2
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
49
Okunma
Sevgili Geçmişim,
Bugün sana bir mektup yazmaya karar verdim. Neden yazdığımı tam olarak bilmiyorum. Belki içimde yıllardır susturduğum şeyler artık susmak istemiyor. Belki insan bazı yaraları iyileştirebilmek için önce onların adını koymak zorunda kalıyor. Ben de bugün, ilk defa senden kaçmadan, sana dönüp bakmak istiyorum. Ama bu kez geri dönmek için değil. Seni bırakmak için.
Sevgili geçmişim, senin içinde ne çok şey bıraktım ben… Çocukluğumu bıraktım belki. Eski halimi bıraktım. Birilerine koşulsuzca inanabilen tarafımı, insanların söylediği sözlere hâlâ güvenebilen kalbimi bıraktım. Ve bazı geceler var ki… Hâlâ hatırlıyorum. Herkes uyurken benim uyanık kaldığım, tavana bakıp kendi kendime sustuğum geceleri… Kimseye anlatamadığım şeyleri içimden tekrar tekrar geçirdiğim zamanları… “Ben bunu hak edecek ne yaptım?” diye kendime sorduğum o günleri… Bazen cevabını bulamadım. Bazen de cevabın ben olduğumu sandım. Kendimi suçladım.
Keşke dedim. Keşke o söze inanmasaydım. Keşke o insana güvenmeseydim. Keşke o gün gitseydim. Keşke o kapıyı hiç açmasaydım. Keşke bazı insanları hayatıma hiç almasaydım. Ama insan geçmişteki kendisine bugünün aklıyla bakınca ne kadar acımasız olabiliyor… Oysa ben o zamanlar elimden geleni yapıyordum. Sevdiğim için kaldım. İnandığım için bekledim. Kaybetmekten korktuğum için sustum. Bir şeyler düzelir diye sabrettim. Ve belki de en büyük hatam buydu: Beni kıran şeylerin bir gün beni seveceğini sandım.
Olmadı. Bazı insanlar değişmedi. Bazı yaralar kapanmadı. Bazı sözler tutulmadı. Bazı vedalar hiç yapılmadan yaşandı. Ve bazı insanlar giderken kapıyı kapatıp gitmedi. İçimde bir kapı bıraktılar. Her gece yeniden açılan…
Sevgili geçmişim, sana kızgınım. Hem de çok. Benden aldığın yıllara kızgınım. Beni kendimden uzaklaştırdığın günlere kızgınım. Kendimi değersiz hissettiğim gecelere kızgınım. Ama en çok da kendimi susturduğum için kendime kızıyorum. Canım yanarken “geçer” dedim. Kırılırken “önemli değil” dedim. Giderlerken “belki geri döner” dedim. Ve her seferinde biraz daha eksildim. Kimse fark etmedi belki. Ben bile fark etmedim.
Bir sabah uyandım ve eski ben olmadığımı gördüm. Gülüyordum ama içim eskisi gibi değildi. Konuşuyordum ama bazı cümlelerimin içinde kocaman suskunluklar vardı. İnsanların yanında duruyordum ama kendimi çok uzun zamandır kendime bile uzak hissediyordum.
İşte bugün sana bunları yazıyorum. Çünkü artık içimde kalmasını istemiyorum. Bütün kötülükleri dökmek istiyorum bu sayfalara. İhanetleri… Yalanları… Kırgınlıkları… Gözyaşlarını… Uykusuz geceleri… İçime attığım cümleleri… Söyleyemediğim “neden?”leri… Ve en çok da kimsenin görmediği o sessiz çöküşlerimi. Hepsini sana bırakıyorum.
Belki bu mektubu bitirdiğimde yırtıp atarım. Belki yakarım. Belki küllerini avucumda tutup uzun uzun bakarım. Belki de bir kenara koyarım. Bilmiyorum. Ama bugün bildiğim bir şey var: Bunları artık içimde taşımak istemiyorum.
Çünkü ben yoruldum. Sürekli geçmişte ne olduğunu düşünmekten, kimin neden gittiğini anlamaya çalışmaktan, kimin beni neden yaraladığını sorgulamaktan yoruldum. Artık kimseye hesap sormayacağım. Kimse neden yaptı diye düşünmeyeceğim. Kim neden kaldı, kim neden gitti, kim gerçekten sevdi, kim sadece rol yaptı… Bilmiyorum. Ve artık bilmek de istemiyorum. Çünkü bazı cevaplar insanı iyileştirmiyor. Bazı cevaplar sadece yarayı yeniden açıyor. Ben artık yaralarımı açmak istemiyorum. Ben onları kapatmak istiyorum.
Sevgili geçmişim, sana bir şey daha söylemem gerekiyor. Seni affetmek zorunda değilim. Beni kıran herkesi affetmek zorunda değilim. Bana yapılanları güzel bir hatıraya çevirmek zorunda değilim. “Her şey bir dersmiş” deyip acıları küçümsemek zorunda değilim. Canım yandı. Gerçekten yandı. Ve bunu inkâr etmeyeceğim. Ama artık o acının hayatımın geri kalanını yönetmesine de izin vermeyeceğim.
