1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
47
Okunma
İlkokul dördüncü ya da beşinci sınıftaydım. Derslerimde başarılıydım. Ama çocukluk dediğin şey, yalnızca derslerden ibaret değildi. Oynamak gülme eğlenmek arkadaşlarla vakit geçirmek yeni şeyler öğrenmek... zamanın farkına varmamız imkansız gibi bir şeydi.
Çok çocuklu bir evde büyüyordum; sofraya yemek konur, herkes hızla yerdi. Ben ise bazen geriden gelirdim, bazen de yemek seçerdim. Kardeşlerim benden daha hızlı büyürken, ben biraz geriden geliyordum. Ama zaman içinde o farkın büyük kısmını kapattığımı da biliyorum.
Arkadaş seçimim de benzerdi. Her çocukla oynamazdım. İçime ısınan birkaç çocukla oyunar, bazen de kendi dünyama çekilirdim. Oyuncaklarımla yalnız kaldığım sessiz saatler, çocukluğumun en sakin tarafıydı.
Annem şefkatliydi, babam ise yaz aylarında inşaatlarda çalışırdı. Çok çocuklu bir evin içinde her ikisi de ihtiyaçlarımıza yetişmeye çalışırlardı .Çoğu zaman kendiletinden fedakarlık ederek…
Annem bir gün beni yanına çağırdı. Küçük kardeşim de yanımızdaydı. Bizi yan yana koydu, uzun uzun baktı.
“Sen niye böyle ufaksın?” dedi.
Sesinde bir sitem değil, daha çok bir endişe vardı.
O zamana kadar kardeşimden kısa olduğumu hiç fark etmemiştim.
“Yarın doktora gidiyoruz.” dedi.
Ama o gün benim içimde başka bir heyecan daha vardı.
Bizim için ise bu yolculuğun kendisi bir sevinçti. Şehre gitmek, dükkânların arasında dolaşmak, bazen bir şeker almak, bazen küçük bir parça kıyafetle dönmek… hepsi büyük bir mutluluktu.
Ben aslında doktora gitmenin telaşını değil, şehre gitmenin heyecanını yaşıyordum.
Köyden ilçeye giden otobüs sabah yedide kalkardı. O otobüs yalnızca insan taşımazdı; çuvallar, sebzeler, meyveler ve şehirden alınan küçük eşyalarla dolup taşardı. Yolculuk tıka basa, yorucu ama bir o kadar da hayat doluydu.O gün sabah erkenden kalkıp otobüse bindik.Otobüste yine aynı insan manzarası herkeste bir telaş...
Otobüsten iner inmez hızlı adımlarla
hastaneye vardığımızda gözlerime inanamadım. Sanki herkes hastaydı ve burada toplanmıştı. Annem sırada beklemedi. Köyden gelen bir kadının telaşıyla doğrudan doktorun kapısına gitti ve kapıyı çaldı.
Doktor içeriden seslendi:
“Bırakın hanım gelsin.”
Doktorun odası küçüktü. Elli yaşlarında, kısa boylu, hafif kilolu, saçları seyrelmiş bir adamdı. Kalın çerçeveli bir gözlük takıyordu.Dizlerine kadar inen beyaz önlüğü sanki biraz büyük gibiydi. Yorgundu; belli ki günün yükünü çoktan omuzlamıştı.
Kapıyı kapattıktan sonra anneme döndü:
“Buyur hanım, ne var?”
Annem endişeyle anlattı. Ben sessizdim.
Doktor bana baktı. Uzun uzun süzdü. Sonra elini omzuma koydu. Gözlerimin içine baktı. Ben utandım, başımı yere eğdim.
Ardından anneme dönerek sordu:
“Başka bir hastalığı var mı?”
“Yok doktor bey.”
Doktor koltuğuna geçti oturtup hafifçe geriye yaslandı.
“Hanım… bunun için çocuk doktora getirilir mi? Benim kadar olmuş bu çocuk. Daha ne kadar büyüyecek?”
Sesinde hem yorgunluk hem de acelecilik vardı. Sanki kararını çoktan vermiş, ama bunu kısa bir cümleye sığdırmış gibiydi.
Ne bir ölçüm yaptı, ne de detaylı bir inceleme… Sadece kısa bir bakış ve birkaç cümle…
“Bir şey yok,” dedi.
Annemin yüzü biraz gevşedi.
Odadan çıktığımızda kapının önünde bekleyen insanların arasından güçlükle geçtik. İçeri girmeye çalışan kalabalığın sıkışık telaşı arkamızda kaldı. Hastanenin dışına çıkınca derin bir nefes aldığımı hatırlıyorum.
Dışarıdaki hava başka gelmişti bana.
Sanki bütün sorunlar, doktorun tek cümlesiyle bitmişti.
"Benim kadar olmuş bu çocuk. Daha ne kadar büyüyecek?”
Bir süre sonra her şey yeniden hayatın içine karıştı; boyum, gelişimim, arkadaşlarımla kıyaslarım… zamanla her şey yoluna girdi.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum:
Bazen bir çocuğun hikâyesi, tek bir doktor odasında bitmez. O hikâye sofralarda, yoklukta, paylaşımda ve büyümenin sessiz ritminde devam eder.
Ve belki de en çok şunu hatırlıyorum:
O gün ben doktora değil, şehre gitmenin heyecanına gitmiştim.
Bazen de o doktora kızmıyor değilim.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.