4
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
1335
Okunma

Bir kahvehane gürültüsünde şehir
keder tam teşekkül
kendi gölgesini çiğneyen ayaklar peş peşe
öfke bir an çekip gitmiyor dahi
yaşadığını sanıyor telaşlı hayatlar
ceset gibi kokuyorlar
sonra duruyorum
duyuyorum derinden
yağmurun ilk damlasını yutan toprağın sevincini
kimilerine haindi toprak
onlarda kimyasını böceklere yem edecekti
yılan olup soksan dahi
dünya kurtlar sofrası
bildiğimiz unuttuğumuz kadar
hep başladığımız yerde
kırılan kolumuzu, kanadımızı ararken
ne kadar kaybolduğumuzu anlatırdı
talan edilmiş kütüphane ölüleri
hakikat göklerde sayfa sayfa toz ve kül
köpekçe saldırıyor benliğimize anılar
rahmetsiz düşler tutuyor yakamızdan
borcumuzu yine ödeyemedik
pişmanlık neden bu kadar geç gelir
aminsiz yeminler çöplüğü
alçak binalar arasında
ifadesiz anlamsız bakışlar
rüzgarı doğuran fırtına vuruyor suratıma
anlamını arıyorum,
yalan mı hafifletir gerçeğin sancısını
cahil topluluğu bu şaklavanlar
ilmine çan takan usta palyaçolar
zihni bayatlamış huzur
ve aşk olsun sana da zift kokan umut
feci sıkı sarılmıştım
yüreğimi kan tutuyor
şehre tonlarca yalnızlık yağıyor
kalabalık veda ettiriyor kendime her zerreme
merhamet içimde çocuk
incinmişliği bin yerinden gururun
öylece susuyor
öylece seyre dalıyorum alemi
anlamıyoruz birbirimizi
kulaklar sağırken bir nefes öteye
çakallar uluyor her köşe başında
hangi düşüncemin cezasıdır bu
kuduz olmuş ademoğlu
dişlerinin arasında can çekişiyor
yıkandıkça kirlenen ellerimi koynuma sarıyorum
tedavim yok
buzdan heykel gibi
şehrin kalbine dikin beni...
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.