
siz ki hizmetçilerinize dahi öf bile demeyendiniz
söküğünüzü diker, karnınızda taşlarla gezerdiniz
ayinlerinin kibriyle -piştim- der iken nice kavuklu
günde en az yeştmiş defa; aşkla istiğfar ederdiniz
cümle canlılardan; ezilen emekçilerin safındaydınız
ortaya doğru yeşertip öğütleri kimseleri kırmazdınız
kölelerin ki, azadı için hiçbir fırsatı kaçırmazdınız
anlatmaktan anlattığını yaşamayı kaçırmalar değildi
yaşamaktan anlatmaya vaktinin kalmayışı sahih sevgi
ürkek tavşanların mahzun ceylanlarla buluştuğu
altından saflıklar akan ırmaklar gibi bir geceydi
zarif nehirlerin başını taştan taşa vura vura çağlayıp
uçurumlardan şelale olarak atlarken ki nezaketi
gibi bir havaydı hilalin pırıltısı vururken alın yazgımıza
meltemlerin korosu, resmi törendi kulak zarlarında
ve hasretin şu dağdan yumruğu gırtlağın yatağında
ve zulüm; suskudan tükenen dilceler kördüğüm
vurulan masumların babasından kurşun parası isteyen
otokratları şimdi hangi tarih kabul etsin hafızasına
ey kalbimizin diktatörü siz diktayı bile güzelleştirirdiniz
yeter ki bir işe başlayın, kılınçlar çiçek açardı buzulda
gitmeseydiniz, bitmeseydik, tutuşsaydık yağsaydık
sevdası için kavrulan cehennem gibi küfür tepesine
sessizliğiniz, aniden bastıran mutlak bebek gülüşleri
durgunluğunuz, boraları çekip dindiren kadim kasırga
dolaşırdınız, kuşlar uçardı sanki okyanusların dibinde
canlar sizsiz, vadilerde şaşkın gezen şimdi dilsiz “Şuara”
GÖLYAZI
zeytin ormanları, gam leylekleri
sazlıkta salınan nazlı sandallar
Apolyont gölünde mahzun gökada
Ağlayan Çınarını ağlaşmakta
sevdaya pervane yel değirmeni
Eleni’yle Mehmed’i anlatmakta
yerinden yurdundan eden acılar
bazı mevsimler çınarın göğsünden
birkaç damla kan olur göğe damlar
uğultular duyulur Rum evinden
derler ki; aşkları ah olup tozar
çığlıklar yükselir harabelerden
ey devrik ulu çınar; bir bilseler
ne sırlara şahid ihtiyar gövden
koynunda can veren nice hasretler
hesap günü için bir mahşer bekler
miras hatıralar, Mübadele’den
yüreklerce çarpar zerrelerinde
çığırsın mayanı Zambak Tepesi
dallarında; Taş Mektep öksüzleri
Kazım Paşayı hayırla yad etsin
dağlan hey Gölyazı, ağla ve çağla
saplı durdukça tarihin bağrına
sönmez hakkın hilali karalarda
MAHZUN SEVİNÇ
yaşamın en güzel sahne performansıydı rol yapmamak
içindeki o tamtakır kavanozun kapağını bir sıyır da gör
içlerden göklere kanatlanan ne kelebekler keşfedeceksin
bayındır bakışlar, güzel bereket suda
tadılmazın tadı mı, görülmezin yüzü mü
dallarında Gülibrişim çocukları; buruk
Petunyalar; kar suyunda serpilen kainat çiçeği
yeşilin nefesini hisset, ak mavilerin taksimini
ıslığını bozkırların, meraların utancını buğuda
ruhunu poyrazların, gülüşünü yağmurların, dansını ateşlerin
içindeki boşluğa batırdığın çiviler gibi ceset kokan şehirler
içindeki evrenin yıldızlarını keşfet gözlerini çevirip kalbine
bir vapur Nuh adaşı; hayret makamı özerk düşüncelere
ve güneşte kavrulan esmer merhamet bozkır teninde
bir ormanda bir ırmağın bir ceylanla buluşması endamlar
sararmış mahzun fotoğraflar emsali kartondan albümlerde
