5
Yorum
13
Beğeni
0,0
Puan
1151
Okunma
sisin içinde yürümek gibi
karanlığın boyuttan muaf mesafe algısızlığında
öyle derin
öyle büyülü ki
körlüğün diğer duyulardaki algıyı ivmelendirmesi
renkleri değiştirmeye yeter mi
kim örüyor duvarları
kimin bu ayak izleri
neden, ellerin çekilecek olduğunda
soğuyor ellerim
ben,
yaprak gibi titreyen biri değildim sevgilim..
..
ey kendim,
ne vakit seni kendimden terk etmişim
eskitilmiş aynaların yüzünde beliren çizgiler
metali yoran hüzün
ve kalbime çöreklenen ağrının habisten iyi huya evrilmeye meyleden amansız ur’u
sen,
gamzende beliren gülüşün çukuruna gömerken yüzümü
dünlerin kapı arkasına astığım hüznün yüzünden düşen bin parça
şuurunu kaybediyordu mutluluğu her görüşünde
mutluluk işte
her görüş gününde yoklaması gibiydi
buna sebep olan her ne varsa hayatta
tek tek
saçından tırnağına
yoklama alırcasına
ah içime düşen kor
suya set çeken endişe
kırmızıyı yutan siyahi bir kördür kuyu
ve o kuyuya taş atan evham
oysa hüznün saçları uzamadan
kulak hizandan kesecektim
ellerime tutuşturduğun kırmızı makasla
..
hay Allah
aklıma ne geldi bak
aynı makasla kurdelası üzerinde hediyeler de vardı
benzeri olmayan törenler tertip edip
kesecektik el ele
her giz kapısının..açılışı niyetine
sen,
şehrin anahtarını verecektin sonra
ben,
fethettiğim şehrinin bahtiyar kumandanı
şarap mı,
o, sonraki hikayenin en ince detayı..
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.