Gönlü aydın bir kişiye kul olmak, padişahların başına taç olmaktan iyidir. (mevlana)
Bayram KAYA 1
Bayram KAYA 1

Ona Da Bir Nar

Yorum

Ona Da Bir Nar

0

Yorum

1

Beğeni

0,0

Puan

5442

Okunma

Ona Da Bir Nar

İlk üyelik sayfama şifre uymsuzluğu nedeni ile giremediğimden, ikinci bir üyelik açmıştım. Web, üye bilgisi yenilemeye gittiğinden yeniden şifre oluşturulması ile ilk üyelik sayfama girebildim. Bu nedenle ikinci üyelik sayfam geçersiz olacağından, orada 2-3 yıldan beri yayınlanan (85 adet) şiirleri, bir sayfalık şiir gibi bir sayfa içinde yayınlayacağım. Ola ki bir okur rastlantılarına denk gelir.


1-Ona Da Bir Nar

Geçer bugünler çocuk, geçer
Akıl bu şaşar, olacağı da seçer

Çocuk düşsen de ağıta
Zılgıtın de ama üzülme
Verme yareni yâda sarmağa
Önce sarıl kalem ve kâğıda

Sanki büyümüşsün de senden
Ektiği belayı çekiyor derler
Böylece her türden nane, yerler

İyiyi kötüden ayıran
Kriterlerimiz sadakatsiz
İyi biri, ölenin hatırına
Kötü kişi, belanın satırına
Bilmezine gidiyoruz yatırına

Gerçi nesnel doğru bir yönü de var
Ama öznel yansımazla deden
Ve haram eriği yemişse eben
Büyüklerinin yaptıklarıdır hani
Mukadder oluştan kani
Torun olacakla kamaşırmış dişin
Sonra çamaşır yıkamakmış işin
Sorumluluğu bilmedikçe gün azara
Yaşananlara bakılırsa
Diş kamaşır lığı bom boş bir münazara

Bir bilmez yolu tutmak
Kendinizidir kendiniz, unutmak

Yad eller od
Yad eller yanmak
Aldatırlar ihtiyaçtan mahzunu
Ve yad eller, her demle kanmak

Kıyametini mi, tutuşturur da bir nar?
Aşk bölünmedikçe etmedik ki kar
Yoruldum dışa döndüm
Böylece sana söndüm
Gayrı sen mi yakarsın beni?
Ben mi yakarım beni?
Bilinmez ki
İkisi de olası
Boşluk böyle dolası
Yine sararsa yara üstünü zar
Ona da yetişir bir nar

İklim iklim
Sağanak sağanak
Olursa bir de
Bereket bereket
Deli saçması
Söylemlerim var
Yapıştın bana
Bir öksürük gibi
Bir hıçkırık gibi
Kendimden kurtulmak için
Önce senden kurtulmalıyım

Yendikçe hortum
Kolaya gelirdeydi zortum
Gerçi kendimde yoktu korkum
Lakin bin yıldır zoraydı tortum

Öznel adamın vicdan yapar lığı
Görünür terazi başına geçince
El çabukluğuyla kapar lığı

Ne kadar da, sıcaktı
Ayakları zalimin
Ya sarılması...
Gök titrek
Yer sarsak
Bunu bilmeyecek neyi vardı alimin

Zaman önde; zaman ben; zaman geri
Al vitesi ileri
Bazen anlamın sınırlanmasıydı zaman
Elbet olurdu hareket
Olmazdı geri dönmeyle bereket.

Kıymeti harbiyeye biner
Yok, mu dersin başka yolu?
Nadan madem sormaktasın
Niyedir, tutmaktasın vites kolu?

Ben hayatımı yaşarım dersin!
Elbette, gayrısı ne mümkün
Lakin doğal akış duygu olacağıyla
Bilimse ve sağlayışların dışında
Toplumda bu olmalıdır çünkün

Akıl yetmezim
Çömezim
Us tuzağım
Birlikte yaşarken,
Hayatını yaşamak mı?
Hayatını yaşarken,
Birliği koparmak mı?

Nar şerbetim
Hayat suyum
Yaşam içeceğim
Meftunum sana

Günler ar
Günler zar
Ve günler ağıt
Söylemler boş yüzey üstünde
Sadece bir kâğıt
Bir nefes al
Düşün, kasveti dağıt

Ne farkı vardı dünün bugünden?
Düğün salonlarında
Dağ başında, yar başında, yerde
Ölümler yine ölüm
Ağıtlarsa, çığlıktan bir feryat
Akıtacak yaş kalmamıştı gözünde onun
Hiç olmuyordu mekânı cennetle, sonun

Tek farkı varla yoldaşım
Bir tarafın goygoycusu var
Anlatmada cennetini, cinnetini, masalını
Birileri çoktan dinlemeye hazır
Birileri tıkamış kulağını hazin ve nazır
Karşıtları yoktu dününün de, bugünün de
Burun ucu fitil dururken
Uzağa bakıtıyorlardı şaşı
Bu yüzden hiç bir şey yerli yerinde değildi
İster katma yap aşı, bu yükü taşı
İster kaşı da kaşı

Hiç bizim olmayanı, maaile
Süreçlerine hâkim olamadığınızla
Kendi yanılgılarını taşıyanın
Hamasetiyle çatarız İsrail’e
Anladığımızdaysa işi
Gelmiş gibi ağrı veririnden azı dişi
Amerikan predatore vururuz nişi

Sonu badire olanın
Yaşam hakkı nadiredir.

Çocuklar elimde öylesine bağıt
Çocuklar elimde bir sıcaklık
Ve çocuklar buz gibi bir ölü


12.09.2011

Predator: İsrail Heronlarına karşı, Amerikan predatore, insansız casus uçağı.


2-Çeke Çek

Vuslatı ip çeke
İpi kim çeke
Birinden bir, olmayınca
Gırtlak düğüm istemez yakasını çeke
Dirhem dirhem zar olur ayrılığı içeke

Ne dilemmalar kısmet korken
Nice ki bilirle kalbin sıkışır
Bir ucu bağ misali
Bir ucu tutuklu yangın
Sır vermez arası
Bir umut kor
Bir yanmak narası
Her biri bir hüner
Kâh yüzün kararışla
Kâh nevrin döner

Dışta koskocaman bir dünya
Üzerinde vuslatınca
Dağ tutuşur, dağlar yol
Her nasılsa küçük dünyaya
Sığmıştı ya
Açılsa dava
Bir saçılsa var ya
Gülistan olacak gün ya

Ah sersem yüreğim
Asi olurla vasi
Himmeti kabil
Kendisi nabil

Sular bulanık ve kara aksa da
Yarın daha güzel olacak çocuklar
Dünü anlatmaya vakit olmadan hemle
Günü yaşıyor olacağınız demle

16.08.2012

Bayram KAYA

Hem: Bir kimseyi uyarır.
Bir şeyi açıklar.
Bir anlamı güçlendirmek için; özellikle, zaten, bir de, şurası da var ki gibi anlamlarında kullanılan bir söz.
Açıklayıcı nitelikte olabilir, ikinci cümleyi birinci cümleye bağlar.
Cümleler arasında eşitlik pekiştirmesi yapabilir.
Nabil: Ok yapan

3-Yolcu

Mücevher
Saklama kabında taşınır.

Banilik soma avatarıyla;
Şu dünyada vurgun yerle kasınç (kramp)
Ana gibi cazibeyi seçmek
Batanda dikeni vaz geçmek
Sosyo toplumsa seçen basınç.

Eli şakakta siper
Aranır durur tabu
Zeametin belleme şu anı
İki kapılı hanı
Sürer iki kapı aralığı
Yük mü sanırsın
Kavuşan vedalardaki daralığı
Gelinir gidilir sanılır kanı
Ölümsüzlüğündür ürem yanı

Aşık olduğu kadarla düşünür
Düşündüğü kadarla aşık olur
İlgiler üzerine yükselişle
Seçer eler, eler seçer
Sık sık bu canı kaygıyla
Bu canı sevdayla, kendinde geçer

Duygu başka yakar
Göz, başka bakar
Akıl başka çakar
Birikir günahı sevabı
Ağırlaşılır, ağırlaşılır
Bu menzili durak, çekmez olur
Çevre dararır, sular kararır
Değişirle mazruf zarftan çıkar
Geleceğe zorunlu akar

Yolcu
Gitmek lazım gelmişse
Kalmak olmaz.

21.06.2012

Bani: Kalımlı, ölümsüz
Soma: üreme ya da cinsiyet hücreleri dışındaki, beden hücreleri olan vücut.
Tabu:olumlu müktesebatlarla sosyo toplumsa seçilim basıncı. Toplumsa özneli toplumsa sözleşme, (otorite gibi, kurucu düzen gibi) çeken çekici kristalize olmuş nüvenin etrafındaki devinme sarımı. Sınırlanmış bellilikle kesikli, kesikli sınırsız gelişme, dönüşnme ortaya koyduran sosyo toplumsa değerli ilkeler manzumesi.


4-Kailem

Ah bu şairler
Deli eder beni
Bazen akmaz çeşmede akış
Bazen yelkovan kuşlarına
Kanat

Dimağım kurusa
Şiire susarım
Rast gele bir harman
Rast gele bir göl
Samanlığa kailem
Yemesi içmesi caba

Ah bu şairler
İkna edemezler de beni
Bir gıdımdık tatla
Bir gıdımdık zehir
Adam mı ölür
Ummana garkken her yeni

Aklım sorsa
Gönlüm susmaz
Nebile’den bir göz
Açık açıktan
Açık olmaz bir söz
Hava kapanır
Pencereler sislenir
Kasvetten her şey pislenir
Kalaylı tastan
Dimağı pastan

Deryayı içsek
Şiir okuduk deriz

05.05.2012

Bayram KAYA

Nebile: İri yarı, bir kadın adı



5-Körnek

Ne kulların gözü açık
Ne dulların sözü seçik
Olur dahi meydan, açık seçik

Dağılmak için birliğe
Mehtap günlerim
Asumana kalsın
Sancımı tutarım bir ömür
Ha kul elinde ha Azrail alsın

Adam halk ninnisiyle topluma
Köftesiyle de ciğerime bakıyor.
Yürüyen bir mutfaktım
Taze kokular eşliğinde

Şeytandan bir körnek
Hepsi bir örnek
Yeni zamana yeni seçim
Deli Dumrul iadesi
Bunların ziyadesi

Mart 2012

Bayram Kaya

Körnek: Baştan kötü niyetle bir araya gelip, yasal oluşlarla görünüp amaca erer ermez dağılıp kayıp olacak bir oluşma.

Birbirinden hareket yansımayla, bir anda bir araya gelen, vurucu çarpıcı gruptu oluşmalar.
Çene çalmak için toplanmak. Dedikodu yapmak-gevezelik etmek için konuşmak.

Çömüdüne oturmakla icrayı faaliyete başlamak. Dizlerini bükerek topukları üzerine oturuşla tezgâh açmaktır.



6-Yağmur Düşer

Mazin var; İnanna, Dumuzi’yle; İştar, İsimmud
Tapınak dağın, kayığıyla imler silinmeyecek
Karşıtı olur Nemrut, haberi verilirler Semud
Yerde hale, gökte kaale bakışımla bilinecek
Mazin var; İnanna, Dumuzi’yle; İştar, İsimmud

Yağmur düşer gönül ateşime
Dağ savrulur bahta rüzgâr benim
Hoş olur gece, gönül eşime
Karanlık basar, tutulur sobenim
Yağmur düşer gönül ateşime

Gönül belli etme, kıl teenni
Öksüz yavru kucak mı kor boşta
Kirli, kirde mi kor birbirini
Körler sağırlar nagahı hoşta
Gönül belli etme, kıl teenni

Sümer derim; Gılgamış, Enuma Eliş
Şuruppak’ı alacak tufan, Utnapiştim
Kızına daha demiyorken Âdem Zeliş
Bilmezliğinle, geçmiş yabancılaşacak
Sümer derim; Gılgamış, Enuma Eliş

İçin, bir de dışı var Fesulda
Yağmur olukları dışı, içte akıtır
Leylaklar kokuyu dışa verirken
Gelin böceklerine cazibede bak ıtır
İçin, bir de dışı var Fesulda

Harran’ın neşesi akarken, Fırat’ın gözlerinde
İttifakın öfkesi, Nuh’u içlerinden attı
Tufan selamı gelecekti Uruffak’ın sözlerinde
Hikayet edilen devran, gün gelip akşama çattı
Harran’ın neşesi akarken, Fırat’ın gözlerinde

Âdem’i yola koydu, sevgili Muhammed’i akışla sele
Susuz tarih, beslenmeyle; güç birikti, baraj tuttu
Lakin devran gelişmeyle, gelişmeme arasını gide gele
Koyamadan üstüne tuğla harç, totemi kılışla unuttu
Âdem’i yola koydu, sevgili Muhammed’i akışla sele

Tarihin de, bir görecesi var
İmanın, dinin, çileden çıkmış kinin
Görünür yören bir adla; İns, cins, melek, davar
Yaşamla gelişen atanın, seni insan diye içine katanın
Tarihin de, bir görecesi var

Cehaletti devran belleme, kutsal diye elleme
Kır kabuğu dışarı bak, altın sarı, üstün beyaz
Yarayı yelleme, fitil işleyen yere teyelleme
Hışımca öfkeni şamar etsen de enseme
Cehaletti devran belleme, kutsal diye elleme

Pancar pezik, yürek ezik, semayı delerim
Bir iştiyakı odla birlenir kanım alevlenir
Kırın hayvanı, yerin adamı, göğün meleği, elerim
Yücelerden olurla peri suretli, insanla evlenir
Pancar pezik, yürek ezik, semayı delerim

Tapınak duvarında akseder kutsal gölgeler
Ay ışığı sedama vururda, her bir bölgeler
Yol olur el kapıları atlanır eşik
Bu hal üzerineydi, bizler kardeşik
Tapınak duvarında akseder kutsal gölgeler

İmparatorluğu verme millet diline, heder edecek
Ur’dan Uruk’lan ayrı ayrı birleşmezken âlem
Her bir ittifakı şöleni, tufan olurla anlamama yetecek
Ur’dan çıkışla İbrahim, din edecekti bunları daimle
İmparatorluğu verme millet diline, heder edecek


13.11.2011

Zeamet: burada şeref şan, durup durulacak durak, ele geçirilmişle sonsuzca yarlanılacak olmayan.



7-Ne Var Ki

Gezegenin yaşam ortamlarında
Unutulmuşum, insan olmam delaletle
Başı duman, kaşı güman, karın kasları sancılı

Ya rab kıl bizi çelişkilerimizden ol
Ya da aklı izanımıza rahmetin bol
Bir çıkarken bunca türlü türlü yol

Gamı, kamla; hayranı dehşeti şokta da
Farkımız var senin zemmin, iyiliğin kötülüğe;
Benimki, kötülüğün iyiliğe; dönüştüğü noktada

Alkış tutarsın o yıkılışlara, muhteşemle sen solmadıkta
Güç duyarsın saltanat ve makamla, sen halk olmadıkta
28.12.2011

Zem: ayıplama, hakaret etme, tahkir (hor görmek, küçük görmek)
Kam : Neşe


8-Selamsız

Bir selamın aldık ta, uzaktan
Canı kabul görmedik, kucaktan
Ne minnetin bildim, ne mihnete sıklet

Ne elimizi avara koyduk
Ne iş çıktı, elimizden
Ne yar dedik,
Ne yarı bilindi gelimizden.

Ne kavgaya tutuştuk
Ne yakası eksikti elimizden
Devamlı olmazdık ama
Tedbir tutarlardı delimizden

Ne göz koyduk
Ne gözü eksik ettik üzerinden
Bir işmar aldık ki terki, gözümüz köre
Acı yemiş gibi dudak büzerinden

16.10.2011


9-İpka

İrşadım var bilişti zamanlara
Yenibaharlar bilmem
Gam eline yelken açtım
Ayrılığa dur demeyi bilmem

Ne kör korsun gözüm açıktır
Hayale rüzgâr salarla ben
İpka demem dinmez fırtınalara
Enkaza safer var benim

Sefaya yaşam dilerim
İrtifası kaymaz yıldızlar var benim
Neyleyim, yar gönlünü küs koyar
Feryada durağım var benim

20.12.2011

İpka: Devredilen hisseden ayrı olacakla, sahip olanın üzerinde kalan hisse. Geriye kalan pay. Yerinde bırakma.


10-Sen Hiç Bir Günde Büyüdün Mü

Sen hiç bir günde büyüdün mü; Fasulda?
Güneşli bir günün bakire iç doluşuyla
Derin bir nefes çekişin iştiyakı sonunda
Günaydın gün, günaydın kuşlar
Ve günaydın insanlık sevinçlenmesiyle
Dünyaya merhaba diyememişken daha
Rahat, hazırol, marş, emret denişler arifesinde
Kurşun yemiş sürüklenir bacaklarla
Bacası tütmez ocaklarla
Daha çocukluğunu bilememiş
Ama kadın olmuş, emzirir zamandan
Neye, niçin ve nasıl sağlayışlarıyla düşünülmemiş
Ne gibi bir yeryüzü ilişkileri içinde olacağını tasarlamadan
Sıçandan doğmakla torba kesen
Köpekler gibi … kemirgen fareler gibi …
Köprü altı ve sokalar beslemeli dehşetin çoğalmaları
Hiç yükün ve kamburun oldu mu Fesulda?
Ve sen bunlarla, bir günde büyüdün mü?

