0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
102
Okunma
Bir savruluşu anlatıyordu bu yaprak dökümü.
Derin bir kitabın sayfalarını çevirir gibi okuyordum geçmişimi. Her yaprak, ömrümden kopmuş bir günü; her rüzgâr, unuttuğumu sandığım bir hatırayı taşıyordu.
Bir akşam, yıllar sonra o eski bahçenin önünde durdum.
Duvarlarına yaslandım. Paslanmış kapının ardında çocukluğumun hâlâ beni beklediğini hissettim.
Bir zamanlar koştuğum taşlı yollar, annemin sesine karışan akşam ezgileri, duvarlara sinmiş eski kahkahalar…
Hepsi oradaydı.
Ben yalnızca büyümüş, onlar ise zamanın içinde kalmıştı.
Kapıyı açtım.
İçeri girince yıllar üzerime çöktü. Eski hatıralar, derin bir kuyu gibi çekti beni içine.
Meğer insanın en uzun yolculuğu, kendi çocukluğuna dönmekmiş.
Tam bahçenin ortasında küçük bir kız çocuğu gördüm.
Sessizce düşen yaprakları topluyordu.
Bana baktı.
Gözlerinde yıllardır aradığım bir tanışıklık vardı.
— Geç kaldın, dedi.
Sesi çocuk sesiydi ama içinde koca bir ömür saklıydı.
Yanına oturdum.
— Sen kimsin?
Gülümsedi.
— Beni unuttun mu?
O an içimde bir şey kırıldı.
Çünkü karşımda duran, yıllar önce yarım bıraktığım bendim.
Çocukluğum…
Elindeki sararmış yaprağı avucuma bıraktı.
— Bunu da sen kaybetmiştin, dedi.
Yaprağa baktım. Sanki üzerinde çocukluğumun yarım kalmış düşleri yazılıydı.
Tam o sırada ruhum konuştu:
“İnsan geçmişinden kaçtıkça kendinden uzaklaşır. Bazı kapılar dışarıya değil, insanın içine açılır.”
Yaşadıklarım, kazanılmayacak bir savaşın sessiz zaferi gibiydi.
Yaralarım hiç konuşmadı; ama her aynaya baktığımda geçmişim gözlerimin içine baktı.
Küçük kız elimi tuttu.
— Artık gidebilir miyiz? diye sordu.
— Nereye?
— Eve…
İşte o an anladım.
Ben yıllardır başka insanlarda, başka şehirlerde, başka hayatlarda kendime bir ev aramıştım.
Oysa ev, terk ettiğim o küçük kızın kalbinde kalmıştı.
Bahçeden çıkarken arkamdan bir yaprak daha düştü.
Bu kez eğilip almadım.
Çünkü bazı şeyleri saklamak değil, bırakmak gerekiyordu.
Küçük kız elimden tuttu.
Ruhum sessizce arkamızdan yürüdü.
Kapıya geldiğimizde küçük kız kulağıma eğildi:
— Beni artık bırakma…
Gözlerimi kapattım.
Ve o an anladım:
Ben yıllardır geçmişimi değil, kendimi terk etmişim.
Elini daha sıkı tuttum.
Bu kez kaçmadan, eksilmeden, arkama bakmadan yürüdüm.
Çünkü artık biliyordum:
Her düşen yaprak bir kayıp değildir.
Bazı yapraklar, köklerin hâlâ yaşadığını anlatır.
Ben bütün savruluşlarımdan sonra köklerime döndüm.
Ve içimde, yıllardır susturduğum o küçük kızın sesi yeniden duyuldu.
Ruhum ona sarıldı.
Ben kendime…
Son yaprak toprağa düştü.
Başımı gökyüzüne kaldırdım.
Ve içimden tek bir cümle geçti:
“Ben artık geçmişin çocuğu değilim.
Ben, geçmişinden doğmayı başarmış bir ruhum.”
O gece öğrendim;
Bazı hayatlar çiçek açarak değil,
bir yaprak dökümünden sonra güzelleşirmiş.
Ve insan, en çok dağıldığı yerde değil;
kendini yeniden bulduğu yerde tamamlanırmış.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.