0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
33
Okunma
DEYNEK
Mahallenin çocukları yine köy meydanında toplanmıştı. Kimi top oynuyor, kimi saklambaç oynuyor kimi de can sıkıntısından yeni bir eğlence arıyordu.
Yukarı mahallede ise Hikmet adında fakir bir ailenin çocuğu yaşardı. Çobanlık yapardı. Yazın kavurucu güneşi yüzünü kavurmuş, ellerini nasırlaştırmıştı. Burnu kıpkırmızı olur, kıvırcık saçlarının arasına dolan toz günlerce çıkmazdı. Üstündeki elbiseler yamalıydı. Kimi zaman bir ay boyunca doğru dürüst yıkanamadığı olurdu.
Akşamları sürüyü köye getirince o da diğer çocuklar gibi meydanın yolunu tutardı. Çocukların yeni ayakkabılarına, temiz gömleklerine, renkli toplarına uzaktan bakardı. Arada bir oyunlara alırlardı ama hep kaleye geçirirlerdi. Uzun eşek oynanacaksa eşek olmaya Hikmet layık görülürdü. Birine öfkelenen, hıncını Hikmet’ten çıkarırdı. Kimi alay eder, kimi küçümserdi.
Hikmet bunların hepsinin farkındaydı.
Sessizdi ama aptal değildi.
Fakirdi ama onursuz değildi.
Bir gün aşağı mahallenin çocukları yine toplandılar.
— Hadi gidip Hikmet’i çağıralım, dediler.
Aslında oyun niyetleri yoktu. Eğleneceklerdi ama eğlenceleri Hikmet’i dövmek olacaktı.
Toplanıp yukarı mahalleye çıktılar. Hikmet sokakta yoktu. Annesine yardım etmek için eve gitmişti. Kapıyı çaldılar.
— Teyze, Hikmet nerede?
— Evde oğlum.
— Çağır da gelsin. Onunla oyun oynayacağız.
Kadıncağız sevindi. Çünkü köyde çocuklar pek Hikmet’i aramazdı.
— Durun çağırayım, dedi.
Bir süre sonra Hikmet geldi. Çocukları görünce yüzü asıldı.
İçinden geçenleri kimse bilmiyordu ama tehlikeyi sezmişti.
— Ben gelmeyeceğim, dedi.
Annesi şaşırdı.
— Oğlum, arkadaşların seni çağırmaya kadar gelmiş. Git biraz oyna.
Hikmet annesini üzmek istemedi. Sesini çıkarmadı.
Tam çıkarken kapının arkasında duran kızılcık ağacından yapılmış çoban değneğini aldı. Bu değnek yıllardır elinden düşmezdi. Sürüyü güderken, kurt kovalarken, dere geçerken hep yanındaydı.
Çocuklardan biri değneği görünce:
— Onu bırak da öyle gel, dedi.
Hikmet değneği daha sıkı kavradı.
— Bırakmam.
— Oyun oynayacağız.
— Ben bununla oynarım.
Çocukların niyeti iyice belli olmuştu.
Birlikte harman yerine vardılar. Ortalık tenha, çevre sessizdi.
Daha yerlerine varmadan çocuklardan biri Hikmet’in omzuna vurdu.
Sonra bir diğeri itti.
Bir başkası arkasından tekme attı.
Nihayet bekledikleri an gelmişti.
Hepsi birden saldırdı.
Ama hesap etmedikleri bir şey vardı.
Karşılarında eski Hikmet yoktu.
Çobanlık dağlarda insana yalnız yaşamayı öğretir; yalnız yaşayan çocuk da kendini korumayı öğrenir.
Hikmet kızılcık değneğini iki eliyle kavradı.
Bir sağa savurdu, biri geri çekildi.
Bir sola savurdu, öteki yere oturdu.
Yaklaşanların ayaklarının dibine vuruyor, kimseyi yaralamıyor ama kimseyi de yanına yaklaştırmıyordu.
Çocukların cesareti kalabalıktan geliyordu. Fakat kalabalığın cesareti de ilk acıyla dağıldı.
Bir süre sonra saldıranların hepsi geriye çekildi.
İçlerinden biri:
— Hikmet, bırak şu değneği de adam gibi oynayalım, dedi.
Hikmet gülümsedi.
Elindeki kızılcık değneğini yere vurdu.
Sonra gözlerini tek tek çocukların yüzlerinde gezdirdi.
— Siz oyun oynamaya gelmediniz.
Kimse cevap veremedi.
Hikmet sözünü sürdürdü:
— Deynek silahtır, bugün bu değnek elimde olduğu için bana yaklaşamadınız. Ama bilin ki insanı koruyan değnek değil, onun onurudur.
Çocuklar başlarını önlerine eğdiler.
Hikmet ise değneğini omzuna attı ve yürümeye başladı.
Arkasından biri seslendi:
— Hikmet!
Dönüp baktı.
Çocuk mahcup bir sesle:
— Kusura bakma...
Hikmet kısa bir süre sustu.Başını gururla kaldırdı.
Sonra yıllardır içinde biriktirdiği sözü söyledi:
— Fakir olmak ayıp değildir. Ayıp olan, bir insanı fakir diye küçümsemektir.
O gün çocuklar ilk kez Hikmet’i gerçekten gördüler.
Ve köyde o kızılcık sopasına yıllarca "Hikmet’in Deyneği" dediler.
Ama aslında o gün çocukların korktuğu şey değnek değil, Hikmet’in eğilip bükülmeyen gururuydu.
Celaleddin ÇINAR
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.