2
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1606
Okunma

Güneşin mesaisi biteli hani oldu
Bir buluta binip gitmiş kimseye sormadan
En son batıda virane bir kentinin damlarına uğramış
Çilingir sofralarının vazgeçilmez tabak tablosu ise gökte
Tırmanmış yıldızlara, yaşlılıktan eli belinde oflaya puflaya
Birileri bilet alıyor iki sevda kişilik, tek yöne
Adı farketmez tepeden çıkacaklar mehtaba
İzliyorum...
Ayağımda ağır hüzünler acı yüklü acıtıyor tabi
Ağır ağır, düşe seke yürüyorum düşlerimde
Sarhoş bir rüzgar, sırnaşık bir kedi gibi sürtünürken
Farkında mı bilmem, derin kesikler atıyor boynuma
Birinin hayalleri kırılmış şu köşe başında belli
Oksitlenmiş gül kokusu bırakmış ardında, bir de not zehir dilli
Şu kaldırımda da üstü yosun tutmuş Seksekler, Yakartoplar
Ağlıyorum...
Sevgi sözcükleri kısaltılarak kullanılıyor artık buralarda
Buz mavisi bu kentin kırıta kırıta kıvrılan sokaklarına düşen yağmurlar bile
Eritemiyor buz yürekleri, ilkel, fosilleşmiş, buzul düşleri
Rimel akıtan, makyaj temizleten, havlu ziyanı sadece
Suni topraklarda büyüyen çiçekler neredeyse taklitleri kadar kokuyor sadece
Bir ummazlık, bir aymazlık, bir de görev icabı insanlık
Ortaçağ salgın hastalıkları gibi çökmüş bu buzdan mavi buzul yürekli kente
Çaresi olan ama ilaçları rant diye satılmayan, talebini kaybetmiş
Geriye bir tek "hastayı kaybettik" kalıyor timsah gözyaşlı
Islanıyorum...
Yürüyorum...kilit taşlı buzul düşlerde
Zihnimde gramafondan çalan bir şarkı var
Plağı tam nakarat kısmında çizilmiş takılıp duruyor
Adımlarımı ritme uyduruyorum
Beceremiyorum...
Buz mavisi, buz yürekli bu kentte
Melodiler buz tutmuş zihinlerde
Artık havlu ziyanı yağmurlar bile
Eritemiyor buzul düşleri...
Buzdan mavi, buzul kentte
Üşüyorum...
Önder Adem
5.0
100% (6)