0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1693
Okunma
Önce söz değil sükut vardı
Zira söz gümüşse sükut altındı
Sükutun sesinde yalpalarken yankılar,
sessizliğin yerini devrilen harfler aldı.
Sonra söz vardı...
Söz ummansa ,
duygular dalgaydı
Dize dize çoğalırken zihinden geçenler,
zihne tek engel geçmeyen zamandı
Zaman,
an an
eksilerek çoğaldı.
Zaman için anıları eskitmek kolaydı
Eskimeyen belki bir tek şey vardı
O da
yürekteki nasır tutmuş yaraydı
Ki bu yara yalnızca
O YARaydı
Ardından bi karar yuvarlanırken kelimeler,
duygular pür dikkat kelimeye abandı
Şairlik olunca serde,
söz söylemek kolaydı
Kelama hakim bir şair
olmaksa asıl olaydı
Düz eylem cümleleri
sıradan ve yapaydı
Şuaralık bir yokuştu
ki elbette sapaydı
Tufan olup selamete
akarken kelimeler,
her selamın ucu
bir sedaya uzardı.
Şiir ki sevilene
en güzel nidaydı
Şiir ipsiz urgansız
maşuğa dolanmaydı
Askeri mısra olan
muazzam donanmaydı
Zamansız ve mekansız
sevgiliyi anmaydı...
Yeri gelip siyasete
politikaya karışırdı
Tarihten dem vurup
asırla an barışırdı
Şiirin güzelliğinden
süzülen yürek arışırdı
Acıyla hüzün her dem
şiir için yarışırdı
Artık yürekte sükut,
dilde söz,
elde şiir vardı
Yazmadıktan sonra iki dize
iki el neye yarardı
Şairi şair yapan
onmaz yaraydı
Bu yüzden kanayan her satır
O kansız YARaydı