3
Yorum
18
Beğeni
0,0
Puan
2199
Okunma

Son kokunu istasyon caddesinde düşürmüştün
İstasyon caddesinden hiç tren geçmezdi ki seni bana getirsin
Ben, eğilince unutmuştum tebessüm etmeyi
Ne başım kalkar ne yüzümün kızarıklığı silinir kaldırımlardan
Seksenli yıllar mıydı burşun ?
Güneş görmeyen sokaklarında bu şehrin
Bir kör kurşun gibi üşüyorum hâlâ
Yine de ağlama hiç
Kendi kanatlarınla biraz olsun mavilikler topla gökyüzünden
Ki ölümcül gözlerin güzelleşsin
Hani bir martı titreyince alırsın ıslak avuçlarına
Hani on yedilik kızların somurtmuş kınalarını sürersin parmak uçlarına
Bana bakmadın ki göresin
Çirkin çocukluğum utandırmıyor beni burşun
Hâlâ içimde bir sokak köpeği gibi havlayıp duran yokluğun var
Ve omuzlarımdan hâlâ inmiyor kirli yağmurlar
Kaç asır sonra güneşe bakabilirim bilmiyorum
Gecelerin koynuna bu kadar sokulmuşken
Sen hep karanlık tarafımdan seversin beni
Yine öksürük mevsimlerindeyim
Uyku tutmuyorken yıldızları
Sen, ay ışığı altında saçlarımı okşamayı deneme
Bu şehrin bütün adamlarının işaret parmağı tütün sarısı burşun
Ağlayınca kanatlarını kırmayı unutma
Aynı yağmurda hiç ıslanmadık belki
Ellerimden tutsaydın bir gökyüzü çalardım gözlerine
Bilmem gökkuşağı kaç renkten oluşur
Annem bir daha doğurursa,
Ancak o vakit gülümseyerek ölebilirim yeniden
uytun ..........