5
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
185
Okunma
Çiçekler güzelliklerinin bedelini canları ile öder. Bu cümleyi ilk duyduğumda, bir bahçenin ortasında durup saatlerce düşündüm. Ne kadar acımasız, ne kadar adaletsiz, ama ne kadar doğru. Bir çiçek, açtığı an ölmeye başlar. Tomurcuk halindeki o sıkı, o umut dolu bekleyiş… Bir sabah patlar, taç yapraklarını açar, güneşe döner. İşte o an, en güzel anıdır. Ama aynı anda, ölüm de başlamıştır. Her gün biraz solar, her gün biraz eğilir başı. Ta ki bir rüzgârda, bir çocuk elinde, bir yağmurda son yaprağını da toprağa bırakana dek.
Güzelliğin bedeli budur işte. Kısa bir ömür, keskin bir acı, kaçınılmaz bir son.
İnsan da öyle değil midir? En parlak olduğumuz anlar, aslında en kırılgan olduğumuz anlardır. Bir âşık, sevdiğini en çok hissettiği anda aynı zamanda kaybetmekten en çok korkandır. Bir sanatçı, en güzel eserini yarattığı anda içinde “bir daha yapabilir miyim?” endişesini taşır. Bir anne, çocuğuna en çok sarıldığı anda, onun bir gün büyüyüp gideceğini bilir. Güzellik, içinde hep bir vedayı saklar. O veda, çiçeğin sararması gibidir. Yavaş, sessiz, ama emin.
Belki de bu yüzdendir ki, insanlar hep “kalıcı güzellik” peşinde koşar. Plastik çiçekler, yapay gülüşler, filtrelenmiş fotoğraflar… Hepsi birer kaçıştır. Oysa gerçek güzellik, geçicidir. Ve geçici olduğu için değerlidir. Bir gün açan ve bir gün solan bir çiçeğe bakar gibi bakmalıyız birbirimize. “Şimdi burada, bu kadar güzel. Ama yarın belki yok.” Bu düşünce acıtmaz mı? Acıtır. Ama aynı zamanda o anı yaşamaya, o güzelliğe şükretmeye çağırır.
Çiçekler, bedel ödediklerini bilirler mi? Bilmezler kuşkusuz. Onlar sadece açar, sadece solar, sadece toprağa karışır. Bilinçli bir fedakârlık değildir bu. Ama insan için farklıdır. İnsan, güzelliğinin bedelini bilerek öder. Bir iyilik yaptığında karşılık beklemez ama yorulur. Bir sevgi beslediğinde sonsuz sanır ama kaybettiğinde acı çeker. Bir hayal kurduğunda peşinden koşar ama düştüğünde kanar. İşte bedel budur. Gözyaşıdır, uykusuz gecedir, sırt ağrısıdır, zamandır. Güzellik, hiçbir zaman ucuz olmamıştır.
Bir gül düşünün. Dikenleri olmasa, belki o kadar kıymetli olmazdı. Diken, gülün bedelidir. Elimizi korkusuzca uzatamayız. Düşünürüz, yanar mı? Kanar mı? İşte aşk da böyledir. Dikenleri vardır. Kanatır. Ama o dikenler olmadan, gülün ne anlamı kalır? Bir kâğıt parçası gibi düz, bir plastik gibi hissiz. Oysa kanayan el, gülü hatırlar. Ve hatırladıkça, belki bir daha uzatmaya korkar ama belki daha da büyük bir iştahla uzatır.
Çiçekler güzelliklerinin bedelini canları ile öder. Peki ya insan? Biz neyle öderiz? Belki de en sevdiklerimizle. Belki hayallerimizle. Belki biraz zamanımızla, biraz aklımızla, biraz da kalbimizle. Ama öderiz. Ve ödediğimiz her bedel, bizi biraz daha insan yapar. Yara izlerimiz, solmuş yapraklarımızdır. Ama onlar olmadan, kim olduğumuzu bilemeyiz.
Şimdi bir pencere açın. Dışarıda bir çiçek var mı? Varsa, bakın. Soluyor olabilir. Belki yaprakları dökülmüş. Ama bir zamanlar açtığını bilin. Bir zamanlar güzeldi. Ve o güzellik, bedelini ödedi. Tıpkı senin gibi, tıpkı benim gibi.
Güzellik geçicidir. Ama geçenin ardında bıraktığı iz, bazen bir ömür sürer. Bu yüzden çiçeklere saygı duy. Çünkü onlar, her açışlarında biraz ölürler. Tıpkı senin her sevdiğinde biraz kırıldığın gibi. Ve bu, dünyanın en eski, en acı, en güzel döngüsüdür.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.