filmleri kopmuş özlemin; paslanmış denklanşörü gurbetin
gel etme gel etme gülleri tomruk; ahvah çiğdelerinde
gül şerbetine uzatırken ağzını dibine inen serinlik sanki
hilalden bir güneşin altında gölgelenirken Güzbatımı
ölümün üzerine sürüyor motorunu Hamza yürekli
panzerlerin altına yatan Ömer öfkeli kalbi kırıklar
savaş uçaklarına tornavida fırlattıran gariban sevda
bir ateş ki tutuşmaz her fitilde en doğru en dobra
yalan oğlu yalan; yiğitlik destanlarında gördüğün
öldürmeler değil yaşatmaklarmış asıl kahramanlık
tankları durduran o şefkat çıplağı ellerimizden öğrendim
kendisine çevrilen hain namlulara; konuşur gibi mikrofona
son anda dahi -gel vazgeç evladım- diyen ananeler mesela
utanır sloganlar; işte bu anlatılmaz işte bu yaşanır
idam isterken bile şu heba edilenlerine üzülen kırgınlık
tutuşmuş Hakk aşkıyla kavrulmuş derviş cehennem hey
sevgilisinin hasmını beklemektedir; taşkın
içimde hep bir senler beklemektedir, aşkın
beklemek; beklemektedir, beklememeyişleri
beklememek; beklememektedir, bekleyişleri
gayrı eminim, hüznün en yakıştığı gönüldür mahşer yeri
KIYAM SAATİ
biley taşlarıyla sevişen çetin kılınçlar
bilenişin koynu tırmalayan yalçın düeti
hıyanete vefa, zulme ıslah, çalıma vicdan
markası mıhlanan
kepaze devranlardan geçtin
kıvrak ve keşşaf, bıçkı ve haklı
karaltıya bir kandil kısrağını sürerken dört nala
şamdanlıklar, hırıltılar, bazalt kokuları
ökçelerin o baygın tekrarında kaybolmadan
en derine sürülmüş mahkum
kınından sıyırmadan boykot sancağını
ruhsuzluğa, aşksızlığa, banka bankerlerine
doğrulmaz devrildiği yerden domino taşları
çünkü birlik, cümle lehçeleriyle veciz
daha elvan, daha gür, daha kokteyl
bin balyozdan tek yumruk gibi çökmektir tuğlara
oysa biliyordun, sancaktar olduğun kadar
tiryakisiydim sokulgan süzüşlerin
tayfunda uçuşan perçemlerine, dalgın
uyandıkça tomruklar, yiten saflık
içinde, büyüdükçe küçülen bir çıkra
oğlaklar, zeytin ağaçları, kıraç dağ etekleri
açtıran, acar içtenliklere filiz
ki fukara ocaklar, başkenti insan haklarının
insanlık, senatolarda bahsi geçen yalnızca
senatolar, tek dişi kalmış canavarın
edemeyip kendini kendine itiraf
yatsıların kuştüyü yastığında kıvranan yaratık
nefsinin dahi inanmadığı tıraşlarına
rağmen PR çalışmalarına, ikna odalarına
halklarının bile gözünde yosma
çünkü gümrahtık, bir ırmak ne denli olacaksa
alemi yoktu sökülmenin ifşa ajanslarına
yetiyordu bir dargını ondurmak
her lügatte barınmayan karşılıksız kelimesi
en fazla müminlerde anlamını bulmaktaydı
oysa katrandan kazınırken garibanlar
hazmedecek kadar alçak bir sinikliğimiz yoktu
yokluk bazen varlıktır
varlıklıydık ve rugan
duruşlarda parıldayan bir urgan gülbankımız
nerdeyse gözleriyle devirecek adamlar arasında
nerdeyse gözleriyle devirecek madamlar arasında
sendelerken de putçuklar
satırlarımız için can atıp durmaktadır
yeter ki bir rüzgar ya Rahman
neresinden başlarsak birleyecek
kenetlendikçe suskun
kenetlendikçe eforları tıngırdatan
orijinal bir seda
toplayarak dergahında
cihad diye çarpan fuad oğlu fuadlara
tarihi işlevini andıracak
aceb mutluluktan uçuştu mu melekler