Mutluluğu, yutarken timsahın göz yaşlarında;
Acıya kaçmış doğum çığlıklarının
Baba olma naralarına karışmış anlamalarıyla gördün mü?
Ben gördüm ve büyüdüm Fesulda
İliklerine kadar korkmuş
Sinmiş bir titremenin yalvaran yaşamını
Ben gibi umutlarla, göz ışıltıları içinde gördüm.
Sahi, sen hiç;
Dünyaya geliş bedelini acı acı doyup; büyüdün mü?

“Cennet” dediler
Sen cehennemi buldun
“Cehennem içindeyiz, imdat” dediler
Ateşi sende,
Sefayı cennetteyse onları, gördün
Yalan:
Özlerine kadar;
Gözlerine kadar
Sözlerine kadar, hamdü senalarıyla yalan
Din ve iman diye tutturduklarından kalan
Hani, “Allah bir” deseler yalan
Bunları yaşatmışlarla büyüdüm
Yalan Fesulda yalan

Sen hiç,
Sana öğretilenlerin dışını da akıl edip
Büyüdün mü?

Islak çimene basmanın soğukluğundan ürperip
Dulda kuytulara sığınmanın
Leblebi şekeri yeme özleminin kavuşulmasıyla
Çember çevirmenin keyfiyetiyle
Ah yaşam!
İçime çekecek kadar küçük
Lakin
Dışımda olacak kadar büyük;
Ne totemi efsunasın, dedin mi?
Başkaları kadarla, kendini de dinledin mi Fesulda?


Fesulda, aslında sen hiç büyüdün mü?


19.11.2011


11-Yalan Hadle

Tırsanın bed halini ıslıklaması
Bu ne sevinç, şenlik tutar şamata
Kardeş, al düşmüş yüzüne
Kan damlarına görünür gözüne
El bakarım, kanmam sözüne
Bak aklıkla, belli ki zaman; güzüne

Tahtı revanı özlemedik, görkemi bizde
Biz doldurmazsak, tahtı revanın nerde?
Sefahatimiz olmasa da, ruh sefahatimizle
Kul hükümlü, devri devranımızı sürmedik
Beyhude kalıpta, cahil ömrümüzü
Bir hiç gezdirir gibi bedestende görmedik

Ahir ömrü bildik, zahir ömrü sürüp cerhine
Bu ne ki deyip, göz tokluğuna tükürmedik
Bedhahlarınıza gösterme tutu, iyicil tefahürle
Nifakı hadle, nice defterleri de dürmedik

Hep yalan idin, yalan gelmezdi sana sözlerin
Sıfattan düşerim de, şaşkın bakar gözlerim
Hal bilmez ki; bir yumup, açana dek özlerim
Yumması ne süre ki, anmaya kalmaz dizlerim

Bozumu bilmeyiz, bağ yeşertirsin güzüne
Zilleti sefihte reva lığa, ananı avradını deriz
Merakı hacet kalmadı ki, bakmaya yüzüne
Yalansın ya, ters söyleriz; frensiz gider düzüne

10.10.2011

12-Hali Ahvali Şecere

Ben neyim ki
Ahvali duruma diyeyim
Dağ başlarında yol yol kuzular
Neşeyi söylemce sporlarıyla
Yetmiş sene öncesinin raporlarıyla
Gerksiz kılınıpta berdevamla; hayal perdesi bölümler
Dört kez aynı yerde, aynı kez baskın yemişle ölümler

Bahtım mı kara, kara olan mı, bahtım?
Nedendir tutmuyor siz gibi hiç ahtım?
Ne yazar kralsa da, kıç üstü oturulur tahtım!

Ey kuzum, kuzum; cana can kuzum
İradı us mu olurmuş, belli söze söz eklemeyle?
Aynı şeyi yapıp farklı sonucunu beklemeyle
Adına ihmal diyorlar, akıl da etmeyip konuşulmayana
Tedbirleri ortaya koydurup, soruşulmayana

Sakata gelmiş azgın yarelerim
Bir tabibi elle denetlenmez, harekete geçilipte
Güzel şeyler olacak denen muştular sönmeden daha
Misliyle öcü alınacak diyen öfkeye
Büyük konuştu diyorlar

Ne mezara girdim ki diriyim
Ne hayat buldum ki ölüyüm

Yok, böyle bir olguyu mücessema
Gözlerde merak, sosyalde bir tema
Şemalın açmaz
Rengin kaçmaz
Yüzüne baksam, keyfim saçmaz

Akmadım, memleket gibi
Dere boyu saz
Kıyametlerimle yaz
Bedeni doymalarım vardı
Ya aklımsa, aç
Yoksunluğumsa
Bilmeye ve özgecil olmaya muhtaç

Ne gönlüm, bildim
Ne asi gönlüm divane

Ne halk idim, ne halk alkışladı
Rüyaları süslerinden
Memleket sanatçısı olurla
Girmedim ki
Birinden çıkıp birine
Koyun diye civane

Memleketin aksamasına göre ekli din
Şekli şemaili iman
Akıldan, bilimden gayrı
Herkesin sığınacağı bir liman

Altmış yedi bin okul
Bin iki yüz yirmi hastane
Seksen beş bin cami

Sekiz bakanlık harcaması
Tek bir dinayet bütçesi

Bin dört yüz otuz beş kütüphane
Üç bin sekiz yüz elli iki kuran kursu
Promosyondu yanında da
Yemesi, içmesi, yatması; terbiye için bursu

Yetmiş yedi bin doktor
Doksan bin imam
Bu mu çağdaşlıktaki ruhsarı simam?

Bunlarla çarpmıyorsa dimam
Hali icabıyla ortadadır simam

Bir, beş, on sekiz, otuz sekizle sayı
Resim, heykel vs. güzel sanat olacağa dek
Lakin otuz beş bin cami yapımıyla dernek
Çok kör bir örnek

Yoktu toplumun ışığa rağbette damarı
Akıla, akıl ederden bir ışık şamarı
Buydu kula kulluğun, bizleri de yamarı

Borçsun boynuma ve lakin
Olmadın hiç kan akar damarla
Sevince haleden bir ettin
Özgürlük gelmişti koynuma!

Hayallerim; dolaşırsın memleketi dağ bayır
Derten uzak, dermandan tuzak ve sayır
Karşılıklı dengeler ve çıkarlar gözetilirken
Büyük olmaya yanarla tutuşurum, dince bir olanı kayır!
Od düşer dağım, memleketi ateşleyenim ben; cayır cayır!

Ne kusuru kör koydum
Ne de bakarı temiz
Gerdek gelse, kıyan gider neşemiz

27.09.2011

Sayır: Konu olandan başka. Konu olanın dışında olan. Akla gelebilecek. Kimi kez o cümleye, söz konusuna bahiste ilişkinlik dışı olanı da, ilişkin kılmış olmanın pekinliğini söyler. Bile dışında olan başka yerler anlamı verir. Sayır yerler dolaşmak. Sayır yaban ellerde gezmek.

Örneğin; bilinen otlakta hayvan otlatırken, kaybolan hayvan için arandıktan sonra; “sayır yerlere baktım” (otlak alanı dışında olan, akla gelebilecek başka (sayır) yerlere de baktım) yok .

13-Mülayim

Sorumu zarafet
Anlamı rehavet
Helaki müştakla tın dedi
Özden ana dedik çın dedi

Sıra sıra, sıradan bir servi
Yaşamadık ta yırardan bir hayatı nervi
Gelmek dünyaya
Marsilya koylarını gözetişle
Bir Fransız bekçisi gibi
Devri nazımı giyinişte
Ömrü sürümü beklemekle ahir
Sos yo genetik gelimiylen tabi
Anlamadıktan manayı sorumu
Yoruma tabi oluştan bir insanı sabi

Zamanı seninle seçerim, ey melankoli
Ömrü sen ile geçerim, ey yareni aşk

Ne onun elindedir, seçimi kabili
Ne de senin elindedir be Mülayim
Doğuran bir kadın her zaman vardır
İlla ki doğarsın bir anadan, budur kaim
Ama ana olma her doğumla olmaz naim
Hep bizi doğuran bir anamız oldu da
Olmadık ki, anayla hiç müşerrefi daim
Sanıştı kıldık kendimizi, mahlûkatı eşrefle!
Sorumluluğa değil, akışta tabu ödeve zaim

Ne ana dedik, yar bağlı gönülden
Ne yar dedik, ana gelir önünden
Lakin ana olmadıkta kutsadık, sönünden
Hiçler ana, analar yana oldu bönünden

Yol oluruz vakti belirime, tamahı candan
Ne hayattır, ne de ölmek; savaşırken kandan
Güman oluruz, tadarız şevki icabı haldan
Yar der kaynarız, tutuşuruz arzuyu baldan

Denizi duyarız, gereği icabımızdır saldan
İçlemi duyarız şekilden önce yoğurmak
Taam etsek te, yaşamak değil nefes almak
Ne vakti soğurmak, ne kendine pey yoğurmak
Kutsansan da, kutsasak ta illa değildir ana, doğurmak

09.11.2011

Zarafet: nezaketi ile nükteli, beğenilen, hoşa giden (zarif) durumları uyuşturmak.
Rehavet: Bir gerilim sonrasının gevşer olan rahatlığı.
Müştak: Özleyen, candan isteyen
Nervi (sinirler): Hoşa gitmeyen, can sıkıcı
Sabi: Algıları ve karar verme mekanizmaları oturmamış, günahsız çocuk. Tüyü bitmemiş çocuk
Kaim: Her zaman var olan, bir şeyin başka şey yerine geçmesi, ayakta duran, süren
Naim: Bolluk bereket feyzine uğramak
Zaim: Kefil
Devri nazım: aktarılan sür git düzen.


14-Aslı


Aslı yalnızım
Kapı kürek
El yürek
Dışlamış lığım
Dışlanmış lığım

Sazan dünyam
Aldatmış lığım
Aldanmış lığım
El yazan dünyam
Ok falı değdi rüyam

Tıynetiyle meşrep
Yazarı, çizeri
Canisi, kanisi
Yanisi, sanisi
Hepsi bir eşref

Ne yaşam oyun ve
Eğlenceden tuzak
Ne de ölümler
Yaşamdan uzak
Bin dilek tutsan da
Kutsanan yer
Senden yararlanırla
Ve senden müstağni


19.10.2011


15-Ekseni Yön

Bir yaz günü Dirina Köprüsü üstünde
Halelerden yol olmuştu yıldızlar
Na mahremine sokulunmamış oğlanlar kızlar
Beşikleri sallanmış, belekleri bez
Çığlıkla anadan doğarlar
Ve lakin ölümleri tez
Uzar iş, uzar uzar uzar
Beşeriyetin namusuna sızar
Ölümün direnç ekseni,
Zamanın dönüm eksenine düşer
Işık diye ne pulsarlar

Ah Heraklit!
’Dere boyu saz olur
Gül açılır yaz olur’ diyecekle
Sen dıştaki zamanı bildin de
İçteki zaman seni bilemedi!
Oysa nasıl olurduk, biz
Anlamaya varmadan onu gelişerek gelmiştik
Balta ile seviştiğinde Gılgamış atan
Torun, adaşıydı, babası bile oğlu
Bilmezliğe kulak tıkaçla üzerine yatan

Olup biten akışı görmedikçe
Görecesin kardeşim
Şiirinle, sazınla, sözünle, avazınla
Aşkınla, taşkınla, mezunsun
Ha yaşamışsın türkü senin dilinde
Ha bir çığlıktaki ağıtın, onun dilinde
Sen bunca zahmete nefes
Bir atım oluşla yaşadım diye gülmekte
Oysa zaman sadece seninle ölmekte

Benden içerdeki ben
Benler olacakla vücutta
Benden içerdeki ben, kişi olacakla dışarıda
Sürü olmuş, dürü olmuş
Sosyal etnik yapı olmuş boyutlanmış
Totem olmuşla gün gün soyutlanmış
Toplum olmuş
Üretim ilişkilerini koyutlarmış
Benin üzerine, benin hilafına sürmekte
Sen hünerini deyip geriye ışığı yakmakta
Ama zaman senin dışında akmakta
Sen boşuna geriye seç imlemektesin ha bu ya bu
Seninse karşı durduğun işte tam da bu

07.10.2011


16-Fetiş

Sevda!
Ziyan getirmedim ki
Kar götürsem

Yapıştın bedenime
Aklıma edenime
Ekmeğime, aşıma
Dağıma taşıma
Gönül boran kışıma

sevda güzel
Sevda özel
Ve sevda nur
Eğer aşka dair
Ne varsa yaptığın
Aşktır, elin yüzün yur.

İstersen bir ara ver
Seyirken dur
Aç kapını
kapama peceni
Tüm deri tenin
Biyolojik benin
Olsun aşk evin
Aksetsin zuhur
Takıntılarını ser
Fetişlerini kur

Bulun orada burada
Saplantılarını düşme
Dağ gibi şişme
İşte o zaman ya durul
Ya da hep hayal gücünle kurul

Akıldan ziyan olan
Beride kıyan olur

02.10.2011


17-Bre İnsan

Bre insan
İlinek tövben, kapı tutsa
Sapı gözünü çıkarır

Tikel yapılardan geliyordunuz
Ben, ayrımıyla kendinizi
Diğerlerinden seçiyor
Bağıntı ve bağımlılıkla dıştan dolaşıp
Araya sosyo-toplumdan aracılar alışla, bencilik üzerine
İnsan-insan elci; insan-nesne elçi yapılarla gelişiyordunuz

İlk sosyal birlik yapın
Bunlarlaydı seçme ayıklama kapın
Milyonlarca sene bilmeden
Sosyal yapıyı kategorik dilmeden
Ne iyiliği vardı, ne de kötülüğü kavranan
Daha sonra toplumsa mülkiyetledir böyle, davranan

Güçlü (mülklü), güçsüz (mülksüz) ikiliği
İyilik (güçlü), kötülük (güçsüz)
Sınıf üzerinde
Sosyal anlayışı zalim-alim
Efendi ve köleliğin
Siyasal, sosyal, toplumsal özgürlüğün
Erdemsiz- erdemli
İyiliğin kötülüğün bunlarlaydı her demli
Ben mücadelendir edimleri süzerinde

Benin üzerine denk düşen hoşlanma
Aykırılığı, kaygı veririnden boşlanma
Bu seç imlemeyi sosyal, toplumsal
Dıştan dolaşışla anladığında
Kendi dışındakilerle kendisini zanladığında
Sorumluluk duygusu taşıyor
Bağımlılıkları sorumluluk
Birisi benin, diğeri beynin; oluşla gayrısı
Tabiidir ki nesnel fantastik yorumluluk
Hayat denen bu atılımla, kendisini aşıyor

Köle efendi, sınıflar temelinde
Hoşlanmayı iyilik, kaygıyı kötülük
Seçimiyledir ki
Özneli kavranışıyladır, insanın emelinde
Manayı eylem yaparak sosyalleştiniz
Eylemin sonucuyla, birlik
Birliğin komün yapısıyla dirlik oldunuz

Unutma, ben temelin
Budur yaşama dek birinci emelin
Kardeşim, sosyal ve toplumsal
Bencil özgecil, ikimsek çelişirsin
Egoya dek seçme ayıklamanla
Zekâyla; sosyalde duygusal,
Toplumla uygu sal, durumu gelişirsin
Zekân da, birikişle seçme ayıklama
Fantastiği ise uygulanmadıkça sayıklama
Her iki yapın sonradan oldu sınıflı
Erdemlerin se bunlarla kılıflı

Özgeciliğin bencilliğe dıştan şürekâ
Sosyal toplumsal yapıyla dönen zekâ
Sen, kendini boşuna yanma
Koyuşla; edep, meşrebe kanma
Kötülük deyip iyiliği
İyilik deyip kötülüğü, sanma
Bırak sen
Ürerse ürer
Üremezse, büyüyeni ne?

10. 09. 2011

Şureka: aideti ortaklaşa anlamında destekleşme.


18-Biricik

Ve hayat;
Bizden gayri
Kadar oluşla zengin
Ve hayat;
Bizdeki oluş kadarla
Verimsizce, çıkmazdır

Siz kendi dünyanızın
Aldanma, ikna olma, keyif sürme
Cinnet, cinayet zulümleriyle
Tıynet ve meşrepleriyle
Kıyametlerinizi yaşarken
Ben tek yol diye bilmediğim
Bir orda oluş, bir burada
Bin o formlarla, bin bu form şekliyle
Hep var olacağım…

Ben varken
Siz yoktunuz ey zavallı insan
Benim o hallerimdir ki şimdi sizsiniz
Değilse şimdi sizler
Ali, Aliye; Huri, Huriye gibi ikizler
Yoktunuz

Siz yokken de ben var olacağım
Sanmayın ki ben sizinle biricik
Ben sizinle değil, siz benle varsınız
Ben sizin için değil, siz benim için varsınız
Onun için var oluşu anlamakta çok darsınız

Şimdi sizinle, ama sizsiz
Vadeniz bizimle
Olduğunuzda bile terki dünyadan çekil
Biz çoğul biçim içinde süren tekil

Ben damakta küçücük bir mutluluk
Ama kocaman bir süren yaşamım

20.09.2011


19-Müşkülü Zara

Sen sultan olsan
Ben mağlubun
Ben gönül ganimeti
Sen galibi
Bir cihan devrilir nevrime
Bak o zaman sen evrime
İçimle kopan devrime

Bil ki bu sevda
Kapanmaz yaradır
Takarım inciyi
Lakin kıyamet salınımları
Yıkar tahammülü
Müşkülü zaradır
İşte şimdi
Sen ayrı ben gayrı haradır

Bir tutuştuk Fesulda
Bin savrulduk
Çeken ve çekilendik
Ateş böcekleri gibi
Cazibeye kavrulduk
Bu durum muvacehesinde
Bir belirimceydik ki
Sendin, ama sen değildin
Bendim, ama ben değildim
Tek başımıza yapamayacak denli
Tek başımıza olamayacak kadar
Bizdik...

