6
Yorum
21
Beğeni
5,0
Puan
1662
Okunma
Öyle çok şey istemem ne Ferhat ol, ne Tahir
En koyu düşten kalkıp üşüyorken sev beni
Zifiri bir gecede vakitsiz bir ezanla
Gönlündeki ranzadan düşüyorken sev beni
Yalnızlık kamçısını şaklatırken arkanda
Sırt üstü çakılırken yere eyvah-ın kanda
Yara almış ruhuna üflediğin bir anda
Geçmişi bin ah ile eşiyorken sev beni
Bütün keşkelerinin oynatıp her taşını
Tomurcuksuz bir dalın silerken gözyaşını
Gönlümün dizlerine dayamışken başını
Düşlerinin sırtını kaşıyorken sev beni
Sen ki! Kayıp bir mektup adresi karalanmış
Sen ki! Her sevdiğinin elinde yaralanmış
Sessiz bir nehir gibi dilinde sıralanmış
O haklı isyanını deşiyorken sev beni
Elinde çatal bıçak bulaşık yıkıyorken
Ya da çoraplarını iç içe tıkıyorken
Olmadı seyir için balkona çıkıyorken
Elinde karton kutu taşıyorken sev beni
Hani bir rampada su kaynatınca aracın
Ve hakkın çalınınca gasp edilince tacın
Hançer gibi batarken topuklarında sancın
Binmek için servise koşuyorken sev beni
Koynunda yasak bir düş son tövbeni yok edip
Sıratın kıyısında leylayı da yük edip
Cebinde saklı en son ihtimali tüketip
Batan güneşe düşman yaşıyorken sev beni
Dersin ’gecenin bile kalmasın bende ahı’
Öyle ferman buyurur gönlünün padişahı
Gözlerin ihbar sayıp zerre kadar günahı
Kendine her gün bin kez şaşıyorken sev beni
5.0
100% (17)