2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
934
Okunma
\Söyle diz çökeyim,
Söyle yönün nere?
Bende bu öfke, sende bu naz.
Tıpatıp iki kristal küre.//
Bilemiş ağzını zehirli bir dille.
Konuşur durur yavan işçi kızları.
Havasını suyunu şehrin.
Kutupları uzak.
Saçları bir yıldızın ağırlığını taşır gibi.
Ey aşk diye başlar gün,
Ve solunur yol kenarı saksılarda manolya.
Eteklerini rüzgâr kaldırır,
Yüzündeki tebessüm sultan tiryakisi.
Biraz göğün kızıllığı,
Hani biraz da kül grisi.
Tebeşirle çizer duvara resmini sevmelerin.
\Sokakta unutulmuş kedi yavrusu
Gibi seslenir arkasından çocukluğunun.
Duymaz ki duyana aşk olsun!//
Karşı kaldırımda ihtiyar ağaç,
Yapraklarını öksürür.
Vakit güz.
Kuşağı belinde küheylandır hava,
Yel üfürür
Toz götürür
İnce bir hastalıktır aşk
Ya da delilik düpedüz.
Şimdi sen inzivasında bir ölünün;
Son uykusu kadar güzel,
Son sözü kadar değerlisin.
Ne bir gül ekiminde
Ne bayrak dikiminde
Ne gün akımında
Ne saç büklümünde
Ne kent ikliminde
Rastlanmazdı izimize.
Soframızda
Bir parça ekmek
Birkaç zeytin tanesi
Yeterdi ikimize.
Biliyorum...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.