Bizdik Fesulda
Yaz gecelerinin en olmadık
Yer ve zamanında
Devinişle heyecan
Ebemkuşakları küs
Ebemkuşakları soluk
Heyecanımız farkında değildi
Açılıp kapanan yumuluşlara
Bizdik Fesulda
Bizdik
Yağmur yetmezmiş gibi
Büyütmek için bizi
Ayaklarımızı sulayan gözyaşları…

Gel Fesulda
Belkilerimiz keşke olmadan

09.09.2011

Muvacehe: Yüz yüze gelmek, yüzleşmek


20-Küfrünü De Cevabı Ne

Bana âşıksan
Cevabım büyük
Devrim geçişleri
Hep anlamlı olur
İçin heyecanından mı?
Kavuşulmasından mı, nedir?
Bilinmez
Sevişemeyen baharın
Rengi gülden olmaz
Duvağı çimense de
Saçları hep beyazdır.

Devrim rengini
Gülden almaz.
Baharın coşkusu olmaz
Kendisi coşkudur
Ok yaydan çıktı mı?
Ne saz sestir
Ne de ses saz
Söylemce,
Terennümüyle bir avaz.
Baharı kucaklayan
Umudu (yâri) sıcaklar

Ne devrimler büyük
Ne de siz
Yerin yarılması
Çamurun karılması
İçin sancısıyla
Girişmenin tutkusunu
Anlayanda bir insan olur
Yol uzar
Yol bölümlenir
Tevafukla eylemler
Zamanla mekân ölümlenir
Süreğinde yaşıyor olmanızdır büyük

Zaman ölürle
Siz yaşar.
Siz ölür
Sizle zaman yaşar!
Şafakmış, gül rengiymiş
Bu aşk nedir ki
Gönlüme bir girer
Bin taşar
Muhabbetin mi bitti?
Adını kayda yaz
Çıkarsa bir niyaz
İkisi bir arada mı?
Ha köfte, ha piyaz

Sen küfür edersin
Patlamışsa
İnsanın başında bir nar
Her bir çekirdekle bir kar
Düşünürsen köknar
Uzar gider sanki verevine
Dikeni bana, zakkumu sana dokunur
Haleti ruhiyesin karabasan sokulur
Ağıt olur cana, güleriz kana kana
Deniz mi yüzmedir, yüzme mi deniz?
Sancılanınca ayrı,
Tutunca sancıyı gayrı.
Zamanın seçimlediğidir aşk
Değildir verevine
Girerken her evine

Devrim, büyüğün içinde
Devrimi, büyük patlar
Nevrimindir çokla yüzün
Sen âşıksın
Zaman aşkı atlar...

15.08.2011


21-Öyle Zaman Olur Ki

Öyle zaman olur ki
Sığmaz denirken
An parçalanır
Kaal bile olmaz iken
Yel yepelek
İçe düşenle
Şev olur uzaktaki

Şair âşık olur
Bu sevdayla
Akşam olur yazar
Sabah olur sızar

Baştan çıkarışla
Takar takıştırır
Sürer yakıştırır
Öyle zaman olurla ki haspam
Her kesi söylerle bakıştırır

Bu zamanlar aklı yur zamanlar
Şairce duygular devleşir
Şairanesine alevlenir
Bir baharla birçok dal alevlenir
Şair evlenmesidir bu

Böyle zamanlar
Şairin iki zaman arasıdır
Has bahçe iştiyakıyla
Şairin devlenmesidir
Böyle zamanlar akşamdan sabaha
Şairin evlenmesidir.

Ortamını bu hevesle
Kabarır yıkar
Abarır yıkar
Ve sonrasında da bıkar
Bakarsınız şairliğini el
Sevgisini yel almıştır

Ve sonrası
Sonrası yok
Şair niyetine
Hep aşka düşer
Kâh ilhamla kâh küser

24.07.2011



22-Boşla Dolu Dolu İle Boş

Saat kaç olmuş?
Olumsuzu yaşıyorum olumuna
Kapı mı çalıyor ne?
Kimseyi beklemiyorum ki

Özlemlerim seni tanımlar
Tasadıklarımsa ben
Tüm yoklar sen (sevgili) olmuş.
Olanlar da zaten sen değil

17.07.2011



23-Sancım Solumda Bereketi Kolumda 1


Şiirin Hikayesi

’Sancım solumda bereketi kolumda’ ’sancım solumda’ denişi sembolik bir anlatımdır. Geçmişin muhafaza olanına karşı; geleceğin ilerleyen, gelişen, geçmişten yan taşıyışla, geçmişin aynısı olmayan; durumudur. ’Bereketi kolumda’ sembolizmi her gelişme, bir birleşen genellik olmakla, güçlenmektedir. Ve yeni bir biçim öz oluşla ileri (tarihi süreçte etnik yapıların birliği toplumu ortaya koyuşla) akmaktadır. Yani toplumların ortaya çıkış süreçti aşamalarına, gönderme vurgudurlar.


Yüzü yüz
Esti mi güzü güz
Yolundayken düzü düz
Adam bir deha
Fikriyle, güven verişiyle
Yanında bulunuş, bir reha

Yüzünü yıkadı
Mevcuda danışmış
İç hesaplaşmasını yapmıştı.

Zaman gerilmişti
Göz kıvılcımlarıyla şimşek
Meserretti çabası her yan ter
Gerilmiş çelikten vücutla yay
Atladı atlayacaktan bir panter

Fırtına öncesi sessizlikle
Badirenin içindeydi tarafları, kan ter
Şafak gelmek bilmezken aniden
Yalçınlık siluetiyle şafağın yırtılması
Hücum denen bir sesle titredi her yan

Barut kokusu
Öbüs kıvılcımları
At kişnemesi
Can hırraşından insan iniltileri
Alev kusan namlu ağızları
Şahikanın ve ovanın tek hakimiydi

Kıyamet olduğun yerde
Başın, girdiğinde derde
Ne erdem, ne zer dem kalmıştı
Ölümüne öldürmek
Ölmemek için öldürmek serde
O an için tek gerçek
Hani kutsal olan insan nerde?

Ha gayretten
Bir hayret doğmuştu

Heyecan akıyordu, gözlerinden yüzüne
Heyecan akıyordu, dağ yamaçlarından eteğe
Etekler tutuşmuş, ova mahşer
Meydanı sahra, yangın yeri
Uykusuzluğun alevi bir başka oluyordu
Böyle akıyor; yakıyor, yakılıyordu

Olan olmuş
Solan solmuştu
Artık sonuca
Bir tarihi oluşumla, bakılıyordu

Yıkalı yüz, bir şey olacağına kâh endişe
Kâh tebessüm doluyordu
Ne de mücessemi bir devasaydı
Keder yansımadan yüzüne daha
Fikrinin incesinde soluşla, kalkıyordu şaha

Düşünmek bile istemiyordu
Kararlılıkla bilişti, olası dışı olan, hevasaydı

Tanımamıştı, Dünya
Tanımamıştı, düvel böylesini
Tatmamıştı böylesi bir vahameti
Ne cenkler tutuşmuşlardı da
Yangınları yoktu
Oysa bu yangının kundakları da, çoktu
Şimdi yangın, tutuşma, cenk, kundak bir aradaydı
Şakağa gitmiş elle, istilacı kap kara, karadaydı
Ne yaman şeydi anam
Ne yaman bilinmezlik ve ihmal
Ateşle oynamışlar, yangınla tedavi oluyorlardı

Ova şöyle bir titredi
Ova şöyle bir sarsıldı
Duaya durdu gök, duaya durdu yer
Bir isimsizdi hücumla nefer
Kaçıncı gidişle kaçıncı gelişti sefer
Ne büyük aşktı yarabbi; serini
Kendi ölene dek, biri alıyordu yerini
Düşünemezdi, gerini
Ne yetimdi, ne de evli
Şimdi rihtersiz deprenendi, müstevli

Sürecek


24-Sancım Solumda bereketi Kolumda 2


Adüv sadmelenmişti
Art artaydı sarsıntılarla birden
Burada neden bulunduklarını arsındılar

Çaresizce, umutsuzdaydı; şaşkın müstevli
Saldırısı kâh oraya, kâh buraya öylesine verevli

Ey can! Bilmelisin ki şunu
Uçuracaksan kafes kuşunu
Gün dönümleri, zamanındır bir bölümü
Evde de bulursun; ne ararsın yadlarda ölümü

Umarsız, akılsıza göz yumarsız oynayışla
Kahramanlıkla yiğitlik bilmişsen tarihi
Mezar taşları değil, uygarlıktır sarihi

Kadim değildir, günde olmayışı ile edimlerin
Bak toplum derle söyleşir akli nedimlerin
Sanma ki pusat kuşanışla olur; ha o, ha bu
Etnikçe, ırkının kimliğiyle ölümlerindir, tabu

Bunun içindir ki bir zamanlarca olan
En önemli adımlar olmuşken yasan
Şimdi olmuştu; olmuştu şimdi tasan

Şafak düşmüş
Gün yüzünü düvele küsmüştü.

Düşmanın, hasetten ektiği böl yönet haresi
Her biri bir kimlikle, krallığını ilan eder karesi
Olur, yarında; toplumların canlarla, bilmezlik yaresi

Dündü, ganimet ihsasıyla köslere vururken
Bulur karşında; âlemi yaman, dilerken aman
Canın değildi, kanın değildi, bizle alıp verirken
Ne olmuştu da, doğumla değil ayrılık, siyaseten
Demokrasi, hak, hukuktu; bu gün durup dururken

Geçmişle biçime takılıp da, bütündeki karayı
Dünü sorarsın, görmezden gelip de çarayı
Özü görmeyip de tartardılar, ol etnik yarayı.

Her değişmiş özün yansımasıdır biçim
Özler değiştikçe değişmedi mi, sözler?
Ölümsüzlük edişle biçim, etnitiseyi ölümle içim
Kalmış mı bak tarihe, çevrenle etniğini seçim
Asla bu değildir evrende, birlik ve dirlikle geçim

Bir Kerem, bir Aslı duygusu gibidir
Tükel içinde özel ilişkin diktir senin dağıntın
Aşktır, özel oluştaki genel bağıntın
İyi olacakla tümeldeki yara
Tırnak çekilecektir özelde, düşünme kara kara
Zulüm de başarır, gülüm de
Lakin aman geçer, zaman seçer
Her başarı hak değildir
Geçmişe çözülen bu başarılar
Kafalara zer edişle tak değildir.

Bre nedam, tarihi okuyamaz adam
Koftur anlayışın, etnikçe tarihi zanlayışın
Bellemişsen; etnik krallar, prensler savaşı
Böylesilerdir aklın, ziyanladır yavaşı

Yolu uygar insanlığa geçmez, kolu bütün olanı seçmez
Böyledirler sanan kadimin, kafasını döver nadimin
Amanı geçtikten sonra, zer değildir zamanı
Can çekişirsin, meyus oluşa vah der, yamanı

Hey, suretlere düşmüş insan
Günün yolsuza, omuzun solsuza düşmüşse
Olacağa değil, solacağa bakar, sevinişe akar!
Biçim vermekle, ölüm sermekle; akıl sevinmez
Araba şekli vermekle; ölü suretlerin özü devinmez

Ben sana yanarım sevda
Sen kime?
Uygarlık temelimdir; geçmişim
Uygarlık maziyle aynı, tümden de gayri
Olmayanlarla yükselirim de
Geri bildirişim dışında, bakmam terkime

Aslolan pisipisine bedele, denk geliş değil
Neye bedel oluşu bil, saygıyı coş la koş eğil

Akılsız baş
Söyler taş

Soyum insan
Koyum insanlık
Doyum üretimse
Tarih bilincinden
Yok, olunca yurttaş
Kendilikten akara, ortalamaya bakara
Bir bereket böyle kurulur
Sevdası akmışsa dile
Afradan tafra olmaz
Ya sellenir, ya dellenir; sonra durulur

Öyle de olmuştu
Kontrol ederken düşman
Kendini kontrol altında buluşla
Şimdi ettiği ile çok pişman
Sular daim zalimden yana akmıyordu
Akış; zulmü de, gülümü de gözetmez
Akışı geri çevirmeye de hiç söz etmez

13.07.2011

Tümel, tükel, genel, külli: Varlık tikel niceleyişlerle, tümellerden oluşur. Ne var ki anlaşılması, kıvranılması ve sürüp gitmesi için, tikelliğine başvurulmayanı anlatan kategorik bir ulam.
Çara: Doğum başlayacakken gelen, gebedeki sıvı akıntısı.


25-Lafzı Sen Seç

Her düşüşle,
Mağduriyetti darlığa
Gelirsin,
Güç yetiren varlığa
Yalnızlığımıza dayanaksın, yarlığa
Bilir ve inanırız mesti, karlığa

Bir teselli eyledik düşümden
İçreğini de kıldık anlamı sırdan
Hüzün dolduk,
Kederi solduk
Lakin boş koymadık,
safayı kırdan

Lafzımız,
İsyanlarımıza bir kalp
Sosyaldi ve
Bilinmez ceberutlara bir ruhtu
Tarifli imanımız
Retorik aklın gidişinde
Ya imanımız elde,
Ya şehvet ile selde
Ne imanımız kaldı,
Ne tuttuğumuz şuhtu

İnayetimiz döndü,
Diyanetimiz söndü
Boş tuallere çevrilişle
Üzerine bizden gayrı girizgâhlar
Gün mü gördük,
Gün mü gösterildi?
Ses mi bizde,
Sesiz mi kalıyoruz?
Yarabbi,
Bulaşışından bir söz
Ne akla katıkta,
Ne yeri saltıkta

Ağlarız
Tutamayız da semayı
Cennetsinmiştik,
Gözlerdeki temayı
İnançça bulmadan
Kaybederiz nemayı
Yar gözlerimize diri,
Çekti düşünülüşle biri
O vakit, yanımız değil,
Canımız gelir aklımıza
Ürpertili titreyişlerle,
Sanıcı naklımızla
Gideri şehvetmiş, kalırı rehavet
Ya puşt elleriyle,
Ne dağlarında atıkta
Ya umarken güzellik,
Cehennemi batıkta

07.07.2011

Retorik: Memnun etmek, ikna etmek maksadı ile söylenen güzel sözler.


26-On Yüzler Ondur


Memleket tamah, memleket hırs
Memleket tıs ve memleket cıs
Sıla gem tutmaz, ahir akar, baş bakar

Boş düşünle kardeşim, taşınırsın
Sanıştı kaşınışla bakarsın
O, olmaz ise, bu;
Bu olmazsa şu; der yakarsın...
Bu tutumlar senin
Ederin mi, hederin mi, kederin mi?
Şaşışla tutarsın, elde var bir galiban

Bu iki şer, bu ikiyle, ahir
Çıkmaz bunlardan tahir (temiz)
Biri tarihi yıkar
Biri oluşmadan daha
Gelişmeci tarihin önünü tıkar

Tek başına taliban
Gelir bağıra bağıra
Uykuda gibi diğerleri
Sanatçı(sı)na ağıra ağıra...
Elvermez, tırsanından ciğerleri

On yüzler, saf tutarla yatmış; sağıra
Bir adama ilişkin seslenişle, çağıra
Denk düşüşle olgulardı, sıra sıra
On’lar, anlamdı; anlatımdı; feryatlarında
Hakikati Melamilikten üslenişti; yağıra yağıra
Böylesi zamanlar; ödleğe de, hötleğe de

Aynıyı yaşar gibi iken, herkes
Farkındalıksa eğer, bilişte ortam
Süreç el vermiştir
Ortamıyla rotam
Muhatabını germiştir
Yaratmanız da, daraltımınız da;
Kendi elinizledir
Olanaktır, istemsek dahi oluşla
Olmaz böylesi elverişlilik, doluşla
Denk düşerlere, sert gösterim
Huyunuzdur; selinizle, yelinizle
Aktan, karadan geliminizle.

Elverişli olan
Kod uyuşması gibidir
Siz de, bilemezsiniz
Neciyesiniz!
Şartlar oluşur,
Koflar doluşur.
Yüzler büzüşür,
Gözler süzüşür.
Sanatçıyım diye
Aydınım diye
Elini sallasan değerden
On yüzler
Ne de sessizdiniz,
Ses verecek yerde
Zamanın eleğinde seçilimle
Düşüşle ona
İnsanlığa hediyesiniz

Değerlik olmuyor
Olmayınca verevine; alkış
Hadsize ve taliban-i dirence;
Emeği caydın
Sanatınız kadarla,
Sanatçı ve aydın
Mukavemetince düşülür
Zaman kaydın
Komik,
Komik kadarla komiktir
Sanatçı aydınlar
Yarınlar kadarla aydın
Dışla, kışla; denk düşerin
Seçimiyle omiktir.

Bir özün gözü
Canı istilamladır anlaşılışı
İmarla, anlatımla süreç olursun
İnsanlık anıtı
Eleştirmez az biliş, kâfi duruş
Düz gitse de davranış
Anlamazla yıkar kavranış
Ucubedendir sanıtı

Ne yerindir, yer
Gökledir yerin
Başlar uzak olursa
Değişimle ezer gelir gerin

Ne yerdedir, ne gökte encamın
Meğer ki yoksa türünde kanat
Ne adamsın, ne sayılgandır sercamın
Eğer yoksa sütüründe sanat

Var bir tereddüde mahal galiban
Yakaya tutuşmakla kalır taliban

Nefesi nefes değildir
Borudan sürüm
Gözü göz değildir
Sözüyle dürüm
Oyala şırla önemser kendini
Be! bile bile ile taliban
Bilimse bağıntıca
Duruş vermezlerle galiban

28.04.2011

Galiban: kararsız olmakla elde tutulan o muydu, bu muydu? Denişlerin ikisekli oluşuyla “galibayı" sahiplenmecili davranışlar.

