4
Yorum
12
Beğeni
0,0
Puan
1694
Okunma

1 soru
112 cevap
O zamanlar
Bende
tıpkı senin gibi
Oralarda bir yerlerde
hayatın cilveleriyle saklanbaç oynuyordum
Hiç kopmadım
Kopamadım
Alnı açık
Başı dik köyümden
Külturümden
Kalbim öylesine perçinlenmiştiki
Binboğa’nın keven kokulu eteklerine
Bedenim göç etmiş olsa da
Ruhum hep oralarda ikamet etti...
Nasıl vaz geçilirki ?
Her mevsimi bir başka güzel
Adını andıkça hasreti genzi yakan
gül yüzlü sevgiliden
Karların kıyılarından göğe meydan okuyan kardelenlerden
Kayaların dibini mesken tutmuş
Eşine ender rastlanan siyah lalelerden
navruzlardan
mor sümbüllerin
Güneşin gönülleri ısıtmasıyla birlikte
yazı yabanı süsleyen
Seviyor mu?
sevmiyor mu ? diye
fal tuttuğumuz badem gözlü papatyalardan
Aşkın ihtirasından rengini alan gelinciklerden
Kır çiçeklerinin birinden uçup
Bir diğerine kanat çırpan kelebeklerin pırıl pırıl yaldızlarından...
Güneş tepeden dik dik bakarken
Kekiklerin dağ çaylarının
Bütün benlikleriyle cömertçe etrafa yaydıkları enfes kokularından
Pembe beyaz ve yeşilin
Gök kubbenin altında hoyratça seviştiği
Gözlerine çiğ düşmüş çoban döşeklerinden
Göğsüne hançer vurulan kengerin
Yüreği kanarken toprağı emziren merhametinden
Islığıyla bütün kara bulutları def ederken
Dudakları suya hasret topraklar misali çatlatan poyrazdan
Ağustos böceklerinin ruhu okşayan ahenkli şarkılarından
Ateş böceklerinin görkeminden
uğur böceklerinin uç uç sevdasından
Mehtaplı gecelerde çiğ kokusu ciğerlere zuhur ederken
Omuz omuza verilip
Beli kırılan muhabbetin iliklere işleyen hazzından
Nasıl vaz geçilir...? Söyle
Gençlik yıllarımı siyah beyaz bir
Kundağa sarıp sakladığım
Kalbimin ceviz kaplı çeyiz sandığınının göz kapaklarını aralayıp
El emeği göz nuru işlemeli patiskaların
Akfillerin katlarını didik didik aradım
Hatıra defterlerini tozlu raflardan indirip
baştan sona satırları irdeledim
Hafızamın zülüflerini
gümüş bir tarakla
tel tel taradım
Hatta
Tahtalı dağlar ile
Binboğa’nın arasını nasırlı ellerimle d/eşip
Toprağını kalbur ile eledim
Fakat
Ne sana
Nede bir hatıra izine rastlayamadım...
Kim bilir
Belki de
damarındaki kanın delice akmasından dolayı
Kavak yelleri esiyordu başında
Dikkatini başka desenler
Başka motifler çekiyor
Gözlerini başka renkler kamaştırıyorduysa ondan
birbirimizin görüş açısına girememişizdir...
Belki
Sen de
Ben de
Yoksulluğun dik yokuşlarında düşe kalka yürümekten
Ekmek ile süngü harbine girmekten
Hayatın cilvesine
nazına göğüs germekten
Başımızı kaldırıp şöyle bir etrafımıza bakınamadığımızdan
Belki farklı kulvarlarda nefesimiz kesilinceye değin maraton koştuğumuzdan
Belki de kader rüzgârlarının ayrı ayrı diyarlara savurduğundan
yolumuz kesişmemiş de olabilir
Veyahut
Evimizin taçsız Kraliçesinin
Hiç bir yabancı bağa ve bahçeye vize vermeyişinden de
Seninle yolumuz kesişmemiş olabilir...
Seni bilemiyorum fakat
benim yüreğim
Hayatla rus ruleti oynamaktan
Gençliğin misk kokulu
nev baharını hep ıskaladı
Buz dağlarının dik yamaçlarını aşıp da
Güneşin evreni ısıtan
O sıcacık şefkatli tenine hiç dokunamadı
Umudun endamlı yüzünü hiç mi hiç göremedi
Kısacası
Ömrümü ç/alan yıllarda kulaklarım
Aşka dair hiç şarkı dinlemedi...
Sen de
kaderin beni sa/vurduğu diyarlarda
Bir alaçığın önünde bağdaş kurup oturuyor iken
Veya bir vadide
şırıl şırıl akan
nazlı bir derenin yanaklarına allık olmuş
Pembe panjurlu
küçük bir evsinin penceresinden baktığında
Görüş açına girse idi suretim
Hiç tereddüt etmeden
Tetiğe mi dokunurdun
Yoksa .............?
Hadi gel
Seninle el ele verip
Çıngıraklı yılanların diline pranga vuralım
Sonra
Bir yamaçtan bir yamaca şiirleri gerip
Güneş göğnüğü mısraların bağrına
sevda türküleri serelim....
Nafize
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.