seni gördükten sonra insan yaradıldı diye
seni yani nereye yükselebileceği insanlığın
hasılı onur, miracınla insan fıtratına
ölüm ki bildirir kıymetini ebediliğin
göçtün ve güzelleştirdin
kalbe mevti, göçtün fakat
bu paramparça surları kardeşliğin
çaktı yokluğunun zorluğunu körkütük boğaza
şimdi bu kumandan yelkenleri fora
bu sultan gemileri dans ettirecek zilanlarla
mürettebat hani
bir Sur nefesi elzem
birleyen kıyamlara
uzakça afradan, tafradan, hanlık hırsından
bir de İsrafil
baştan ayağa uyaran
uyanışları birbirine varis kılan
hızırla kırkbirinci saate uyandıran
KALBİSTAN GEMİLERİ
pek sever saklambacı sevda dediğin
evladı aç kalmasın diye günden güne
zayıflayan varsıl babaların sayılan kaburga kemiklerinde
anaların demirden yoksun ama metalden pehlivan kanında
pek sever saklambacı sevda dediğin
nice aydınlıklar ki karanlık
nice karanlıklar ki aydınlık
gösterir aydınlığa kimliğini karanlık
öğretir karanlığa benliğini aydınlık
ne çare inkarlara beyazlar ışıklar içinde
ne keder imanlara yusufçuklar kuyusu
oysa küpeşte kılan geceyi sır olmaktır
kaybolana söyle derman hangi ışık
pek sever saklambacı sevda dediğin
neyleri nargile gibi tüttüren adamlar
birşey kaybetmez takip etmemekle gündemi
ceplerinde aşkın gözyaşları çiçeği
yaprak güzeli yatsılardan
patiska seherlerden ahşap oyalardan
ovalara güldancası kurulan obalardan
aktolgalı otağlardan
cana bir sinan timsali saplanan
kederi kaderine Elest bezmindensadık
kökleri göklerin ve dalları kürenin göğsünde
öyle bir yakılsın ki Kalbistan Gemileri
kalmasın fedakarlık çiçeklerinden başka
ırmaklara bırakılan ümitlerin öksüzleri
sürsün firavunları gazabın kızıl denizlerine
destanını -aşkı cephane diye taşıyanlar- nakşetsin
gamları gerdanına ney gibi üfleyen adamlar
düğümlene düğümlene çözülen elmaslarıyla
füzeli akşamlarda kırlentleri kanter içinde bırakan
milyonlarca yavru ağlarken utanan sırıtmaktan
vebalinden hayır onlar da sıyrılamayacaklar
şimdi mevsim, mahşerde yakalara takılan çocuk elleri
durdukça boy veren düşler gayrı tartıların denk düşmesi
öyle bir zaman ki bu çaresizlikten tarifsiz cinnetler
çağın Ömerlerini dahi ölümün ötesine karşı sarartan
duvarlarda milyarlarca çatık kaş sanki sıfatına
daralıyor sıkılmış yumruktan kurusıkı sadırlar
döşler ki öfkeden çıldırmış saatli birer bomba
toplansa cümle ruhiyatçı değil derman ümmetin yalazına
derdini boynunun küfesinde taşıyan adamlar
çünkü birşey yapamamak herkesin birbirinden kaçırdığı
ama buruk muhitlerde ağzına kadar dolup taşan
burada sanarken hayat sürdüğünü bostanına
orada adalet merhamet için yaşamaktadır artık
çünkü Suriye akkordan bir zülfikara dönmenin adıdır
eninde sonunda siyonizmin başında parçalanan
milyonlarca şehadetten sonra içine çekebildiğin ıtır
Cebel-i Târık’da bir figan asırlardır dolanıp durmaktadır
çünkü kıyamet kıyamet büyüyen bir diriliş vardır
bir velâdet için ya Rab
ne cehennemler dalgalanıyor
MAVERA TAKVİMİNDE BİR YAPRAK
kırımlarda, beraber katledilirken
evladına kefen olmuş valide cesetleri
çünkü anneler, şu zamanda bile
çabalar, vefatı nazik göstermeye