Düşüşle ona: Aydın sayısını, öyle yüzlerce gibi göründüklerine aldırmayın. Aktüel şartların elvermesiyle, zamanca bir seçme ve elemeye tabii tutuldular mı, aydın sayısı bir elin parmak sayısını geçmezler. Sayıları ancak beş, on kadardır.

Sanıt: Zannetmek, öyle sanmak, tahminde bulunmak

İstilam: Kâbe’yi tavaf ederken elleri Hacer-i Esvet’in üzerine koyup, onu öpmek demektir. Diğer bir uygulama da Kâbe’yi ziyaret sırasında, namaza durur gibi el kaldırışlarla, tekbir getirerek Hacer-i Esvet taşını selamlamak.

Melami: Bilmezdi, hor görenin; hor görmesine aldırmayan. Kalbinde Allah’tan gayrısının varlığını (tüm aracıları atan, Allah’la kendisi arasındaki aracıları kaldıran) ekolden olan kişi. Yani, kendi içinde erdemi, sanatı taşıyışla; insan için estetik ve güzel olanı çeşitli şekillerde sorgulayan devinim.

Yağır: Sırtta taşımlık yükten oluşan, sırt yarası.

Sütür: Birbirinden ayrılmış dokuların, bitiştirilerek dikilmesi.

Şürekâ: yetilerini iş birlikçe oluşla, toplum yararına karşı duranlara iştirak edenlerdir.

Omik: direnç gösterir, dirence denk düşer olan elektronik devreler. Direnççi özellik.

Mahal: olmasına meydan verir olmak, olmasına engel olmamak


27-Tutarsız Tutarlılık


Şiir biraz tutarsız
Biraz da yutar sız olmalı
Besmeleyle seleye
Esnemeyle belleğe dolmalı

Dünü bugüne atık
Düşünceyi akla katık
Çiğ köfte mi yoğurursun?
Toplumsa bağı, sosyal aitlikle batık

Su, çevrimsel yatakla akağı
İnsan bilmezliğidir, sakağı

Demi demden
Zemmi, zemden sormazlar
Yaşa, dem
Çekice, zem yormazlar

Demi devranca sürsek de
Mahlûkat oluşla ürüsek de
Bin devaya yatsak
On bin havaya el kaksak
Ne ilahi adaletin umurunda
Ne beşeri adalet sürecekten
Bıraksalar olacakla durumunda

Zülüm zedeler, zalimler değişiyor
Zulümler, zalimlikler uç uca
Bin yıllardır havası devamla
Sürerken bizi, biz anlayışça avamla

Depremler haşrediyor beni
Sen olduğun zaman
Yaralar neşrediyor beni
Sen solduğun zaman

Çevrenin çekiciliğidir seninkisi
Yansıyanın yansılanıma ekiciliği
Yansıttığım için var değilsin
Var oluşladır yansı
Kiminde kadük, kiminde ansı

Özele düştüm, çevreye küstüm
Ben yaşarım, insanlık taşar
Zalim ölür, zulümler yaşar
Her zulüm, bir zalimledir
Benle değil, her bilme âlimlerledir
Var oluş ben değildir, beni aşar

Bu nedenle
Hem biziz, hem biz değiliz
Hem siziz, hem siz değiliz
Biraz siz, çokça biz
Biraz biz, çokça siz
Dün biz değildik, bugün biz
Yarın siz, sizde biz

Ateşin varlığı alevin sürekliliğidir
Ne alev yeri bellidir
Ne alevin şekli şemali
Yananla görünür cemali
Cemalle değildir tazammun
İçle dış, tazammumladır kemali

Anamız ufukta ağlar iken
Babamız uzakta göz kırpar
Kara taş, kara taş
Dilek edişe, biriktirip seni
Ne duygular tuttuk dibinde
Bağrımızda yara taş

Bu sevda bitmez çocuklar
Düştüğü yerde ateş
Gerçeği şakaya bürünür
Şakası lades

Çevre seçimine düşersin
Kaderine küsersin
Çoklukla bilmezden olur
Atıp tutarla beşersin

24.06.2011

Tazammun: İçlem, kapsam
Tazammum: Uzlaşma
sakağı: Mankafa hastalığı, ruam.


28-Eyvah Demokrasi Gelmiş


Şiirin Hikayesi

Bir seçmen olurla yetkilenişler, bir sorumlu yurttaş olacakla davranmak zorundadır.

Bu zorunlulukların başında da, toplumsa olanla; halk sal olanı bilmektir. Ve toplumsa olan düşünce ile halksa olan düşünmeyi, yetkiye dek sorumluluk alanlarımız içinde, ayırt etmeyi bilmektir.

Bu çalışma; sorumlu yurttaş oluşla, kendimize bir iğne batırıştır. Demokratik yetkilenme içinde, sorumluluğunun idrakinde olmayan bir insan, toplumsa insan değildir.

Kişi insan olacakla ve her durum da, idrakli olmayabiliriz. Bu suç değildir. Sorumluluk alanımız içinde de ve çevreye yönelim dâhilinde de, idrakli olmaya yönelmemektir suç olan.

İnsanların yaptığı işe ilişkin sorumluluk içinde, aydınlanmacı olmaya eğilimli olmaması yanlıştır. Ve böylesi sorumsuz paydaş yurttaşlar, yarınları olabilir insan, değildirler. Bindiği dalı kesen insandırlar. Kesilen dalın düşüşüyle, her zaman sadece kendileri zarar görmez.



Demokrasi gelmeye görsün!
Bir ucu güzel alaz
Bir ucu yakar yalaz
Bir denge ile olmazsa, kotalite
Şaşmaz ki gideceği yer totalite
Bazen ortalamadan sapınç
Çoğunluğun baskısına kapınç

Kapılınca sen de bakara
Ve avara körsün
Bir tebelleş oluşladır ki zar
Bilince nar, zarara zarar
Bir yel esim eğimiyle
Seçme ve seçilmeydi.

Hani canım pahası kadarla yolu var
Sopa kalkıp inmesi gibi bu sevda
Otokrasiye, yekpare oluşladır bu peyda.
Dil ucuna geleni hali icaptan
Söyleyemez olduk, tercihe hicaptan
Ne karar, ne karar
Dik durur; saç yolar, baş yarar

Bazen yitirmek iyi tercihtir
Seneler önce kaybetmiştik
Rengi ruhsarın da değilken havam
Öncel bir denk düşümle beridir hala
Sonrama da denk düşüyor ne ala!
Hala iven seçimle berdevam
Sen değil, ben değil, o değil
Biz, siz, onlar, halk değil
Demokrasi kazanmıştı!
İstikrar kazanmıştı!

Yanlış olan kimi oydaşım değil
Neye yaslayacakla seçim
Dalgalanmadan durulmuştuk;
’Bunlar hiç değilse dinliydi!’
Halksa söylemiyle kendiliğe vurulmuştuk
Her şey değişirleydi de biz
Halksa söylemle anlamayı marifetle
Seçtikçe, kaybetmiştik
Güncel politikaları değil de,
Sanki din adamı seçiyor la
Biz seçtikçe, aybetmiştik

Nice seçim, bir geçimledir
Bu sevda zor, yüreklere düşer kor
Aha da, vaha da, daha geçişle
Kütle kendini yıprattıra olsa da
Ne gam, eski tas, eski hamam
Saygın gelmiş memleketin oyuna
Şad mı girer, dert mi girer koyuna?
Can ciğere yar mı?
Ciğerde heyecan, var mı?

Garabet, yeniye değişememenin
Harabet, dağılışla düzenlenmemenin
Demokrasisi ve istikrarı, olur mu?
Demokrasi ve istikrarın kazandığı
Değişmenin, değişmemeye sazanlığı.

Aydının yazarlığı, gözaltı nazarlığı
Yalakanın ipe sapa gelmez söylemlerle pazarlığı
Sözüyle hoş, aranır da şefkatimize boş eldi
Ne söylendikse, imanımızla aklımızı çeldi
Eyvah memlekete, göneniye demokrasi geldi!

13.06.2011

Kota(lite): Miktarca (ölçü ve sayıca nicel olmayı sınırlama), değerce sınırlamak, sınırlanmak.

Otokrasi: Yöneticinin bütün siyasi yetkileri elinde bulundurduğu sistem. Yönetici her şeyi güya halk adına yapar. Yönetenler seçimle gelmez, kendileri gelirler.

Demokrasi: Öz itibarıyla katılımcılıktır. Demokrat, katılımcı olan insanın siyasi sıfatıdır. Katılımcılar örgütlülüğüdür. Burada katılımcılar sorunların çözümünü de kendileri analiz eder. Bu çözümü de, yönetimler, hayata geçirirler. Demokrasi böylesi bir halk bilincinin gerçekle niş şeklidir. Yani şuursuzca bir alkış yerine, bir denetleme ve denetilme mekanizmalar girişmesidir.

Totaliter: Burada her şey otorite (devlet) içindir. Burada ne insan, ne insani olan ve ne de insana değin insanın öznelliği vardır. Aslında merkezi otoritenin çeşitli saldırılara maruz kalan savunmasının sınırı aşan ve insanı dahi yok eden tutumudur.

Otorite insanın rahat yaşamı için insan-insan elliği ortaya çıkaran gelişmeci bir mekanizma iken, karşı ucu olan ceberutuna dönüşmüş, baskıcılıktır. Burada sadece istikrar kazanır. Elbet istikrar olmayınca başlangıç yapılamaz. Ama aranan bu istikrar totalizmin istikrarı değildi elbette. Totaliterin istikrarı; baskı, zülüm ve kandır.

Peyda: Oluşmak, gizli gizli oluşmak, var bulunmak

Gönen: Ekilecek toprağı sulandırmak. Verime hazırlanmak. Gönenmek: göneniye burada; gönenecek, gönendirecek anlamına kullanıldı. Ki, bolluk içinde rahat, sevinçli bir hayat sürdürecek söylemini içerir.


29-Yosun Tutmak

Avanağın tosunu
Zamanı kadimce
Kendi gibileri sıfatı âdemce
Tutarla yosunu
Alır şimdiyi
Bilmez ki kimdiyi!

Bir bilmezin gözü, bulmuşuyla
Sözleri sunmuşuyla, neşedir!

Akılı, geleceği bilmekle değildir
Gurur bakışı, düşürdüğü peşedir

Hinliğe yatar, duyduğuyla yeni
Meclisi yoktur, önüne gelene seni

İnatçadır katıra, sanki laf batıra,
Bakmaz hatıra, verir sözle satıra

Bir aptal, yemez içmez yetirir
Atıf kendi ile müsemma, ama o;
Kendi gibileri de bilip, hatıra getirir.

Ne anlamadıysa manayı şerhle, abartır
Anladığıyla, anlaşmazlığa sözü, kabartır

Duyanda sözü, bozuk damarlan hırs özü
Sanki kanardan, koşar gibi gidişle nabiden
Yediği şamarı diner, kendi gibilerdi abiden

Böylecedir budalaca kani, dâhiliğini
Onattırır kendi gibilere, safı sahiliğini
15.05.2011

Peş(in)e düşürmek: Arkasından gelmesini sağlamak, kendi gibilerle, kendisi ile birlikte olanların kalabalığı. İzini sürdürmek, takibine aldırmak.
Nabi: haberci, haber veren

30-Yol Tekin

Alışırım da, atarca yüreklere
Kırarım nagah ile
Daha demin, dünü yaşamış,
Gün tasamızlaydı, demem
Yanarsa da, sönerse de

Artık hatıra tutmaz anı
Ne yüzümü yur olurlar
Ne gözüme nur
Duyulanda garabet rüzgârıyla
Beş para etmezler
Kar yağsa da alıma, dalıma
Ayazdı soğuğu hem ilen

Aranışla ya cefa; ya sefa, denir
Gönlümce olur olmaz
Ne yanımda bulurum
Ne ayrılığın duyarım
Çok halini, dem ilen

Sen!
Eteklerinden tutuşsan
Gözceğzinle sular, akan yaş
Sanki hiç müdarası olmayan baş
Bir sıla özlemine hasret denli
Türküye meyyal olan
Yakar dillerin
O durumu canla, yakışa
Adeta, gözlerin kurur denli
Sümer, Babil, Osmanlı demiş
İnsanlık hiç yok gibi; mirasını yemişle
Ne yanma baş, ne tutuşma son

Koyma kendime beni, üşürüm hemi
Duvarlar adamın üstüne gelir de duymaz
Sen çekim, ben ekim; ol vakit, yol tekin.

27.05.2010


31-Meğer

Değişimin yüzü
Meğer ki kapıda ola
Penceremizde sola

Bilirdik
Hışım idi
Küşüm oldu
Bedenimize cer
Gözümüze fer
Bir ağyardan nagahı mani
Sözümüze sani
Kesemize kani
Canımıza fani
Sevgimize ani

Ne hor gördük zalimi
Ne kor gördük alimi
Bir mesabeyi girişte
Kor oluşla odun bile
Bu imiş yıkım
Meğer helaki mani ile

Sani değil, kani
Ani değil, anlamamada cani
Sürecin akışında
Bir geldik, bir geçtik fani
Ne ser dedik, ne cer
Hoş tutuşla meğer
Yârin yanağındanmış bani

Dem dedik, zem dedik
İkisi arasında bolca yedik
Zamana kanıtken Tanrı
Görmezken, görürdük sanrı
Bal tuttuk, mumu yapıştı
Kör kedi, hoyrat dedi
Meğer karanlığa ışık gerekmiş
Bir kaç olsa da, adedi

12.06.2011

Ağyar : El, yabancı
Nagah : ansızın, birden bire, uygun zamanda olmayan
Kor : Demirin, odunun ateşte kızdırılan yanmaz kızgın oluşun ak kor alevsiz şeklidir. Tekrardan ateş ve alevli tutuşturmanıza da yarar.
Mesabe: derece, rütbe, seviye
Sani : sanma eyleminden sanıcı, sanıya konu olan. 2- Yapan, etkiyen. Yaratıcı 3- ikincisi olan. Ör. Murat Han sani. İkinci Murat gibi.
Bani : Bina inşa eden, kurucu. Anlamca zihinlerde kalımlı
Cer : sürükleyerek götürmek. Çekmek
Fani : Ölümlü


32-Hasretim


Memleketim
Dağlarım
Bağlarım
Hani benim dem sürdüğüm çağlarım
Günceleri sürüşle
Yaslarım kendimi Çata da seyirle
İçim senle kemal, şuhudla ağlarım.

Hep ekmek verenim oldu
Aşlan, kaşlan, taşlan
Doymaz yanım doydu da
Aç yanım size sızlar...

Bir türkümü
Bir hasretliğim söylerim.

Dört bir yanın dağ
Yansa yıkılsa
Irasa, yakınsasa da ferağ
Kasvet bağlamaz
Irganırken Gök belde havalar
Harman belde göğününken ekin
Meryem Dere’si ıslıklarla çağ

Dört bir yanın dağ
Dumanın tüterken
Çoban ateşleri Çatal bük
Sivri’de geven yakımlar la
Sualan, Pancar tarla, Harım’ınla bağ
Hey derken Dağ tarla, Seyfe, Badılı, Horla
Seni anarım da yanarım bir korla.

Erik Kaya’da çıkınca
Görünür Sabire Bacım
Desem acım
Cebinde yumurta gezer
Kara gözüne kurbanım der
Tek iltifattır bu, can sezer

Beş ondan güdülen kuzuyla
Mezarın Gediği’nde görünsem
Halil Emmim bağırsa
Hacı Halil Emmim duymakta ağırsa
Rıza Emmim terlemişse katır başında
Fadime Bacım testi elinde bayırda çağırsa:
Lan gâvurun dölü...
Sığmadın mı yazıya yabana!
Şenlik tutar seyri âlem, kokmazdı tuzuyla

Yine de öperdik eli
Hiç olmazdık pek pek papaz, deli
Yine göründü Miyase’nin keli
Atı çatlatsa da seferdedir seviseli

Çalışmanın erbabıydı Iskan emmim
Dokunaklı olurdu türküsü
Söyleyişi olsa da çata pata
Zor günler için yapardı asıvata

Elinden dilinden gelmezle zarar
Yaptığı adamlıklarla bir karar
Büyükle büyük, küçükle küçüktü
Nuru emmim lakapçı denişle ökkeş
Aslan gibiydi, övüngen ve pek keş

Seninle ağlar, kubarmasıyla dağlar
Hasan emmim Almanya’dan sonra çağlar
Bir yol açar, bir sözün, bir yolun bağlar
Yine de çok hatırnaz, söze selamın bağlar

Şaştı mı "Oğlum Allah, Allah" derdi
Hacı İbraam emmim
Murat tutar toprklığın toprağı ile
Nice umutlarını belerdi.
Hızlı bir Millet partili oyseverdi
Radyoyu dinler, anlamazda boy severdi

Görünür her yoklarıyla yörem
Yaşam dururum gibi siluet sanem
Sevecen bir ılıklıktı anneannem
Kendisi de yetim gün doldurmuştu
Endamca Abışın Mehmet’ti dedem

Harıma bir iki tavuk atlasa
Hasibe dezemin gözü patlasa
Mamık dayım beyaz yüzle kireç
Öfkeden dili dolaşıp, kekeç

Memmed emmim bir güzel teklese
Sinkafı dilinin ucuna eklese
Esme bacım, köyü dolaşacak ya
Herif gidecek diye beklese

Yol dolanır köy içine akar
Safiye bacım tatlı şehla bakar
Gamzeleri yüze takar
Hele İbraam emmimin sessizliği
Islığıyla âlemi yakar.