Çünkü sen geçmişsin. Ben ise hâlâ buradayım. Bunca şeyden sonra hâlâ nefes alıyorum. Hâlâ sabahlara uyanıyorum. Hâlâ içimde küçücük de olsa bir yerlerde yaşama isteği var. Belki beni en çok ağlatan da bu. Bunca şeyden sonra bile kendimi tamamen kaybetmemiş olmam. Demek ki içimde benden geriye hâlâ bir parça kalmış. Ve ben şimdi o parçayı alıp yeniden kendime sarılmak istiyorum. Kimseye değil. Sana değil. Geçmişime değil. Kendime.
Bu yüzden seni arkada bırakıyorum. Ama öyle “hoşça kal” deyip bir gün geri dönmek üzere değil. Bu kez gerçekten gidiyorum. Senin sokaklarından, senin gecelerinden, senin insanlarından, senin acılarından çıkıyorum. Bir daha dönüp orada kendimi aramayacağım. Çünkü artık biliyorum: Ben orada değilim.
O eski ben orada kaldı. Ve belki de onu özlüyorum. Saflığına üzülüyorum. İnsanlara inanışına üzülüyorum. Birinin “kal” demesine gerçekten kalabileceğine inanmasına üzülüyorum. Ama ona kızmıyorum. Çünkü o elinden geleni yaptı. O sadece sevilmek istedi. O sadece biraz anlaşılmak, biraz korunmak, biraz da “ben buradayım” denmesini istedi. Ve şimdi ona bunu ben söyleyeceğim: Ben buradayım. Geç kaldım belki. Ama buradayım. Artık seni ben bırakacağım. Artık kimsenin beni bırakmasına gerek yok.
Sevgili geçmişim, belki bir gün seni hatırlarım. Belki bir şarkı çalar ve bir anlığına gözlerim dolar. Belki bir koku, bir sokak, bir tarih bana eski günleri hatırlatır. Ama bu kez dönmeyeceğim. Çünkü hatırlamak özlemek değildir. Ve özlemek geri dönmek değildir. Bazı şeyler insanın içinde iz bırakır. Ama iz bırakmak, hayatında kalmak demek değildir. Sen de benim içimde bir izsin artık. Ama hayatım değilsin.
Ve eğer bir gün geçmişim yeniden karşıma çıkarsa, ona uzun uzun bakmayacağım. O eski kapıyı açmayacağım. Sadece içimden çok sessiz bir şekilde diyeceğim ki: “Seni tanıyorum… ama artık seni hayatımda tanımıyorum.” Sonra yoluma devam edeceğim.
Çünkü benim hâlâ yaşayacağım günler var. Henüz ağlamadığım sevinçlerim, henüz tanımadığım insanlar, henüz görmediğim yollar, henüz kurulmamış cümlelerim var. Ve ben artık yaşanmamış hayatımı yaşanmış acılarıma feda etmek istemiyorum.
Bu yüzden bu mektubu burada bitiriyorum. İçimde ne varsa sana verdim. Öfkemi de verdim. Acımı da. Gözyaşlarımı da. İhanetleri de. Kırgınlıklarımı da. Ve şimdi elimde sadece kendim kaldım. Belki bu yeter. Belki de en başından beri ihtiyacım olan tek şey buydu. Kendim.
Şimdi bu mektubu kapatacağım. Belki yırtacağım. Belki yakacağım. Ve alevler kâğıdı yavaş yavaş tüketirken seni de içimde biraz daha bırakacağım. Ama bu kez ağlarsam seni özlediğimden ağlamayacağım. Seni kaybettiğim için değil, kendimi sonunda bulduğum için ağlayacağım.
Ve son kez söyleyeceğim: Ne yaşandıysa yaşandı. Ne bitti ise bitti. Kim gittiyse gitti. Kim ihanet ettiyse ihanetiyle kaldı. Kim canımı yaktıysa artık o acı benim değil. Çünkü ben artık o günlerin insanı değilim. Geçmiş geçmişte kaldı. Ben de artık orada değilim.
Sizi geride bırakıyorum. Ve bu defa arkama bakmıyorum. Çünkü arkamda bıraktığım şey hayatım değil. Sadece artık yaşamak istemediğim bir hayat.
Hoşça kal demiyorum. Çünkü bazı şeylere hoşça kal denmez. Bazı şeyler sadece kapanır. Bir kapı gibi. Bir yara gibi. Bir mezar gibi. Ve ben şimdi o kapıyı kapatıyorum. Anahtarını da ardımdan bırakıyorum. Bir daha açmamak üzere.
Sevgili geçmişim, bugün seni son kez yazdım. Bundan sonra senden bahsetmeyeceğim. Çünkü artık sana anlatacak hiçbir şeyim yok.
Sen yaşandın. Ben atlattım. Ve şimdi… sen bittiğin yerde kal.
Ben gidiyorum. Kendime doğru.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.