kınalı kekliğine, kırkı çıkmamışken
bambaşka yörelerde, apaynı sahne
hiçbir şey olmamış gibi devam etmek hayatına
günde milyarlar kere, çok kahkaha, az insanlık
nafile değil, hoyrat sokak köpeklerinin
gittikçe daha fazla imtinası, gelip geçenden
oysa gümlememiş ketum füzelerden
saksılar, oyuncaklar çıkaran mustazaflar
etti mi hicret, kuşunu, kedisini unutmayan
işte bu sessizlere, cevrederken tiranlar
masumu terörist, teröristi kahraman
vatanseveri hain, haini yurtsever kılan
anırırken ıslah diye bozgun üzre bozgun çıkaran
bir çeperi, bakışlara çekmek istiyordu
oysa tam bu zamanlarda tam bu noktada
hayır, değil -az sonra, yok -şimdi reklamlar
tuzakların üstünde bir tuzak vardır gerçeği
usanmadan asırlardır, devreye giriyordu
cerenlerin sıcacık gülüşünü
bölüşürken erenler, şurada
helak olmuş bir kavim gibi gözler yeşeriyordu
ertesi nesillere, ibret mirası, kalan talan
ağarırken ağır, erkler, bükümler, hendeseler
cümbüşler, tin saatleri sanrı köşklerinde
esrardan savruk, cismiyle bir tan vakti garb
şarka dönüşecektir, yeter ki çemren
çünkü asla dönmeyecek faytonlar balkabağına
sabretmek, yarısıdır dikey zaferin
BİLİNÇ YAZITLARI
idam, fizik saatinin durduğu hazin zaman
yeni bir doğuma yüklü, körpecik devranlara
dibinde depremler gibi sızlayan kemiklere
ne zaman aldırış eder varis nasıl bir demde
uykular mı gözlere, uyanışlar mı yakışır
bilmem kaçıncı bahar, gökte kaçıncı ıtır
söyleyin ey rahimler, ekin ne vakit biçilir
özünden kıyametler taşan yiğit asker vaktindir
sen haykırmasan ben haykırmasam hangi devir
eğrileni kılıcıyla; nerede, kim düz edecektir
çarpar alemin nabzı hakkıyla atan yürekte
mağlubiyetten başka galibiyet mi var katle
inleterek enseleri, muştuların muştası
doğunca emekçiler birbirinin tam aynası
kaynaştıkça hakikiler; zırhlı, roket işlemez
musibet olup yağsa dünya bu bilek bükülmez
teknik, sadrına iman üfürmeni beklemekte
sanat, bağrına irfan nakşetmeni özlemekte
diller, kültürler Hakk’ın ayetidir, inkar etme
kendi ahalin için susadığını ey müslüman
kardeşine dilemedikçe düşün tam mı iman
değil mi ki cümlesi; teğmen ata yadigarı
nedir bu hınç bu telaş bu tüketme ihtirası
vallahi paramparça eyler son vahdeti
ileri gelenler, tanrı edinirse, kibrini
tufan olup kopsa evrenler ne keder Nuhlara
vardır her dem bir kadırga en dipteki ruhlara
kesilip nil/fırat/dicle, çağlayacak çağlara
Asr-ı Saadet nurun; iliklere, ırmaklarca
öyle bir kıvılcım bahşet ki bize ey Rabbî
görmesin başka bir çıkış yol kaçaklar dahi
saçılan kırıkları ancak yangınlar zamklar
öyleyse yansın yürekler ta kaynaşana kadar
BEYAZ KARANLIK
Gövdeyle kuşatılmış dinmeyen ruhlarımız!
Ağlar, yırtar kendini sonsuzluk diye diye…
Sanki evvelden tanışmış gibi canlarımız;
Yosun gözler boğuk kellede ürkmüşçesine.
Dalardın; sen değil, uzaklar koşardı sana.
Bakışların, sumruların sarsılmaz töresi…
Uyurdun; uyanışa dönerdi uyku, hırsla!
Nakışların, varlığa gebe bir yokluk sanki…
Çiçeğin yüreğinde çiçek açan polenler;
Anlatsın öykümüzü ceylansı yavrulara…
Yatağanlarla doğranmış batağandı keder;
Mahzunlar mahzeninde kurulmuş kursaklara.