Nazik bacım dertli yanık
Konuşurken uğunur, saf kanık
Mıstey emmim görmez ama
Nuh nebiden, en güncele tanık

Abış Memmed emmim yürüse
Endamını haşmetle sürüse
Haçça bacım başını bürüse
Köyden yana görse bir nobran
Girer çıkar sokur sokurla sokran
Nahırları kaparken, ekin firikse
Göö gözleri, akılda dumanlanıp
İncileri, zarafet görünür, sözüne birikse

Şakacı İsmeyil emmim çerçi
İrebiye bacım çok zariftir gerçi
Bazen hatırı yatar, satırı batar
İrebiye bacımlan, süt, yoğurt satar

Badik kız üzümü helkeyle alır eline
Bağ çubuğundan şeleği sarmış beline
Hacı emmimle şaşkın geline
Baka kalırlar eline, diline

Hasar’ın Fadime kimi dem tatlı savak
Hacı Ahmet emmimle dikmişler kavak
Bekleşirlerdi şehit olmasa
Oğul büyüyecek, açacaklar duvak

Dalaşmaz, yanaşmaz Şevket emmim
Perdane bacımla, gülüşe sürse
Kemal’e yumurtalı dürümünü dürse
Pek hazzetmez, görüşle bulanır
Garip kalır yanındaki
Başı eğik, göz hakkıyla ağzı sulanır

Gözleri dolgunca Hacı Hüseyin Emmim
Ne zaman görse yetimim der saç okşardı
Daha demindi, buğulanmıştı göz zemin
Birine kızdı mı sinkafını(küfürcünü)demez
Sanki suçlu gibi, baş eğer giderdi yemin

Memleketim
Dağlarım
Bağlarım
Soykadan mı kaldınız ne
Hem söyler hem çağlarım
Kör kütük koydunuz
Hani nerde Sabire Bacım
Hacı Hüseyin Emmim, ağlarım

15.10.2009

Ferağ: sahiplik hakkını başkasına devredip, tapu ilişkisini kesmek.
Sanem: güzel kadın kılığına giren Şeytan’a verilen isim.
Kasvet: Birden bire beliriveren iç çökkünlüğü.
Şuhut: Zamana tanıklık, ... dan beri içinde olmakla tanıklık etmek, gözlemde bulunup şahidi olmak.
Bulanır: Hoşlanmaz, razılık göstermez, hazzetmez
İrebiye bacım: Rabiya bacım
Mıstey emmim: Mustafa emmim
Memmed emmim: Mehmet emmim
İbraam emmim: İbrahim emmim
Haçça bacım: hatice Bacım
Göö göz : gök gözlü
İskan Emmim: İhsan Emmim
Nuru Emmim: Nuri Emmim
Asıvata: Aıp satma, alış veriş
Kubarma: Fiyaka satma, şişinme, övünme davranışları, kibir , gurur yapmak


33-Karşının Karşısı

Heyhat, bir bilincimi geçiririm; saklımda
Bir ele avuca sığmaz lığıyla haşarılık, aklımda

Kırık nal anmaları tutuşturur, hatırlamalarımı
Silah artığı sesler ve bağırışlardı, olup bitenle
Rutinin canlılığıydı, mutluluk vericileri
Bilmezine bir şan, bir can telaşı serencamına
O zaman bilirsiniz ne yapmakta olduğunuzu
Olay geceleri sesiz ve yalın
Bir ödleğe keser duygun, bir de cesuruna
O an, sen; seni dinlemedesin
Bir iç ihtilalle vedayı buseden bile bezilir
Yırtılır yalçınlık o vakit nal sesleriyle
Sanki Dünya neşeye kesmiştir, sense abat
Gün devrilir dağa, dağ hüccetten ezilir

Nedir devrimle sevinilir olan?
Devrimle amaçlanan eylem mi?
Devrimin, bir halk hareketi olması mı?

Karşısınızdır o an olana; coşulurdu halk devrimiyle!
Karşının da halk olduğunu bilmemenin, övünç evrimiyle

25.03.2011



34-Sürpriz


Şiirin Hikayesi


’Haziran 2011 seçimleri sürpriz olacak’ basın...


Mevsim olacakla sürpriz
Ay olacakla sürpriz
Yaşanacakla sürpriz
Telmihi bilmem
Kırmızıda geçmekle, yeşilde durmak
Kurallı ve kuralsız sürpriz

Beşi duvara vursam
Beşi vurukça beş eder
Ölçü; elimi olanı selimden
Bilgi olanı fanteziyle gelimden
Halksa olanı toplumdan ayırt eder.
Haziranları sürpriz bulmam
Zaten Haziran insanları sürpriz

06.06.2011


35-Üç Atlı

Bin bir renk cümbüş eylese de
Bürünse de bin bir surat
Üşümüştüler her bir tıynetleriyle
Ayazlı gecelerin soğuğundan değil
Umudun suya düşmesinden zemle
Elleri ceplerine sığmıyordu
Kalmadığını sandığı anda
Kol bağlasalar
Daha gidecekten yol ağlıyordu

Evrenin saltında
Güneş’in altında
Sanki hiç
Gün yüzüne çıkmayacak gibi
Saklandılar
Utancın mahremiyetinden
Seferi olmayacak gibi bakıyordular
Geçen zamanın zer değer anılarına
Bildikten bir yüz, tanıdıktan bir söz
Ne kadar da muhtaçtılar, o anlara...

Memleketi rahim tutmayan
İnsan düşmeye görsün
İlk çiğneyiş gelir Apis’ten
Tutuluydular gözle zaten hapisten

Onlar
Yan yana üç atlı
Ve onlar
Sorunlarıyla yan yana üç katlı
Eyleme yol oluşla tatlı
Lakin ele alınması hayli hatlı
Zem oluş kaçırırken uykularını
Sövdüklerince rahatlı

Korkuyorlar, korkacaklar
Yarattıkları
Telaşlıklarla hinleri
Sevdaları düşmüş
Yürekleri küsmüş
Sözü inli
Öfkesi cinli
Misli misli kinli
Ve kullandığı dili
Kendisine güvenlik atıflıya bili

Yitecekti kendisine de saygısı
Tedirgin ediyorken derinden kaygısı

Hey dikiş tutmaz yâre
Böğrü tutsam kasıkların sancı
Kasık sancı içinde sancı kasıkta
Feryat edilen kasık mı sancı mı?
Eceli gelmekle vaktin
Tutuş tutuşabildiğin yerde
Korkumu yere sersem, Zaloğlu gelir
Ölmeye de yaşama da bu olmalı aktin

Onlar, üçü bir atlı
Onlar, üçü bir tatlı

02.06.2011



36-Günler Vızır Vızır


Bir gün daha geçti çocuklar
Olumuyla olumsuzuyla
Vızır vızır
Gemini gevmiş at çabukluğunda
Geçen zaman, adımlar atımınca
Hazdı neşe, nal sesi duyumunca
Vatan elden, laiklik dilden, din benden gidiyor derle
Kalemi kağıda
Düşünmeyi, söyleme; küstürmenin abukluğunda
Ne var ki at sevdaya vurgun
Sevda da, ata tutkun
Her biri birden
İkisi bir süvari
Ne yazar binicisi olsa da köse
Gidecekleri yönse
Adem’lerle Hava’lardan hışımca
Öfkenin tadında, neşenin abadında
Saz olurlar, söz olurlar;
Bırakılmaz olunur gayri, geri dönse

Kar üstüne imza atsak
Vallahi de... hiç değilse
Sadesi adam, vadesi borç
Sen bir heves, ben bir mülevves
Temize çekeceğimden aşkım bir müsvedde

Yanıyorduk da parmağın acısını duyduk
Kolay feth edilirinden
Kalelerimiz vardı, kumudu
Mağduriyetlerin, acıdan tutunmaların
İdraksizliğiyle kabulcü, oluyordu irade
Ezilmişlikle, hüzündü alan elin umudu
Bir bilseler, bir bisek, bir bilseniz
Ne çok acı çekenin olduğunu
Kulak nal seslerinde, bağıysa adımda
Geçmekte zaman, vermez aman
Çelişkilerim hazlandı, çelişkilerim yaman

Bunlar da gelecek ve geçecek çocuklar
Vızır vızır…
Bir nal sesi kadar duyum
Bir adım kadarıdan ötede
Rahmet yağacak
Herkes yağmur altında

Mideyi bilmeden, mide aksamınca
Demokrasiyi bilmeden
Demokrasi içinde
Gereksinim kadarca tümel
Gereksinimine göre tekil
Emekten yana sağacak
En önemlisi yaşamakla bereket

Sözün kısası çocuklar:
Kendimizi yaşar denli
Genelde, özelleşmek;
Kendimiz yokmuş gibi
Özel de iken, genel eşmek.

Her an; hem ben, hem ben değilim
Bu olmalı akar içinde eğilim.

Varlığı, sevgiyi, tutmak
Değildir paylaşmayı unutmak.

Yaşam kaostan çıkan düzenliktir
Kincini dar ağacında tutma
Gelir sencilik, insanlığı saracakla emeli
Paylaşımsızlıktır tüm kötülüklerin temeli

Özel olurla; imsel ve dinsel
Genel eşirken; insel ve bilimsel yaşanacak

Unutma!
Ne olmayacak tekilce dağıntın
Eyleme koyan bencillikle birlikte
Gelişmeye devinen özgecilikledir bağıntın

31.05.2011

Abad: 1-Varlıklı, zengin olmak, bayındır mamur olmak. 2- Gelecekler, sonsuzcalar.
İn: 1- İnsan (in misin? Cin misin) 2-İns: İnsanlar. 3- İnsel : insana değin olan, insana ait olan
Dağıntı: Dağınık olanın durumu. Bağıntısı koparılmış, ilgisiz alakasız duran.


37-Göz Ucundan Beri


Savaşın çığlıkları
Beri geldiğinde
Issızlıklar açılırken
Ölümler hep içimize.

Kavranışındır beliricimle
Neşe göze geldiğinde
Ne yaş durur göz, ne heves kurur
O vakit, ölümler gelir hiçimize

Hamle bilmezden hamle mi olurmuş
Vakti yakarı oddan da daha sızı
Hiç dinmez, sanma makberle çare
Ok atılmaz; sinesi, zaten ok yâre

Ne gamze edersin goncayı
Sineyi açmaz iken; yâra
Bilmez misin?
Gülistanı ayrı kılarlar, meğer
Gülşenden imiş sinesi tok yara

Gün avcumda kaldı
Dünse sol ucumda
Çığlıkları arta kalan
Yel salladı, gün kavurdu
Sanırsın mı ki tutuştu?
Şimdi kül ile ne heder
Sen gülşende gülü çiğnersin
Bilmezsin ki gülistanı ah eder.

27.05.2011



38-Atarca


Memleket demeyle
Memleket şairi olunmaz
Be Fesuldam!
Hasret yemeyince
Kargaca gaklayana,
Farece günü birlik dem saklayana
Tozdan estim, mayada piştim; demeyince


Memleket mi biter?
Sevda mı biter? deme Fesulda
Sevdan bir durulmaya görsün
Pek çok çelişkin bir olur
Can evin haşmetlenir
Ne büyüktür, bilinmez; yücelerden olursun


De ki sürüncemeyledir sancın
Her olcakla doğumlar hancın
Bu böyle olacaktır
Bilişte, ayrılık koyma
Karanlık yandan Güneş olana selam yetmez
Bak atarca doğup, batış; kaçıncın


06.05.2011


39-Yol Bebekle Başlar

Ey bebek!
Yanarım sana bir düşünüşle
Bakarım kahroluşlarla
Ne kadarda mağdur
Ne kadar da savunmasız, biçare

Bir devinişinle anlarım ki
Dıştan yok eden karışma olmayışla
O kadar rekabetçi
Ana memesine gömülür denli huyla
Sömüren bir muazzam mücadelesin.

İnsancı atan
Topluma katan
Bir zorunluluğu el verirce
Hünerdi emek gibisin.

23 Nisanı kuracak
23 Nisanın konusu olacak
Coşku ile oluşmaya duracak

Güçsün sen güç...
Çevreyle dolan
Gün ile solan
Denmelere bahis
Gizil sürç

23.04 2011


40-Üçüncü Savaş

Dünya daha devrimlerini tutuşmadan
İç yangınlarını yaşıyordu Fesulda.

Her bir yangın, her bir gayrette
Lakin liderini çıkarmadan devrimi
Karşı güçle, hükümet yanlıları arasında
Çatışmalar oluyor denmesiyle
Yetkinden gayretin boyunu aşıyordu

Olan nedir Fesulda?
Dünya’nın bir orasında, bir burasında
Başkalarının kararları ve iştiyak lamasıyla
Sürükleyen devrim mi?
Yürükleyken devrim mi?

Her sürecin Fesulda
Kendisine meydan okuyuşu vardır.
Ama sen özneldi buyrultunla
Hem sürecin oldurmasısın,
Hem sürece uygun, sürecin meydan okuyanısın

Olmayana erg edişle efelek
Dosta gurur, düşmana korku denişle
Ne alayı vâlâdan heves;
Ne önde serencamla, boş boşuna
Beleşten takılışlarla güdümlü
Kadimi şan kalandan nefes dolmamalı.

Zamanı ne seçer Fesulda?
Bilinmez ki
Un tutup, elek gözleyene dek
Belki zaman bizden geçer!

Bre kalleş sinsi
Öbürlerinden artık, beriden eksik
Övülmelerinle kendinesin
Akıbetçe kıldan oluşun oturmasıyla çuldan
Ders çıkarmalarıyladır, fendine

Ayağım yerde, zaman ve zemine tutunur
Başım bilim, bilgi; olanca serde
Her yeni ve eskiye dek kahroluşlarla
İşlerdeki toplumla, bağıntım nerde?

Toplum, Fesulda; toplum, var ya
Öyle bir birikişle ileri oluş ki
Akışı zamana çığla, zararı bendine


14.04.2011

Yürük: Çabuk ve hızlı giden, Burada olguların niceliklerle nitelik almasıdır.
Serencam: Bir olayın sonu
Çula oturma: Tazılar için kullanılan bir söz. Tazı çula oturturlar.


41-Perçeminden Tutuşmak

Kan revanla düşmüş al beni perçemin
Suya ilişme su ürkek tavsır
Bir yansı edişledir hayali candan
Ah yarı sarla, kadimi ocakta yar oynaşır
Çökmüştür ensene, bilmem vade boylanır

Titrek ayaklar cama basmanın şehvetinde
İhtiramı inledi
İklimi sağanak
Sağanağı taşmak
Bir bir engelcini aşmak

Lakin
Yorganın bolluğu tadımızı kaçırmıştı
Arandık ta bulunamayacak denli saklardı
Bizse akasyalar açmış gibi
Ömrübillah neşe, rayiha çekeni gibi
Ömür kesemize bereketti

Günler zulamda saplı
Bir inilti bir sarhoşluk sadizmi
Bir alçaklık bir heybet
Uzar gider yol boyu oluşlarla
Sınırlı süreklilik
Bir birini kesen
Yaşamın devamlılığınca esen
İşte bilinir olan
Sonsuzluk bu olsa gerek

Çekeri bir gözle beni yek edeni
Heybet aşılır düzde şaşılır
Macera büyük
Hayallerince budanıp kırpılışla uzar
Yüksekliğin kadarla düşersin
Bir maliyet edinilmiş olur
Ne omzuna, ne hayaline küsersin

Ankara çalmıyor, Ankara tınılıyor
Her bir yürek; oluma, umuda atımıyla kürek
Alışma yapmışla, zevalimedir sürek
Derinden bir olurla inim inim iniliyor
Bir ses verire çıktım ve gittim
Can kurtaracağa heybet bir hey oluşla

Umudun küstüğü, suya düştüğü yerden
Düşmemişte ayağa doğrulurcasına
Heybetten alçalmanın vurusuna yoğrulurcasına
Bakmışsın elasından açılmış bir kucak
Sarmasında da, alçalmasında da bağır
Gücünce, ağız dolusu oluşla
Yan gitmiş, kan gütmüş, verevce çağır çağır

Sen nakaratını vızılda kerim oğlu
Benim gördüğümce bildiğimdir verim
Bakarsın gün solmuş vade dolmuş
Taşımakla getirme nedametle sağır
Ayağa kalkmış adama baş, gelmez ağır

03.04.2011


Tavsır: Kıvamına geliş. Örneğin, mayalanmış süt, tavlanırsa peynir olur. 2- Çeşitli duyguların kabarmasıyla kendini yanıltma. 3- Çelişkilerini su yüzüne çıkarışla tutuşan düşünme.

Boylaşır: Irmak, deniz, göl gibi yerlerde yüzme esnasında, su içinde derinlik ölçümü için boy verirsiniz. Düşüncelerinizi ölçüşmek.

İhtiramı; hürmetle olanı, saygıyı

Tını: Temel frekanstı sesin yanındaki diğer fark edilir, ayırt edilir sesler

Taşımakla: 1-ölüm korkusunu taşımayı 2- Yönetir ve yönetilir olmanın sorumluluğunu taşımanın pişmanlığını duyma.



