0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
993
Okunma
yaşam henüz bedenine ellerini uzatmamıştı
can tutmamış bir heykel gibi,
cansız yatıyordu, toprağa düşmüş bedeni;
üşüme duygusundan arınmış,
rüzgarı hissedemez olmuştu,
kısacası ruh artık bir parça çocuğa aitti;
görünmeyen bir çizgi oluşmuş,
yeryüzünü parçalara ayırmıştı,
mutluluğun kaynağı olan gözleri de
o çizgiler arasından, hayatı görmeye odaklanmıştı..
kısacası, ruh;
bir parça toprağa tutunmuştu,
görünmeyen çizgilerde dolaşacak,
hayatı tadabilecekti,
ürperen bedenine battaniye ararken,
gecenin renkleri kaçırması gibi,
yalnızlığı da hissedecekti,
bizler gibi olabilmeyi de,
öğrenirken bisiklete binmeyi
çizgiler içinde kaybolacak,
yerini dolduracak kabı emanet aldığı yere
yeryüzünün kuytu bir köşesine de bırakmış olacaktı,
binbir renk arasından kendi payına düşeni de
sonsuzlukta sonsuz ile betimlenmiş
bir kara boşlukta almış olacaktı,
suyun kaynağına inen toz zerrecikleri gibi,
okyanus boşluğu gibi bir kütlede
kaybolmuş olduğunu hissedecek ve
yaşamının değerini de anlamış olacaktı..
görünmeyen çizgiler
hayat yolunda ilerleyenleri işte böyle
karalayacaktı, eğer o olmasaydı,
sadece yaratıp bıraksaydı..
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.