35
Yorum
28
Beğeni
5,0
Puan
2127
Okunma

Gönül meyhânesinin bağrına sinmiş gece
Sevdamı sarmalıyor kara tüllü ferace
Savurur dört bir yana mâzinin küllerini
Gözlerimin üstüne döker kâküllerini
Duvarlarda oynaşta onlarca ayyaş gölge
Burası unutulmuş, ele yasaklı bölge
Fethedilmeye hazır kadehteki ruj izi
Fırtınaları bekler hüznün çılgın denizi
Ayrılık içiyorum, şerefe, zehir zıkkım
Ne kadar çile varsa hepsi de benim hakkım!
Eski bir gramofon şarkımızı çalıyor
Hatıraları deşip beynimi parçalıyor
Masama kim otursa hep seni soruyorum
Yabancı omuzlara yıkılıp duruyorum
Dilim niyaz yangını; sorgular acımasız
Buğulu bakışlara ruhum yansır sîmasız
Yatırdım yalnızlığı solumdaki boşluğa
Alışamadım gitti ölüm kokan loşluğa
Kaçıncı mevsimdesin; bilmiyorum nerdesin
Belki bir sokak öte… Terk ettiğin yerdesin
Belki de bir şilebin ıslak güvertesinde
Hasret damgalı yükün bin seher ötesinde
Bitimsiz nöbetlerde gözlerken gül cemâli
Kalbimi kurşunluyor ihanet ihtimali
Kıskançlık çıkmazında çıldıracak gibiyim
Gittiğin günden beri cehennemin dibiyim
Kar ayazı düşlerden mâteme düşüyorum
Ümit sihirbazının kutbunda üşüyorum
Ben ki göğün göğsünden kanarım damla damla
Her şafak, özlem vakti, kana kana yudumla!
Mücella Pakdemir
5.0
100% (34)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.