1
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1067
Okunma

ah etten surlara dayanan
yüreğinde kim bilir
kaç diyar uz
kır kanatlarını
kanatlar yakınlara kafes
atlılar gelecek o diyarlardan
de ki onlara
be eğere binen
bacaklarının altındakini kısrak mı sanırsın
koş… koş
nallar çakılmış bu uğraklı dünyaya
tutamazsın
soracaklar sana sonra
kimsin sen
de hükmeden oğluyum
soyum gelir tanrıdan
o yüzden almayı da bilirim vermeyi de
bir karalı kuş tüyü susturur anca
o uğraklığın içine giden tahtadan kapı
çağırır
ya şimdi gelirsin
ya da ikindi mızrağı atarım güneşe
ben karanlıktan korkmayanlardanım
aklımda tutarım aydıkta olanları
unutmam
ta ki bilincimde
hancı olana kadar
beynimi yıkatırım sonra
ana sözlerine sıçratmadan
tarihe bulaşmam
elerimi kana bulamamak için
Yıkıntıların arasında ateş var mıdır bir bakarım
of sesine sararım ya bir tütün ondan
sonra içime çekerim
ardına salarım kan yerine katran
bilsinler diye ben dert de çekerim
lafını bile etmeden
çok kafan atarsa
pu diyen hocalarım gibi
ekşi elma tadını çekemem
mayhoş deme bana
suratındaki izlere iyi bak
önce kendine bak derler
çuvaldızdan mı korkarım lan ben
kamburuma da dik dur derim
ama kulak çekmeden
ha bu arada
yemin de ederim
sıkıla sıkıla
sözün kıymetine biçerler
burada
anca anca 3 akçe
e kolay değildir
adam olmak
gamlıyımdır he ya
hem de ne gamlı
o yüzdendir ölümün yüzü
gölgesi yetmemiş ulu çınar
yaklaşırken sona
oh diyerek karşılarım günü
ticari bir kaygım yoktur ya ondan
soyuma üç beş borcum vardır o kadar
yar eline kırık dal yakışık almaz
bağa bostana tohumlar serperim
güneş görürse arzu aşk
bir kez bile kuşku duymam
laleler yâre bezeyecek
yoksa onlara da veririm bir diken
yo korkarım da
avuçları başıma çevirip çoğu zaman
tanrı derim
bıktım…
ama
ikincil hayatlarda ne medet
ne de merhem vardır ben de
kokularım da benim gibidir
benimle aynı yaşta bu dünyalı