Dikiş tutmaz ülküler çaçaron göğüslerde.
Mevte battıkça çıkardık doğumun yüzüne!
Tabutlar bağırıyor toprağın yüreğinde…
Kefenler, kuduruyor okyanuslar dibinde.
Duyamaz; yangın kuleleri bu cehennemi.
Bulamaz deniz fenerleri şu pus gemiyi…
Bir sıyrık ki, âlemler saklambaç pıhtısında!
Aklın dil, vicdânın göz kesildiği boyutta...
Sisten, çığlıktan bir kaledir beyaz karanlık!
Çektikçe çeker göğünü göğüne, haylazca.
Ah ne afet katliam; rahim nurda kayıplık!
Nadide eriyiştir; katışmak, karışmaza…
DEMLİ SAĞANAK
Dünyayı sömürmediğin ölçüde erkinsin!
Mülksüzlük; en hıncahınç mülkü zengin yüreğin.
Işık, yürekçe atar karanlığın büstünde…
Zulmün celladı adalet peşinde zalim bile!
Derviş ki sırf taliptir; talebi, talepsizlik…
Sığ seslere en gökçek refleks derin sessizlik.
Dikilmiş; inleyişler gibi mezartaşları,
Seyyahı durdurmak isteyen uyartı gibi.
İşkilsiz, kavrulanlar için kış bir bahardı;
İnleyiş ki beş mevsim dinmeyen ruh depremi.
Şimdi esmeyen poyrazların bereketinde,
Bir kuraklıktır gayzer kılan ötleğenleri…
Bahçeyi tatmak sizsizlikler işkencesinde,
Sağlamlaştırır bülbülün bağır kafesini…
Çatlar kafatasları yeryüzünün koynunda,
Başı dik gözü yerde kuşlar gezer magmada.
Çürümeye kıyamayan çocuk kemikleri…
Çatırdar; ahların arşa yükselmesi gibi.
Önlesin kalbin bakır zehrini kalaycılar!
Hüngürdesin sipsiler; dile gelsin uzaklar,
Gassalları kızartsın gazelinde kıskaçlar…
Dalgalansın canlardan bir umman yaşamaklar!
Körükler, esnedikçe tımarhaneler boyu…
Keskin pas; tırnak kılar bronşa her soluğu!
HELAL GÜZELLİK
Yüzleri tanınmayan cesetler arasında;
Tanımama hissi ağır basan annelerce,
Öldü antik kaygılar beklenen gün doğunca,
Caiz cemal sofrası serildi ezgimize…
Deha deha yeşeren rasathaneler kalbin,
Eş zamanlı indirilen uzay roketleri…
Mümin filozoflar ki ecdadıydı bilimin!
İslam, medeniyetlere insanlık öğretti.
Ey kafataslarından parklar doğuran hande!
Yüksel yüksel büstümden üstlerin kursağına!
Ufalanır mumyalar azmin gömütlerinde!
Gıcıklanır kuşkular ruhların gırtlağında…
Dirilişe adaklar doğurmalı rahimler;
Akıncılar aşkına doğrulmalı gerdekler.
Anneler dantel gibi işlemeli yelkenler,
Örmeli yıldızlardan; ışıl ışıl şilepler…
Sılanın volkanik gölünde yüzen aşıklar,
Haşinleri inletmek o mertlerin cenneti!
Kabre definden sonra aniden canlananlar;
Anlayabilir belki bu araflar pistini…
Değil dudaklarla nefesdaş şu mısralarım!
Kendini bildiğini sanırsın, bilemezsin.
Sempati! Neye göre? Nafile çağrılarım,
Gözden bakan eremez görküne görünmezin!
KALABALIK YALNIZLIK
Ay: gökkuşağı çelengiyle arşta bir kuyu,
Namlular alınlarda volkanik kış mevsimi.
Buzulda har kesilen nabızlarda çarpan su;
Öksüz kalderalar gibi haykırır tevhidi…
Ölümcül yerle gök arası fışkıran hayat!
Çağırır; hepliğin, hiçliğin tek sahibine…
Uzay okyanusunda inci devran ne bayat,
Heyecanla gelenler hep gider çöküntüyle.
