0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1780
Okunma
sıratta uğrarken düştü dilimde
iki hece:biri nun biri la
sabahın köründe çalılıklarını koparan
ve anne diyen çığlıklarını koparak
medet umuyordu.Muhamed’i bir gelinlik
ayakkabılarını düştüğü mezar yolculuklarında
heyelanı gelişine bağlayan bir senfoni çalıyordu tepemde
kıyametin ömrünü hiçe saymadan
bir ölüyü sevmek ne güzel
ve bir mezarı öpmek
bir çaya aşk kaşığını katıp koyunları kaçırmadan
bir mezar başında içmek seni
yağmura düşen kar taneleri
denize düşen bir damlayım ey iblisin de tanrısı
salya akan salyozun dantelinde kaybolmak
helak olmadan insanlara muhtaç olmadan
bir biti ve bir sineğe pencere açmak doğaya zulmetmeden
sarhoş olmadan hiçbir mısrada akşamın körelttiği gece var mıdır
ev almadan komşu alınır mı?
nasip olur bir cennetin sekizgen odasında
oturup da koltuk üstünde üzüm şarabından
içmek urur ayna zulmetmeden tepsilerini hurilere
gezdirtmek hiçbir havaya girmeden
sevmek sevilmeyi bekleyerek
en çok da seni aşkla en çok da seni
düğünde oynayan gelin gibi seni seyretmek seni
vahidim kahharım pişmanım diyen
cehennem uzuvları kadar seni anıyorum
bazen bu şehirde küflenmiş
duygularla hecelerin hortumuna atıfla
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.