0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
1252
Okunma

MİHRİ
Lacivert karanlığı bir gecede
iki el silah sesiyle irkildi köylü.
Hemen sonrasında
“ah” nidası duyuldu.
Koca köy sessizliğe bürünürken
sadece köpekler havlıyordu.
Hemencecik ayaklandı köylü;
sığırcık göçüymüşçesine bir uğultu,
ardı ardına eklenen bağrışmalar…
Fatma teyze çıka geldi
ve sordu:
— Ne oldu oğul ne oldu,
bu çığlıklar neyin nesi?
Düşüncesizlikten olsa gerek,
Ali dayı tereddüt etmeden:
— Mihri vuruldu Fato,
Mihri vuruldu Mihri!
Mihri,
oğluydu Fatma teyzenin.
Oracıkta yığılıp kalmıştı Fatma teyze.
Daha nice hayalleri vardı,
nice umutları Fatma teyzenin;
bir anda dünyası yıkıldı.
Mihri,
ölmüştü artık.
Ama Fatma teyzenin düşlerine darağacı kurulmuş,
şah damarına neşter vurulmuştu.
Celladı,
oyarak gözlerini Fatma teyzenin,
yanan yüreğine su çıkarmaya çalışıyordu.
Fatma teyze biliyordu;
nafileydi içe ağlayışları.
Çünkü her gün bin kere asılacaktı düşleri,
boğazına düğümlenecekti çığlıkları.
Mihri;
on yedisinde,
zıpkın gibi bir delikanlı…
İlk göz ağrısı,
son beşiği,
tek oğluydu Fatma teyzenin.
Üstelik de babasız büyütmüştü Mihri’yi.
Aşkı tek soluklu öykülerde yaşayan Mihri,
o gece de köyden bir kızla buluşmuştu.
Pusuda bekleyen ağabeyleri kızın;
derdest ederek Mihri’yi,
getirdiler köy meydanına.
Namluyu dayayarak Mihri’nin alnına
sordular son sözünü.
Mihri yalvardı;
— Açın gözlerimi!
Neyse ki dinlediler Mihri’yi.
Açıldı Mihri’nin gözleri.
Önce çevreye baktı Mihri;
kimsecikler yoktu.
Meydan sessiz
ve Mihri kimsesizdi.
Sonra uzatarak elini göğe Mihri,
— Son sözüm şu olsun, dedi:
“Bırakın bu sevdaya ay şahit olsun.
Sevmediysem yürekten Zeynep’i,
yıldızlar birer birer gözlerimden soyulsun.”
Kızın ağabeyleri dinlemedi Mihri’yi.
— Namus ulan, namus! dedi kızın ağabeyleri
ve öfkeyle çektiler tetiği.
Mihri;
oracıkta yığılıp kalırken,
mahcup bir edayla çekildi bulutların ardına ay.
Yıldızlar ürkerek soyuldu gözlerinden Mihri’nin
ve düştü toprağa kan.
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (2)