Onlar siyah aydınlık! Biz özgürlük tutsağı!
Onlar havra sessizlik! Biz barışın kurbanı!
Unutma! Ey boşluklar çölünden sızan feyiz,
Kumsaati yurdunda çıdamdır sermayemiz!
GÜNEŞ HİLALİ
telgraf tellerine dizilen kumrular gibiydik
nakışlarımız gökyüzüne dalarcası dolarken vatana
ezanlar saçlarını okşardı sayvan zarlarımızın
derimizde erkin ülküler gerilirdi tam ilkeli
alnımızda bağımsız bir yurdun hayat çizgileri
ellerimiz hür memleket kokardı batarken deryalara
büyüttüğümüz her gonca; çocuk bahçelerinde
kurulmuş bir Hakikat Devleti çağın ufuklarında
aşkın ahlakıyla sancağa çekilen nur yüzlü umutlar
ırmaktan sofralarca serilir içimizin kış çölüne
her dem yeniden diriydik yavrucak heyecanıyla
sola sola bağışıklık kazanmak bütün solgunluklara
yoksullar yönetseydi dünya iyileşirdi bilirdik
anneler başı çekseydi resmi kurumlarda dantel örtüeri
kibirli ve hırslılar ezse de arzın bütün çimlerini
toprağın sakındığı tohumlar henüz çürümemişti
ezilen gül içinde kabını yarıp çıkacak yeni bir gonca
inadına suladıkça azmi güzellik yorgunu vicdanlar
kötüyü iyiliğin selinde boğup yılmadan susturacaktık
güneşten hilalin gölgesinde selama duracaktık
yoktu ümitsizlikten ehem öldürücü nefretlimiz
karanfil yağmurlarına karışan ıhlamur burcuları arasında
hakkını arama meslekleri adalet gününe dek biliyorum
ama nasib et Rab cennetinde bile helal marşlar istiyorum
bizi ordun kıl diz sarsılmaz fazilet ipine ebabiller gibi
mazluma rüya zalime kabus eyle cehennemlerin tarzı
aşkın kâbesiydi cihad meydanları yoktu itirazımız
sevdanla vurur, vurulur, sevdanla yaşar, yaşatırız
DAVA ADAMI
kalemini asa diye kuşandın, kağıtlarını sahra
mahşerî bir sükûnetle haykırdın asrın sadrına
iki parça cama sığmayan o canlı bakışlarında
yaşama sevincin gibi serpildi müslüman coğrafya
bilirim düğünün bugün; Aliya’ya selam söyle Akif abi
de ki her belde şimdi Srebrenitsa inananlara
öyle yalnız bırakıldın ki şu hakikat davanda
ilk nefesini alır gibi verdiğin son nefesinde bile
takdiri bir başına karşılamak düştü nasibine
bir ömür çabaladın; çarpıştın Leyla uğruna
sonunda Halid gibi göçtün şehadet aşkıyla
Malcom’a selam söyle abi; Basayev’e, Ahmed Yasin’e
bil ki yarım kalmayacak bu çağrı ağır yüreklerde
haleflerin muştular serpecek mahzun makberine
şimdi bir Asım’ı olarak; Mehmed Âkif’e selam söyle
gözlerim durmuyor Akif abi, dinlemiyor mantığımı
Zarifoğlu ağabeyin serçeleri zikretsin toprağında
-dünya ne kadar da fani- dercesine yaşadın, gittin
Sezai üstad gibi devişi oldun kentin, kesilmedin
gelseydi elinden; bilinç için alemi belgesele çekerdin
Arakan’lı çocuklarca, Bosna’lı annelerce rahmet sana
komşu kılsın Rahman; Metin Yüksel’e, Seyyid Kutub’a
Kudüs’ü bileğinde saat diye taşırdın Pakdil gibi
görmese de gözlerin, imanın gördü hür Filistin’i
emaneti savaştığı emin elçide olan Kureyş misali
öyle edepliydin ki; hayran kaldı hakkın hasmı dahi
bildik eylesin Allah… evliyasına seni Akif abi…
Ömer’in, Ali’nin, Fâtih’in kalbine yoldaş etsin kalbini
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.