42-Olumuna


Zaman suya düşse
Su dahi; sabah, kuşluk, öğle...
Gibi vakitleri titrer
Sudaki salınım kayıkta
İnsan kayıktaki salınımla ayıkta.
Salınım, nekahetini bilmez,
Ne bile nedamet getirmez
Zamanı yaşarız en olumunda

Âlem uçak bileti gibi
Yükselmeyle gideceği yere kadar gönderi
Kimi tırmanırken başı dönüp düşmekte
Kimi daha binmeye bile korkmakta
Uçak sahibi olmamaksa başka bir dert
Ankara rüzgârı ne bir bahar havası gibi
Ne de bir imbat kıvamında
Renk vermiyor gibi adama

Bilimselini demiyorum
Renklerin dili olmaz
Dili anlamlandırmak insana özgü
Halk demokrasisi
Halk yönetimi
Halk egemenliği
Halk devrimi; denir de!
Var mı hiç halkın evirimi?
Kaptanlığa niyeti olmayana
Bu eylemler, uçağı uçurtmak gibi

Ya uçağı uçururken akıllanacaksın
Ya da uçarken akıllanmaya zaman olmayacaktan
Ecelini yaşayacaksın
Bilmezlikle, anlamlı eylem, seza değildir

Cennet yolculuğu hazır
Ne var ki cennetin yolcusu hazır değil
Bir öfke fırtınasıdır sarmış
Atlas okyanusundan Hazar’a değin

Teknolojisi ve bilim kullanımı
Olmayanın kültürü
Çağdaş benzerleri gibi
Olacakla, yarın vaat etmiyorlar
Devrimleri, devrime; evrimleri, evrime
Benzemezle kargaşa ve yıkım
Sadece semptomlardan nevrim

Tedaviyi bili yora da değildir devrim
Değildir umut veririnden oluşmaya eğin
Öfke; çekirdeği içine, sonrasını almadıkça
İçten kendisini dışına taşar
Kendisini aşar, kendisini boğar
Yerine de; ne gün, ne devrim doğar
Öfkenin karşısındaki de öfke
Bu yüzden öfkenin devrimi olmaz

Öfkenin ve halkın; olmayınca bir işlemce başı
Liderledir devrimin marşı
Her çapulcu siyasetle değildir aşı
Böylesi kalkışmanın hercü merci
Giderek dinginlikte, nedametiyle döker yaşı

Öfkenin yağması göl, sonraki sağması çöldür.
Sanılır ki devrim, sedayı alalarından,
Ala veredir, bedestanda açılmış bir çarşı.
Oysa nazım olacak bir hareket
Sonrasına devamdır, sedayı âlâyla devrim
Toplumsa otoritenin kullanımına
Ve toplumsa ilişki biçiminedir, karşı

Ne gideceği yer bellidir taşıdığıyla cepkenin
Ne salimen gideceği bir yeri vardır öfkenin
Şiddetleri, bilmezle rahatsızlıktı; tepkiye değin

Toplumsala yabancılaşmışsa bir halk
İnançsal, öfke bürünür oluradırlar bir talk

18.03.2011

Talk: anlam ayrımı

Âlem: Yazımızda halk anlamındadır.

Öfkenin karşısındaki de öfke: halkın karşısı da halk. Varsa bir halk hareketi, halka karşı yapılır.

Bu yüzden öfkenin devrimi olmaz: Halkın halka karşı hareketiyle, halkın devrimi olmaz



43-Sümme Haşa!


Ne eşekler var ki
El verişle bile, kadamdırlar (felaketimdirler)
Zan ederler hep, diyarı eşeği terkle
Eşek olmadığı söyleyişle; eşektirler!

Öyle haddini bilişle insan var ki
Eşek olmadığı halde (Eşek olmazda bile)
Eşek olduğuna bahisle bilişte
Daha bir adamdırlar

Maksat rütbeyi nişanla
Semeri düşürüp
Eşek olmazlık değil!
Ne taşıdığını bilişle
Eşekliği akılla, adam olmak

Ne eşekler var ki
Semersiz de eşek, nadanca geçer
Ne marifetler var ki
Semer görülürü, cevher seçer

’Eşek ölükle, kalır’ denir ’semeri’
Belli değil mi semerlerden?
Söyleyeni de ölür, dinleyeni de
Türev olmakla kurtulunmaz hayvanat dereceden
Ha kalmış olur semeri
Ha koşumdan kalır, dizginle kemeri
Bilene anlamca ne hacet;
İnsan eskimez ya, giyse de fereceden
Ha sen söylemiş olursun, dinlerim ben
Ha ben dinler olurum, söyler olursun sen
Ne fark eder âmâ da
Dinleyen bilir olmalı söyleyeninden
Adam olmadığını bilmedikten maada

27.02.2011

Kada : kaza, bela, felaket
Âmâ : gözleri görmeyen.
Âmâda : göremedikten
Ferece: (ferace) Yakasız, uzun kollu, etekler dek uzanan bol giysi.


44-Günün Yüzü Karanlık 1


Sevdanın yüzü gibi
Daima
Aydınlığın yüzü karanlıktır.

Ey sevgili
Ne yanar dönersin
Karardıkça aydınlanır
Aydınlandıkça kararırsın

Zevalin nevri dönmüş
Sen gibi
Aydınlık gibi
Karanlık noktalardan oluşla

Tam da hayali karşımda durur
Aman vermez zaman
Gün duvara vurur
Sular kararır
Işıklar sararır
Sabahı soracaktım
Yürekten dararır

Nekahet geçmesiydi sanki
Solan nokta, aydınlığa kesiyor
Can ciğer çekerken
Ciğer ödden pişiyordu

Hep dikkatime gelir
Leyla iken sultan durur
Sultan iken, hüküm sürerim!

Ben yürürüm sevgili
Yollar yorulsa da...

Bazen şiir okurum
Biteviyeliğe ötürü dalarım da
Okuduğum şiir midir? Diye

Bazen okumalarımdan kendimi alamam
Adeta yiterim, kayboluşum hediye
Yorgun durur, dinç bakarım
Alabora olup, bir dip yapışla
Kendime gelir de
Düşünürüm, ben şair miyim? Diye

01.01.2010

Bayram KAYA



45-Günün Yüzü Karanlık 2


Ve cennetin insanı
Gözünü açmış
Hava, Adem’e sözünü saçmış
Yasağı bilmişti
İnsanın kaderinde vardı
Kaderine yürürken
Akıllanmak

Gün gelir
Değişen her şey
Bitirirdi...
Cenneti de

Bir araçsak kullanımla yaptıklarıdır
Şeyleri dönüştürerek bitiren
İnsana komün cenneti yitiren
Araçsa üretimlerince yoldu, kader
Öncesi cennet, sonrası mihnet
Olacaktı insan, bu yolda heder

İnsan, üretimiyle hazine derer
Süreçleriyle değerleri önüne serer
Eytişimdi, araçlarıyla kazısı
Olmuştu akıl ve güçlü pazısı
İnsanındı anlındaki el yazısı

Cennetin payına
Otlayan tayına
Akıp giden çayına
Ürettiğine birden bire
Bunlar benim demişti birisi!
İnsanlığın bu gününe gelişindeki
Mutlu eşitsizlikle, herzeyi yemişti!

Çelişmeleri anlamakla oluştu diması
Bolluk bereketken
Günah olmuştu Adem’lerle
Hava’ların ciması

21.11.2010

Bayram Kaya


46-Son Akbaba

Sarı Zeybek’ten
Horon İdris’e
Teke zortlamasından
Yaylalara dek koyun otlamasına
Uzar giderim
Toz dumanla seçmezde
Tereke bulmasa akbabalar da geçmezde
Suyun iklim
Akışındır fikrim

Yol havası gibidir
Memleket havaları
Harap eder de çarpar adamı
Omuz başı küs
Omuz başı kıvrak
Ayak lorke (hava)kaldırmaz

Afiliden bir yusufcuk havalanır
Yana yakıla
Sanki ağıda çıkmış gibi
Yolu uzar uzar
Dert keserken mert kesilir

Sen, ben,o; biz diye
Sağlayışta toplumuz diye
Ağlamaktan gözün
Söylemekten sözün
Yürümekten dalağın şişmiş
Yüreğin pişmiş te olsa
Ciğer parası istiyorlar adamdan

Memleketin hali ortada
Beş otuza haraç mezat
Çayla saracak sigara keyfi
Söylenecek söz mü kalmış!

Ne bile sofrada tuz
’Ana’ diyecek olsan
Ortam harbiden kesilir buz

Kaşık geçmez olur çorba
İçinize neher düşse de dert içilir

Kuzey yelleri sancılı
Kuzey yelleri aşı yapar
Kuzey yelleri döl tutar diyorlar
Umut koyuyorlar
Lakin kasıklar iltihap

Kemal bacaları tüttürmüş
’Sakın ha duyarsanız da inanmayın’ denişle
Sattım, satıyooorum! diyecekten
Niceler bacaları üttürmüş

Memlekette uyku bana haram
Toplumdur, inilerken benim yaram

Parmak çocuk, parmak çocuk
İşaret sıfatı bile olamadın
Parmağı yarmak çocuk

Sağrımda tutuklu bir sancı
Tutuşun bakalım
Kim yolcu, kim hancı

Otel odaları sağır
Yat kameraları bağır
Bir kalabalık akar, ağır ağır
Neferi Karadeniz’e seferle tayfa
Okuduğu özgürlükten bir sayfa
Güneş’ten cüz, ortamdan güz kesmiş
Avaz olmuş diller, yalvardan yakardan
Anlamıştır artık, değildir trene bakardan

Son akbaba 15 mayıs 1919’dan
30 Ağustos 1922’ ye kadar mezun

Ağır gelir insana
Nazımdan düzenle koşmak
Hazımdan içselleştirmek
Bir zor zanaat toplum aşkı velhasıl
İnsan olmak vardı, eyvah
Ey!
Vah!

23.11.2010

Neher : Nehir, ırmak; genişlik bolluk

Bayram KAYA


47-Vatan

Ben minneti ve mihneti bilmem
Onlar bana dokunmayınca
Ben yarı selimi bilmem ki
Yar bana sokulmayınca

Vatan benim canım
Ben bir heyecanım
Can der, heyecan
Heyecan der, canım

Bir anadan
Ama babalardan oldur
Bu sevdayı memleket
Uzaklardan bildik bir yoldur

Gören göze, pencere
Bir de herkesle kaynarsa, tencere
O vakit daha bir ses verirde hançere
Küp olmasam da, içsininim; ben cere

Vatan benle heyecandır
İnsanlığıma çalışırsam
İnsanlığıma yar olursam
Vatan bende, deva bulur candır

Vatan, çakmak çakmak
Gözlerde, yakmak yakmak
Çakmaklarda, ateş
Gözler de, kıvılcım
Vatan, yar bağrına sığınıcımdır.

Ve vatan
Üstte minnet ile batan
Altta mihnet ile yatan
Olmamalı arasında, babalar gibi satan

Vatan ana iken, sıla katan
Ticaret gözü ile olmazken
Aşk ile güm güm atan
Elbet içinde ticaret yaratan

Vatandır, cana can katar
Usul sokulur, yar koynunda yatar
Bir ana vatanla doğar
Aşkı selimi, vatanlarla boğar

Aşk ile atansın!
Cana can katansın
Bağrımda yatansın
Çağrında vatansın
Heyecanımsın
Heyecan
Hey
CAN…

17.10.2010

Bayram KAYA

Cere: topraktan kap. Küpün orta boyu. Küpün en küçük şekline, üzlük denir. Küpün ortanca şekli, ceredir ki yağ ceresi, peynir ceresi gibi.



48-Güne Ayla Başlar

Hayat, yaşayabileceğe dururken daha
Henüz anlamalarla sıra iken, geçti aha
Ansızın olur durumla, beklenir beklenmez
Bakmışsın bir sıra oluşla, güç yetmez de paha

Sevinç eşecekmiş bu bağır
Ne günün koynunda uyuklarım
Ne çiçeğin boyunu anışla sayıklarım
Duymuşum bir atıfeti lütfu müberra

Kalmadı artık hevese erecek
Ne sazla düzen tutacak bir ömür
Ne de sefasına değin süreceğinden bir yayla

Sevgili kızım, sevecenim Ayla
Değirmen dönerken
Ne gün batmış olacak; ne de şafağa, kıvılcım
Ne hak olacaktır, girişmedikçe emek, payla

Ne verilmedik sözler batar
Ki günü yaşamadan, vaha
Ne de ıstıraplar akşama yatar
Usulü gereğinde düşürmeden fikri, kâha

Ay düşer içime
Güzellikler kaplarsa da kuşkular
Parçalanırım zayla
Uykusunu belerim, rüyasını elerim
Buncayla başıma takılır halelerden ayla
Uyanırım da bakarım, gün düşer peşime

Artık tut ki, denişlerle, sayılan; sayla
Alış verişledir geçer zaman, bir alırla; bir satar
Hülya dizilir, yola konuşla hayali, hayale katar
Ilıktan, sevinden tutuşur özler, bir akışta, niceye feda gözler
Ya Rab! Sevinç olacak adam (baba)
Hep böyle; hep böylesini (Ayla’sını mı) mi, özler?

06.09.2010

Bayram KAYA

Atıfet : İyilik, karşılık duyulmadan gösterilen sevgi
Müberra : Aklanmış, temize çıkmış
Zayla : Zay olmak; zayi olmak; kaybolmak, ziyana uğramak



49-Koca Mehmet Destanı


Şiirin Hikayesi

Bu şiir, yazarın çok küçükken, henüz 4 yaşında iken; 1956 yılında kaybettiği babası Mehmet Kaya’ya (namı diğer Koca Mehmet’e) ilişkin, dinlediği anılardan düzenleme destansı tasavurlarıdır.


Boz üveyik uçuşundan
Hayalleri kadarlan ufacıktı
Daha ömrü vefa etseydi eğer
Gencecikçe sarılmıştı yaşamına
Dolu dolu tutkunundan acıktı

Başı heybet nam dağlar
Zamanı mıdır, ayrılışla mola
Gözlerde ışıltı dururu ağlar
Duygular yarışırdır
Bırakır ardında ne bağlar

Rahmet zahmeti bilmez
Bıraksalar orada bitirecekti işi
Dünya daim abada kesin diye
Dağın heybeti devrilmişti üstüne
Yine de kibirce
Bir yücelik, bir ululuk bilmezdi
Koca Mehmet...

Bir özlemişti ki...
Yaşamla ölümdü tamahı
Hayırlar olsundu
Ayrılığı ölüm
Kavuşumu bayram
Özleyen ve özlenen
Uzletle...

Yol düştü üzerine
Şekilden suretler
Birinde doysa, birinde bıkar
Yorulmak mı?
Neydi o!
Şimdi uzaktaki bir anı gibi
Şevki bilmeyen aşktan yorulur

Şöyle bir anımsandı
Geçmişi aydın ahdi kadın!
Dünyanın parçası
Olmayınca yolsuz
Dönmezdi onsuz
Aidiydi ve aitti

Anımsamalar bilme oluyor
Öfke burnunda düşmüştü
En fazla günahı
Masumiyetti kadarla, al al...
Artık fındık kırsalar korkmayacak

Gül koparsalar
Ah edecek
Korkular koklatsalar
Rayihalar salacak
Fırtınalar salsalar
Paratoneri olup
Dalga kıran kesilecek

Anlamıştı o...
Anlamaktan kocamıştı
Yılların ve yolların yorgunu
Koca Mehmet...

Yel oldu yel
Tutabilene aşk olsun

Söylediği türkü
Kaşındaki ivme
Kucağında bir çocuk
Belli belirsiz tebessüm
Bir güm anla
Yol tutturdu uzara yol

Sakınır mıydı?
Yolsuzun garabeti duyulanda
Dağdı; dağın adamı
Yola korda
Şevkle hizalardı nadamı

İnsanını severdi
Ta ki savaşımı
Isırıklar, kaşıntı olup
Birinin sümük diye attığı
İlik diye kapılmayana dek

Bir buluşma bir hasretlik
İki, bir oldu mu?
Günahı tutmazdı artık
Ahretlik derdi, ahretlik

Divan durdurulsa önüne
Vebali olmazdı ki yoldan dönüne
Saran, sarınan bellisiz olur
Dur durak bilmezdi ki sönüle

Hileden yüz bilmedi naki
Sulpten idi belli ki haki
Değil mi ki sürecekse ölümle baki
Ha, ben ölmüşüm; yaşarken sen
Berdevam hizmetten aşk döner
Zamanın sarhoşu idi saki

Zaman bitmek bilmez
Olgunlaşmanın minneti ile
Dağ devrilmiş, gün evirilmişti
Amma ve lakin yol çevrilmişti
Ölüm üzere şimdi yaşamak zamanı

Hasreti yatırım
Özlemi yatırılmıştı

Koca Mehmet
Tanımazdı nedamı
Dağın adamı...
Aşkı onda, şevki bende kaldı

Şikâyetin selamın olsun...

13.01.2009

Bayram KAYA

Haki: anlatan, hikâye eden. Toprakla ilgili
Naki: Temiz, arı
Bu şiir, yazarın çok küçükken, henüz 4 yaşında iken; 1956 yılında kaybettiği babası Mehmet Kaya’ya (namı diğer Koca Mehmet’e) ilişkin destansı tasavurlarıdır.


