1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
67
Okunma
“Yeter ki iyi olsundu…”
Hepi topu buydu.
Bazen canım sıkılır, bazen moralim bozuk olurdu. Yolumu şaşırırdım. Başım dönerdi bazen. Kızardım. Sesimin yükseldiği de olurdu. Çok gülerdim. Gülmesini de uzaktan izlerdim.
Aklıma ne gelse söylerdim. Altında ima yatan cümleleri neredeyse hiç kurmazdım. Belki çok az. Her neyse…
Düşünürdüm. En çok da onu düşünürdüm. Sinek uçsa yanımdan anlatırdım. Yolda bir kazaya mı şahit oldum, biriyle sohbet mi ettim, birinden mi korktum, küstüm mü, üzüldüm mü, başıma komik bir şey mi geldi… İlk fırsatta anlatırdım.
Paylaşmaktan da öte, verirdim.
Dinlerdi. Gülerdi. Yorum yapardı. O da anlatırdı; kızgınlığını, acısını, sevincini, rahatsızlığını, yapmayı planladığı yolculukları… Ben de dinlerdim.
Sonra bir şey oldu.
Fark etmedim.
Bir şey, bir şey kopardı ondan: beni.
Ben zaten bazı şeyleri hemen anlamam. Nice zaman geçtikten, itile itile bağrım morardıktan, sırt üstü düşe düşe kürek kemiğim kırıldıktan sonra anlarım.
Anladığımda ise iş işten geçmiş olur.
Oysa çözüm üretmekte iyiyimdir.
Ama ekşiyen hiçbir yoğurdu tatlıya çalamazsın ki. Zamanla köpürür, taşar kapağından.
Öyle de oldu.
Daha önce de olmuştu. Ama içimde hep ufacık bir umut kalmıştı.
“Gelir,” derdim. “Düzelir. İstemiyorum ama geçer.”
Kendimi çok kez böyle teselli etmişliğim vardı.
Geçiyordu da.
Bu kez hiç benzemedi öncekilere.
Bir kere üzülmedim bile.
Dürüst olayım; biraz kızdım. Ama daha çok hayıflandım.
Çok vermiş olmanın ağırlığını hissettim. O da hissetmiştir belki.
Çok sevmiş olmanın…
Değer vermiş, inanmış, güvenmiş olmanın…
Uzun sürmedi.
“Bir daha denk gelmeyeceğim,” dedim.
“Bir daha sesini duymayacak, yanından, yöresinden geçmeyeceğim.”
Tam olarak böyle dedim.
Yaptım da.
Birkaçı benim için sabit fikirli dese de değilim.
Olduğum şey inadın ta kendisi.
Kendimi biliyorum.
İnsanı kendisinden daha iyi kimmiş bilen, hiç!
Her neyse…
Bazen düşünüyorum.
İnsanı büyüten tecrübe mi, yaş almak mı?
Sonra fark ediyorum ki biri olmadan öteki de olmuyor zaten.
Demem o ki…
O gitti.
Ben de gittim.
Durmuyor ki hiçbir şey olduğu yerde.
Biz neden duralım?
Çocukluk yaptığımı söyledi biri.
Yapmıyorum.
Belki sadece bakış açınızı değiştirmeniz gerekiyordur.
İstemiyorum canım. Kalsın.
Neden yemek istemediğim bir yemeği yiyeyim?
Neden içinde rahat edemediğim bir bluzu giyeyim?
Nezaketen…
Hiç de nazik değilim.
Zamanım yok nezakete.
Kimseyi üzmüyorum.
Kimsenin hakkına girmiyorum.
Kimseye zarar vermiyorum.
Sadece öyle yaşamayı seçiyorum.
Buna çocukluk mu diyorsunuz?
İstemediğim yerde durmayı istemiyorum.
Görmek istemediğim insanla aynı havayı solumayı istemiyorum.
Hepsi bu.
Nezaketen…
Komik yahu!
Zamanım yok zamanım!
Anlaşılmaz yılları kıyısından yürüyerek tükettik zaten.
Bundan sonra yüzmekten başka şansımız yok.
Var mı?
Yüzme bilmiyorum efendim…
Boğulacağım pahasına atıyorum artık kulaçları.
Nezaketten bahsetmeyin bana.
“Bana yakışmazmış.”
Neden?
Kendime, duygularıma saygı duymak mı yakışmıyor bana?
Bu da komik.
Gülelim mi?
Hep beraber.
Bir ağızdan.
Kabul etmeyi beceremeyen, hatta olduğu gibi kabul etmeyi belki hiç bilmeyen bir toplumda kendim olmaya çalışıyorum.
Ve biliyor musunuz?
Çok yoruluyorum.
Yoruyorlar.
Yoruyorsunuz.
Etmeyin.
Bakın…
Yüzümde kırışıklıklar harita çizdi.
Düşsem hemencecik iyileşmiyor artık yaralarım.
Ufacık bir darbeyle morarıyor tenim.
Neyin nezaketi?
İstemediğim yerde duracağım…
İçim sıkılacak.
Kendime kızacağım.
Ben huzursuz olacağım.
Ama olsun.
Nazik olmuş olacağım.
Öyle mi?
Herkes mutlu.
Ben değilim.
Ne güzel.
Bu benim filmim.
Bu benim hikâyem.
Sevgili dost…
Bu ve içindeki her şey bana ait.
Bırak da ortasını çoktan geçtiğim hikâyemin kahramanı olayım.
Figüranı olduğum bir hikâye bırakmayayım çocuklarıma.
Öyle değil mi?
Arkadaşım…
Bu kahraman bunu tercih etti.
Bu kahraman, dere kıyısında defne ağacı olmadı.
Bu kahraman yılan saçlarıyla kimseyi taşa çevirmedi.
Bu kahraman kimseyi yerin yedi kat dibine hapsetmedi.
Sadece istemediği yerde durmamayı tercih etti.
Siz de durmayın canım.
İstemediğiniz yerde durmayın.
Hele istenmediğiniz yerde hiç durmayın.
Vermeyin de!
Mis gibi duygularınızı öyle herkese vermeyin.
Hibe etmeyin demiyorum.
Ödünç bile vermeyin.
Kısa bir süre önce avucumda bütün o duygularla aynanın önünde durdum.
Gözlerimin içine baktım.
“Al,” dedim.
Üstelik gülümsedim de.
Nasıl mutlu oldum…
Meğer kendimi ne kadar mahrum bırakmışım kendimden.
Bunu da diğer birçok şey gibi geç fark ettim.
Kendime şefkat göstermem gerektiğini hissettim.
Anladım demiyorum bakın: hissettim!
Kendime nazik olmayı.
Kendime.
Öyle ya…
Bizden bir tane daha yok.
Var mı?
Sizden var mı bir tane daha?
Hiç sanmıyorum.
Sonra kendime dedim ki:
Aklına gelen her şeyi söyleme.
Yaz.
Kafanın içinde sofralar kur.
Kendinle paylaş.
Verme.
Kimseye verme.
Çünkü “-me” ekinin en çok yakıştığı yer belki de tam burası.
VER-ME!
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.