Haki: anlatan, hikâye eden. Toprakla ilgili
Naki: Temiz, arı



50-Pireli Padişah

İnsan gelmişte
Arzı endamı şeytan donunda
O da adam olacaktı elbet sonunda
Ne var ki azabını yutup
Cehennemini çıkarmıştı koynunda

Yoktu dalavereden yana bin biri
Hadsiz hereğin yaşadıkça oldu kibiri
Her hengame sonrasını
Giriş çıkışta oldukça diri
Lakin işbirliği olacaktı batkı kiri

Hasbelkader bir pire
Bir emilmelik bulup da
Çar çabuk dalıp gire
Nereden bilsindi
Nasılsa düşmüştü
Sıska, soluk bir insan kepire

Kuru, kapçık kalmıştı acından
Çaresizlikten ağlamakla yaşı kurur
Kifayetsizin apış arasında
Boş, boşuna; emilmelik aranır durur
Bulup ememedi kanı, ama sıcağa hayretle
Derlenip toparlandı epey bir zahmet gayretle
Dile geldi öneri verecek kadar canlandı
Az biraz yaşam bulmuştu
Sıska adamın sacından
Demeyin ki kifayetsiz ne bulacak
Kapçık pirenin öneri tacından

İnsanın canı acımıştır ısırıktan
Oturuma gelir yatakta tıksırıktan

’-Bir gıdımcık kanın yok
Adamım diye gezersin
Boşuna börtü böcek çiçek ezersin’

Diyen bir vızıltıyı kifayetsiz duymuş
Aranırken bir zar bulmuş
Sesi veren kapçık buymuş

Alıp, evirip çevirmiş; görmüş ki bir zar
Almış iki başparmak arasına sıkmalık
Öldürülecekken zar;
Sunmuş kifayetsize bir çıkmalık

’-Öldürme beni, öldürürsen sana ne kar
Oysa bırak beni, olayım sana yar
Göster düşmanını, para üstüne para sar
At düşmanın evine beni, koymam seni dar’

Kifayetsiz:
-Bre kapçık, sıska, zar pire
Senden gelecek yardım nereme gire

Pire:
’-Olmazsın can bağışlamakla pişman
Olursun düşmanını göstermekle şişman
Yok deme sen bir iyi düşün hele
Gör bakalım, kul başa neler gele’

Kifayetsiz:
’-Pire pire, hiç düşmanım yok
Hamdolsun ki sağım solum, dostum çok’
Derse de, doğmuştur bir fırsat
Değerlendirmek gerek
Akıl yorunca, şimşek çaktırır herek

Pirelenmedi kifayetsiz, pireden yana
Şevk koydu önüne, ahadı abadla tattı cana

Zamanı sürerdeler, ikilice sıska
Devranla geçmeyecekti birbirini ıska.

Ölüm düşerdi mukadder, pire eve gire de
Mal mülk, ikbal bulurdu böylece, pirede

Sevince durur, geçirimler gelir, aklına
Birçok zanna andırış söylemler gelir nakline

Komşunun kimi dem onu görmeyişi
Sayılmıştır, dostluğa pirim örmeyişi

Sevinçle kaplanır içi, nakis bir hisle
Artık sızlamayacak bir yüreği behisle

Şarttı, kuruntularına kuruntu katar
Pireyi götürüp, selamsızın evine atar

Bir güzelde mışıl mışıl uykuya yatar
Günle...
Fındık kadar pire; kapıda göze batar

Hayrete muciple eşikte kalmıştır dona
Anlamış ki yoktur komşu, mülküne kona

Azgın pireye gösterdikçe düşmanı
Ele geçirirken mülkleri,
Gelmezdi hiç kifayetsizin pişmanı
Şimdi hasbelkader pire gibi
O da, olmuştu ülkenin şişmanı

Sıska kifayetsiz kondukça mal mülke
Geçmekte idi eline, yavaştan, yavaş; ülke
Büyüdükçe, şişmiş yumruk kadar olmuş pire
Sıskaya; düşmanını sorarmış ki acilden evine gire

Bir sarmaldır hepten kendini doğurur
Yolun kendi şartları, birçok feraseti soğurur
Pireye düşman, sıskayaysa mülkü, kadim yoğurur

Sanmayın ki bu bir hayali, zannı kanı
Düşülmüştür çembere baş ve son aynı
Sondaki durum, yaratılan bir egemen tayını

Saltık mı ki devran, böylece süre
Küçücük bir kaostur, defteri düre

Günlerden salı ise, salı diyendi düşman
Bu kez de salıyı çarşamba yapandı pişman

Yürümekle kusurdu, tatlı canı solurdu
Seksek yapan da kurtulmaz kanından olurdu

Neden bulamazdı da gölge bir sebepti, hin olana
Bu kez gölgede yürüyeneydi garez, pireye dolana

Kifayetsiz mülke konmaktan mestine delirdi
Ölgün giden pire, artık yuvarlanarak gelirdi

Pirenin emerek emri hak yaptıklarından
Sıska; varları, kemirmiş, semirmiş
Pireyeyse, sanki düşmanını ölümüne emmek emirmiş
Kifayetsiz ağırlıkça, çekide, sanki demirmiş

Gün susmuş, yol düşmüş, akıl pusmuş
Akıbeti kinden olanın zulmü dinden olur deyip
Değil pireye düşman bulmak; adeta tamahla kusmuş

Ülkeye her yıl padişah seçilirmiş
Padişah olacak kantarda geçirilirmiş
Ağırlık çeksin diye incir altında
Pişen yenir, su içirilirmiş saltında
Kantardan sağırı, en ağırı, en besili
Böyledir ülkenin başında olacakların, nesili

Yapılan doldurmazken çekirdeği
Bir bakış etmiş incire
Pire olmuş ki; tasmalı köpek gibi
Bağlı durur huzurda zincire

Zevale ermiş, emeksiz biteviye zeametten
Keşke demiş boyun eğmiş nedametten
Yetersiz adamdan bir damla yaş akmış
Dönülmez yolda olduğuna ışık çakmış
Bir kaderine bir hederlerine kafayı takmış
Yapıyı korumak için bilmiş her şey fakmış

Pire olmuş, bir dudağı gökte, bir dudağı yerde
Alevli fırın gibi akıtır, artık devamlı istermiş
Doymak bilmezine bir iştah
’-Bre sayeyi herek, hani düşmanın nerde?
Olsun isterse feriştah’

Günler gelip geçmekle güngörmüş
Gücün illetiyle sarhoşundan
Düşman diye tüm halkı giderken körmüş
Giden gitmişti, düşman vezirdi, baş vezirdi
Derken devran kozasını örmüş

Görünen pire değil, sanki alevden bir fırın
Düşman istedikçe fırın edemezdi mırın kırın
Bakınır sağa sola, bulamaz verecek kimseyi
Hali pürmelâlden anlamalarla dokunur
’-Benim düşmanım; benim,’ der, ödevine
Alevli ağızdan yutulurcasına içe sokulur.

Pirenin biri aranırken, yaşamsal gerekten
Bulur bulmaz, yapışıp emer, herekten

Ne umuşta ne bulacaktı düşüşle yetersiz çelimsizden
Bu da şartlarını taşıyıp gelişecekti selimsizden
Akıl değil, akıl diye umulan şevki gelimsizden

İki yokluk, herekle gerek, olacaktı tokluk
Yol oldular birbirine sersek, sona yokluk

Üretilen el değişmekle olmazdı
Yeniden yeniden üretmeden tüketmek.
Biteviye yoktu, sahibi yenlikte, yemdi
Boşunadır anlamın ağırını yük etmek

18.04.2009


Kepir : Verimsiz çorak arazi ise de, burada emecek denli, sömürecek denli kanı olmayan insan.
Sacı : Hararet üzerindeki ekmek pişirme gereci. Adamın sıcak vücut derisi
Nedam : Bilmeyen, bilmez
Pireli :Şüphe eden, şüphe çeken
Pirelenmek: Akıl edip şüphelenmek, Akıla şüphe getirmek
Ahad: Birlikle
Abat : Sonsuz gelecekler
Nakis : Bayağı adice; başı öne eğdirici; bayağılığa sığınan
Mucip : sebep gerektiren, icapçı
Zeval : Kabahat, suç
Zeamet : Mal mülk, Tımar
Nedamet : Pişmanlık getirmek
Fak : Tuzakmış, kurulan tuzak, tuzak aracı
Herek : Çirkin sıska uzun boylu adam, sarmaşık fasulye gibi sarılıcı bitkilere, sarılması için dikilen sırık.
Hali pürmelal : Hüzünlü, acıklı durum ve dramatik son anlamına.


51-Toprak Kokuyorsun

Gün biter, dün yiter
Issızlığın rengi kaybolur
Mehtap da düşmez içe
Sevda girince uğur olunan gelmez hiçe

Atarcalar tutuşur
Sıralamaçlaya
Düğün gerdeğe girer
İç dış gibi dururken
Bilmek değil, ilmek de değil
Sıradan bir gün doğar
Kusmuk kururken
Üzerine de oturulmaz hani
Ansızın ecelin olur boğar

İki bitimsizlikten
Öncel ve son arasında
Çaresiz yitimsizlikten
Var oluşun doğasında
Başa kakıcılığın
Azabı yakıcılığın
Bağıra bağıra bakıcılığın
Derinliğin duyardı

Toprak ıslak, can kuru
O öyle bir vaz geçilmez
Adamın, adam gibi adam dururu
Ana mı, yar mı, can mı, seçilmez
Sanırsın köy düğünü
Çimen giyer, kırmızı öğünü
Atarcalardan nabızla vururu
Heybet gibi olmazsa da baş eğişle gururu

Ve kadim bir ezeli uykuyla
Çorağın ıssızlığı içinde
Taşınırken kendi kendine
Kadim bir akış
Bildi bileli yola bakış
Belli ki ağıtçı, yaşla tıkanmış
Sabırdan bağır, aşıktan çağırla yıkanmış
Aklında olanla özce tereddüb
O öyle bir bahir (deniz)
Öfkeden olacak kahir
Suyun etrafı toprak
Akışı toprak
İdraki toprak
Ve bir bağırdan koparak
Patlatırcasına akarak
Çıkışı toprak, birikişi toprak
Neşvü neması
Ki yıkışı toprak

08.07.2010


Bayram Kaya


Tereddüb: Bir işi sonlandırmak için, belirli nedenlerin belli sonuçlar vermesi, sıralandırmak.
Kahır (kahir): derin acı duymak
Kadim : eski, kalıcı
Neşvü nema: gelişme yetişme, verimlilik.


52-Olgulardan Olgulanış

Hava öyle ıslak
Ve öyle koku ki
Çekerim imbiği süzgeçten
Havama girer de

Meyhane toslanmalarına
Zahmet illeti kolayadır soslanmalarına

Toprak öyle verim
Ve sürekli ki
Ekerim oludan yerimi
Yuvama girer de

Adamdan giydik adam yerine
Adam gibi
İnsandan sayıldık
Varlığı candan
Serin tuttuk aklımızı
Simyası fandan

Ne ki bürünür olduk
Anlamdan anlamsızdan
Oluşa, kimyası kandan

Bir hoş bulduk ki derle
Azametin duyanda kübracım
Gideriz sefayı şandan
Sen çocuk dedim
Ve ben yine ağlıyorum
Şiir dökülür gözlerimden
Uyku bürüse de dimağı
Sayıklar da
Sen derim, ben derim, biz derim sözlerimden
Tekil, tikel, tükel
Lafzı menkul
Istılahı gebe
Buluruz elbette vücuttandır

Anlamdan önce insan
Sukutumuz var
Varlığa sücuttandır.

22.06.2010

Bayram Kaya

Istılah : Terim, ulam. Bir lafzı sözlük manasından çıkararak başka bir manada kullanma.
Menkul :Lafzın sözlük anlamı ile ıstılah anlamı arasında bağ varsa buna menkul denir.
Mürtecel:Lafzın sözlük anlamı ile sözlük anlamı (mecaz) dışındaki bağ olmayan anlamına da mürtecel denir.


53-Kuş Tünedi Dal Kıırıldı


Memleket tutuşur
Bir uçtan bir uca
Gözlerin ferinden
Genelin yaşam terinden
Mısralar görünür usulü usulca

Ayrılığın düşer
Sayrılığın küser
Hep ekşimezsin ya alacan da düşer
Çekeri kor, sözünle yor memleketim

Gelen geçer
Konan göçer
Vergi desem birinden birini seçer
Ay ışığı, yüz nuru memleketim

Aşk yarası
Yara sarası
Yıkanmaz değil a, kalmaz karası
Aşk yurdu, yara yeri memleketim

Coğrafyan tondan çağlar
Nehirlerin fondan ağlar
Kimin geçer, kimin yolun bağlar
Dağ parası, doğum çarası memleketim

Kuşu uçar
Kanatsızı duçar
Sıkışanda selamı kaçar
Ciğer açar, pare saçar memleketim

Ayıkta yitirdik
Bakışla bitirdik
Serapta bulduk hem hali
Yeşil yüzü, donuşla güzü, kemali memleketim

Horon teper
Gurbeti keper
İmdadı duyanda hep er
Mülkü değer, yürürse eğer memleketim

Karacası vurulur
Düğün dernek kurulur
Delilenmişi bir güzel durulur
Başlık parası, kaş göz arası memleketim

Meselesi divanda
Görünüşü eyvanda
Gönlüme girer çıkar civanda
Kemer yağırı, köz bağırı memleketim

Bugün selam saldım
Önceki gün aldım
Gayrı sınıfta da kaldım
Beşi yonca, oldusu olmadısı gonca memleketim

05.04.2010

Bayram KAYA


54-Cennet Kurulur

Yol uzunluğundan bilme
Sevdanın gözlerine bak
Göremediklerin değildir ayrılık
Ne muhtaçlıklarıma korsun da bilmem
Farkında olmamıştır sayrılık

Bir bak hele, her gele
Şeytan, mizacın olur, sövmek gına
Her yol da, dolambaç gırla

Büyümez aculluklar halasta
Ya dellenir şaha kalkarsın
Ya sellenir vaha bakarsın

Bağlılıkların dönüşür
Kırpılır haytalıklar
Kullanım kredisine
Güç çıkar ortaya gol olmaz potaya
Girer iken sizler, bizler kotaya
Ayrılık durur birlik durulur
Yol kısalır da soluklanman uzun

Kopmaz kıyamet
Cennet kurulur

24.03.2010

Bayram KAYA


55-Fesulda

Ne övünmelerim geçer Fesulda
Göz gez arpacıktan
Ayrılıklar güne tutuşurken
Bakışlar hiza ister
Sözler düşse de niza

Tırmıklar kanattı yüreğimi
Kemrikler büyüttü kafesimi
Sevda sesleri duyulmazından
Burun soluyuşlarıyla geçişken
Suretin görüşte tutarım nefesimi

Acılar büyümemeli Fesulda
Bir dünya ansızımız olur
Biri kahrından geçer
Biri birini seçer
Hüzün gölgeler düşürür
Yürek fısıltıları büyür de büyür
Ay girer
Dünya kırpılmış çıkar Fesulda

Ne kadar da kocamansın Fesulda
Yüreğin kabarır
Sızıların ağlar
Ciğerlerin isyanlarda yanar
Mezesine koşarken sarhoşlar
Bir İnsancınla kalbini dağlar
Yücelcim gelir senle Fesulda
Ay düşer içime
Fren tutmam

Özlemler vurulur
Sevdalara hışımcımdan
Ne yıkanmış olur durulurum
Ne bulaşırlık oluşta
Pisten kurum kurum kurulurum

Kulak duymayı tıkar
Küsercimden
Gönülcüm buz bağlar
Seyranı nagah ile
Kendini allameden bilmiş
Bir kıpırdamaz yüreğimle

Issızlığın içindeki beliriş
Söyleme şeytan kandırışlarını
Şafak bekçileri değiliz ya
Düşer gün içimize.
Sen avazını bil Fesulda
Bugün pazar ertesi

22.03.2010


56-Kerim’e Bin Verime


Şiirin Hikayesi

16 mart 2010 17:37 CNN Türk. Bingöl’e bağlı, Genç ilçesi Devlet Hastanesi önünde terk edilmiş bir kadın bulundu. Ağızdan yaralar, burundan bir parça ve kulağından birisi tamamen kesik kadına (Aysun’a), şikayetçi olup olmadığı sorulduğunda, benzer örnekleri gibi kadın: "Biz konuyu kendi aramızda hallederiz. O benim eşim. Barışabiliriz" dedi!

Aynı benzerlikte bir kesilme örneğide Van’ın Saray ilçesi Kapıköy’de Sıdıka’dır. 28 Eylül 2009 haber Aktüel 23:36 Ve daha niceleri...

04 Şubat 2010 milliyet. 16 Yaşında Baba ve dedesi tarafından diri diri gömülen Medine. Birkaç kez dayak yediği gerekçesi ile polise sığınmasına rağmen, babacan tavırla! her defasında barıştırılarak aileya teslim edildi.

Oysa çağdaş ve açılıma gerek duymayan elin memleketinde; bırakın sığınmanın çaresizliğini, çocuğuna bağıran ailenin duyulmasıyla çocuk ailenin elinden alınmaktadır. Aileye ve çocuğa psikolojik tedavi ve psikolojik rehabiltasyon uygulanmaktadır. Birisi, baskı altında kaldı diye; diğeri de neden bunu yapıyor, aklında bir bozulma mı var diyerekten müşahede uygulanmaktadır.

Ailenin çocuğu teslim alabilirlik ehliyetlerinin olup olmadığı araştırılır. Kayıtları tutulur. Ve belli bir sürede bu işlemin takip ve kontrolü yapılır. Raporlar verilir.

Bizde ise bin yılların mantığı ile bişey olmazlıkla, akıl ve bilim dışılıkların, babacan tavırların açılımı, alkış ve paye alır! Ama yaralar hiç kapanmaz. Bunları sorgulaşmayan, bunların sorumlusunu aramayan halk ve siyasetler, poşet ve açılımın peşine düşerler! Sırf buradan da görülmektedir ki hiç bir alt yapısı olmayan bir açılım; "kör kör parmağım gözünüze" açılımdır. Açan da menmun, açılan da, saçılanaysa hak getire...

"Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in açıkladığı istatistikler, kadın cinayetlerinin 2002’den 2009’a kadar yüzde 1400 oranında arttığını ortaya koydu. 2002’de 66 kadın öldürülürken, bu sayı 2009’un ilk 7 ayında 953 oldu." torekurbanları.com



Müsemmanın
Adı var kendi yok kılınışta
Yılı var yıllarda yılınışta

Ağzında, burnunda, kulağında kesik çok
Erden gayrıya sığınsa, sığınası yok.

Berivan gelin feda kaç kereye
Kaçıp terki diyar etse nereye!

Töresi töre, yöresi yöre
Bulunduğu yer ve zamanda infazdır köre!

Otoriteye dahi sınışılmaz, ayrı çile
Ne hikmetse babacandır otorite
Hep barıştırılır tınışılmaz bile!

Berivanlar ayakları üzerine değilde
Sanki törenin gerçeklenmesine eğilirde!

Barışmaktan maada yoktur çaresi
Bir de sırtında kimlikten açılımın haresi!

Yaya kalır, şaşa kalır Berivan
Döver de, söver de; ayıptır söylemesi
Kocası olur feodayı Keriman

Kimlikten bol bulur harcar
Ama yaşam, dar keser şifa bulmaz paresi
Açılımı davul zurna zeybek
Saçılımı kör kılışla bilişte İzaura
Ağıtı ney’den, kaderi kale içi ortabek

Açılım diyorlar hakim bey
Bol bol kimlikten pişiriyorlar
Etnitisemden şişiriyorlar
Toplanırken rey

Ben ölüyorum hakim bey
Hem de türlüce yollarla
Ben Norveç’te de, Hint’te de, Fransa’da da
Bulunuyorken insanca
Bana açılım kimliği değil
Yurttaşça yaşam gerek
Ben göğerirken çimliğimi
Bulur olurum yaşıyorken kimliğimi

17.03.2010


Yılınışta: yıllar içinde yaşantılaşmaların baskısından ötürü yılmak yada bezginlikler içinde yıgınlık yapar olunuş.


57-Aşk Hep Vardı

Gün yiter, aşk biter
Arandıkta, aradığınız bulunmaz olur
Ve o süreçte
Felekten kurşun yemiş
Canınızdan feryat demiş olursunuz
Bir yanıyla kar, bir yanıyla zar
Aşk hep biter de, yeni oluşuyla sürekli var

Akıl cehaletten korkarken deli
Aptal uysallıklarıyla veli
Sırmadan olmuyorsa saçının teli
Kudurtuşla bulunur keli

Sistem kusurların eskiliğinden
Eski olduğu için vardır yeni
Eskimekten korktuğu içindir aşk

Yalan yazma şair
Damağında ne tutuşmuşsa aşka dair
Aşk yeni olduğu için meşk vardır
Yeni; yeni aşk sart edişler, girer dirime
O zaman girer aşk kayaç olur birime
Durulur, kurulur, vurulur girime
Sen sebil, ben sarhoş serime
Kerahetten, azardan, nazardan sövgü
O zaman gelir aşk, ölmüş eşeğe övgü

24.02.2010


58-Gölgesinde Kalmak

Akıl yormayınca
Gölge pusulasını çağırır
Perişanlık ödül aldırır
Lakin vurulur bin yerden
Habis nodül saldırır

Bir avuç tırsmalar
Sıkımlık üzülmelerle
Mekanını büyütür
Kabusum olur
Yenilgiler başlar
Sokak serserilerinden artık
Sinamekiden bulaşık
Değerler skalası hederdir
Kapıyı çarpar, kapıya...
Ayağa bakar, başa...
Ayıp ederim
Öyle anlar olur ki
Gölgemi kayıp ederim

Rast gelinmez hamlıkta, eşime
Düşürülmüş olur gölgem peşime
Güne yönelsem, gölge
Gölgeye yönelsem, suretten bölge
Darlaşırım, endişe çizgilerim artar
Basit hoşlanmalar erdemi tartar
Gün yenilmez, su cıvadan ağır içilmez
Ne var ki korkudan da geçilmez
Bana kalsa daha da sürer
İşte böyle iken, korku defteri dürer
Ah gözü kör olası alışma
Ansızın bitiriverir her şeyi

Un elekte, gün felekte dolaşır
Meydan terk edilmez olur
Nadanlık kalkar
Adam olmanın utancı çeker
Ufalır, ufalırım da
Gölgem bile düşmez olur
Dipsizlikte dahi geçişenlikle
Tay atı olmaktansa
Toy kuşu olmak iyidir
İnsan olmadan, korkağı niderim
Külhan beyi olur
Köroğlu ağzında
Yunus olur
Karacaoğlan avazında
Pirsultan olur kendi içkinliğiyle
Baldıran zehrini göze alıp
Gölgeme biner giderim


13.01.2010


59-Sezonluk Yarılışlar

Geçer
Nekahetini dilemeyi bilmez
Yaz kıvılcımları tutuşturur da geçer
Acelesi var gibi tutuşmakta
Odunu tütsüde beklerken
Delilenmesi geçişenleşir

Ben ökse yemiş olurum
Ökse beni tutar
Sarar, yapışır, kahreder adamı
Suyu çağlayanla şırlar
Nefes açar, nefes verir
Kuduruş verişirsin

Yer yaş dolar, gök kuraklık eser
Değme limanlar olmaz sığınak
Heyhat yaş kuru, kuru yaş keser
Sezon sonudur
Malum haller biti verir
Bir çorak, bir ıssızlık

Belirim verir adamın nagahında
Kahredişler alıp vermelere başlar
Sezon sonu indirimler uygundur
Yapışı veririm bir dudağı aşüfteye
Yüzde yirmi indirim düşer
Bedavaya gelir havailiğim

Sezon mal oluşları yaşanmamış olur
Heyecanım terler, ateşim su bırakır
Artık göz farkında olur ışıltılarının
Tamda feleğin ıskaladığı zamanlardır
Heyecanım yele biner
Sarara dağları, benden ırar

Eser kalmamış olur
Nerede o sezon dönemleri
Memleketim, sezonluk açılışlarla
Yabanlara malum olursun
Osmanlıdan beri medenileştirilirsin!
İçini bilmediğin faylaşış saçılışlarla

Sezon sonu indirimle tutuşuveririler elimize
İşe yaramazından sezonluk bunlar
Sürüldükçe indirime girerler
İndirimde kapıştırılırlar irademe denk gelir
Ha ölmüş olurum, ben ölü
Ha ben ölürüm, ölüm ben

18.01.2010


Nagah: Uygun zamanda olmayan, zamansız geliveren


60-Çocuk Göz


Kor arzular dön beri eder mi?

Ne zaman bir ceylan su içmeye inse
İnce bir sızı oturur içime
Sevdam kanar
Tuzaklara tutulur
Iraklara yanarım
Bilirim, yaşam ve ölüm var

Yol kazaları uzar gider
Tırsmış bir ihtiyaçlı sinse
Vurulurum
İç geçişken alış veriş zamanlarıdır
Güz soğuklarına vurulurum
Bahar dirimine vurulurum
Bir de ahu göze
Çeker beni inine de
Tutsağı olurum halelerin
Büyür, büyür de, çocuk göz olur

Kor arzular bende dokunur
Boynu bükülmüş bir çiçeğin
Bil ki ciğerleri yanmıştır
Peygamber böceği salatasına koşar
Ölüsü dahi para etmiştir eşeğin
Derisindeki çarıkla coşulurken
Çocuk elinde kuyruğu
Açlıkla, gereksinilenledir buyruğu

Keklik sürmesini çekmiş
Sığırcık demini söylemiş olur
Ölüye davettir bu
Ne Ali görünür gözüne
Ne boyalar sürünmüştür yüzüne
Nekahet sarmıştır yönü
Anlamalara varmayanıdır dönü
Sevdam düşer yollara
Yol yoranda, akıl sorandadır

05.01.2010


61-Diz Boyu Gündeyiz


Ölümü görsek
Bir mezar kazılır hazinden
Sessizlik açılır içimizde
Derin azabın yakıcılığıyla
Düşlerimiz solar
Tüm geğirtiler yutkunulur
Bir yusufçuk havalanır en afiliden
Azrail gelir gözbebeklerimize
Issızlık gergef edilir içseline
Demini sürerken sükûnet
Dünü söyler güne yaltaklanırız
Duygularımız büyürken

Yine de geçmiş olur tufan
Günle dalaşırız
Ansızın bir endamı salınış
Tüyden hafif eseriz
Güzel görünür her şey
Sihirli değnek tutuştur Kisranın gözüne
Meryem’celer ateşböceği kovalar
Esmez olur kavak yelleri
Can evi haşmetleşir
Haşmet kendine tutuşur ıralanır
Duygular parça parça
Şikâyetler biter
Batar olur acıtmazından bir parça
Ürpeririz geçimlerle seni
Bir gölge iner içimize
Siluetler yalınçlaşırken
Korkular büyür

Her günün düşümüyle, seni
Sessizliğe kayıp ederiz
Bir haleler efsun esi
Bir gulyabani sanısı
Bir tutam sevinç
Bir kıdım kaygı
Bir parçada ölüm
Sarar bizi
Anlarız yaşamakta olduğumuzu.

Ceplerimiz dışa çıkarılır
Tutsaklardan çözünmüştür
Ilık bir yalayışla dokundukça
Ceberutluk mülayimleşir
Sevgiselleşir naif dokunuşlarla dünya
Asuman enginliğince ekilişler
Gulyabani duygular baskılar yere
Yaman olur da düşüş
Bu fark geçişlerle kırılıp
Daha bir tutunuruz yaşama

Bir dokunuşla
Yediveren arzular
Bitirir inatlarımızı

Kısık ateşler sarar
Ateşböceği cazibesi çeker
Azı karar çoğu zarar
Sebepten mamul yarar
Adamdan akıl çıkar
Yinede sürçer akılsızlık
Dökülür de
Boydan boya

Asaletimizi işleriz
Sopa tut asımız gelir
Nalburcu taşmalarına
Bir gidimciği denize ulaşır
Ne kulaçlar aldırır
Köpürürde köpürür deniz

Yolu bir tutsak
Yol bin tutuşur

03.01.20010



62-Tevatürden Mütevatür


Hayatımı söz yapsam
Kendime çöker yıkılırım

Kör olası sargılar
Ne de işemiştim yaramın üstüne
Sızladınız da, boy verdim
Gizleyemediniz beni
Bir güle verirr iken demini

Afeti tuttun da, aftan yırttın
Ne kolayda sırıtırsın
Yılışık da durursun
Yeşil üstüne çimen takarken

Ömrü sade, ömrü bade, ömrü kaide?
Bir tutulmamdır
Zülfü yâre dokunan, saçın telinden
Uzarda uzar gümanlar; lakin
Cennet bile bedavadır
Bir kadavra gibi isen şeyhin elinden!

Bre yaren...
Demini verir
Nerendir haren

Beş onun, keleşinden
Üç beş boş boğazın beleşinden
Bizde taşlar tevatürken mütevatir
Sanışıyız ki, birikiş bahir
Olamaz ise kendilik hoptan
Erkânı, soydan soptan
Benzeştirilir zahir
Bulunmazından cevahir
Herkesten az fazla!
Bir buçuk desem, bir de değil
Kurtarmaz iken, zevahir

Kalaylı desem, suyu içilmez
Cam desem, ışığı geçirmez
Baş desem, ağır değil
Duyuyor desem, sağır değil
Avazınla bağır desem, bağır değil
Kiralık bir kulak, bir söz, gözle meyil

Bizde güzel, olmazlarda başlar
Bizde aşlar, ağzı yakarda
Tevatürken mütevatirden haşlar

19.09.2009

Keleş: Burada, alakasız işlerden, benzeşen kutsallıklarla imgeler yaratanlar anlamına
Bahir: Deniz-bahriyeli denizci
Tevatür: sözün ağızdan ağza yayılması
Mütevatür: anlatıcılar yolu ile nakledilen söylemler.


63-Feleği Taşladım Karga Gözüm Dedi


Mihnetimi aman bilmedim felek
Harama boyun edip yalvarışla
Tutmadım kılıcı haramzade ile
İşimi bildim diye
Yanmam müşkülatımı
Sarsalarda gama.
Hali icaptandır, ne bilsinler ahım
Nadan olan, yola geldi derde
Zor gelir adama.

Sopa da gösterilse, havuç da...
Kanmam
Cenneti havuçla sopadan sanmam
Nedenine olmalı her dem yanmam
Her yol ile çıkarım Tanrı’ya
Yüz bükmem, yüz dökmem
Der ola ki kul, mübarek ola, usla kavraya
Yobazadır, havuçla sopa; adam etmeye erekten
Yobazadır dile söylem, eline eylem vermekten
Yobazadır; havuçla sopa; her zaman gerekten.

Ne berbat şeyler yaşadık
Sayamadık ki acısından
Kukuletadan tavşan çıkacakmış
Krallık gelecekmiş tacından
Hayallerimiz azdırıldı anam
Derin orman, uğultularıyla
Heybemi kuşandım
İçindekileri düşürerek sürdüm geri izi
Kurtlara idi rızk, kırmızı başlıktan bizi

Şafağı bildim, bir elim Mısır’da
Bereket ellerimde titriyordu gözümde ışıltılarla
Bir elim Çin’de, korkuları tutuyordu yıkılmasın diye
Gözleri buğulanmıştı Mustafa’nın
Sakarya’da aşkla şevkle çağlıyordu
Bir şayak kalpaklı kadın çocuğu
Emzirecekken, gömerekten göğsüne bağlıyordu
Ananın göğsü müydü, çocuk mu; gayrı bilinmez
Çorum’da, Sivas’ta, Maraş’ta yanarken ağlıyordu

Yan böğrüm sancılardan ne kaldı geriye
Kurt dökmüş, taşını düşürmüş gibi ileriye
Kukuletadan tavşan, kırmızı başlıktan kız
Tuzak bunlar tuzak, iz azdırmaktan hız
Yobazı dağlara harami eylemişler deflen
Yobaz mahkemede kadı sormuş sehven
İt yemiş, şeytan duasını okumuş sürer beriye
Tespih boynuna geçmiş yobazın eli meşgul
Aç bunlar, aç; biri biter, biri gelir seriye

31.07.2009

Sehven: Yanlışlıkla. Sorumluluğu taşımadan bir yaşantı giderek sıradan bir olağanlık kazanır ve bunun düşüncesini taşımayan bir haklılık edasıyla olması. Kolaylıkla kolay surette


Bayram Kaya


64-Tutsaklardan Çözülme


Hoyrat yemiş bağırlar
Okunup üfürülmüş dua gibi
Unutulmasından kifayetsiz

Aklımın mahpusluğu volta atar
Şiddetini bangır bangır bağırır
Ödüncünü öfkeden alır
İşte şair olasım gelir o zaman
İlliklerimden sökülür
Faylaşırım derinden
Canhıraş patlarım
Eğimim yol açlaşır

Ya Ali kıran, baş kesen
Ya Kerem olup, Aslı’ya esen

Arzularım çelişir
Gıpta ile bakarım, dirimli var oluşlara
Yosun kokularından çıkmış
Ağ tuzaklardaki çırpınışlara
Yaşamın mübarekliği çarpar
Hevesim düşerde özgürlüğe
Tutsaklarım dağılır
Tadarım neşeyi canla mutluluktan
Menekşe kokuları gelir uzaklardan
Efil efil
Şefkati derin bir hisle
Tutunamam zamana
Bilirim mağlup zamanlardır

Aşka düşer
Adam olurum

26.07.2009


65-Gün Olur


Gün olur
Sensizliğin dolağında
Kuytular dile gelir
Köşelerin sesi olurum

Çeksem de hali cefayı
Gün ile gülden
Bir hatıran konuşulur
Bir demi muhtacı senden

Gülü düşürsen
Kendi naifliğince
Sevgince beleği pamuğa
Bir balı abatla müşerref
Arsız alışma
Şekvayı dil söylerde ah

İcabı anın değişmesinde
Duyuşla kendine kahır
İçlenirsin, bu muydu vah vah

Kalbi bilinmezin zer köşesine
Tez gelir
Geçsen de duyulur
Söz duymaz artık katılık dibinde

Sonbahar esmeleri kasvetliydi
Dökerken gerekten şakır şakır
Kalmamıştır bir an, yaşanmışa dair

Hasretlik yeşermiş olur, içimde
Bir başka açmıştır, anılar kaçarken
Hislenirim nergislere, şair edasıyla
Yeşermişim, tohuma saçılırken

Bağ üzümünü döker bakır bakır
Ne kalmışsa senden, duyguca takır

Tam her şey bitmiş olurken
Kafes kuşlarımdan kemrikler
Dilimde aculla afiliden bir şiir
Nakis sökülüşlerle yer sızlar
Gün olur
Sessizliğim olmaz
Hasretliğin söylerim

25.06.2009


66-Körden Ebe, Sobe


Çocuk arzularla saklanırım
Hep sobe olmuşum, nedenle
Bir oyuncağın peşinde şekilden şekle
Giyinişlerle yar peşinde tikelden tekile
Taratmış zülfü can, kekilden kekile

Çocukluğum...
Deli çocukluğum...
Manyak çocukluğum
Bilirim de, bilmez anlarla

Ya bir varoluşun ardında gizlice
Ya da aklın tutuluş heyecanını oynarım

Ebe zamanlarım.
Saklanma zamanlarım.
Sobe zamanlarım...

Akışın faslı
Ne ebe yakalamıştır seni
Ne ebeye yakalanmıştır aslı
Manyak zamanlarım
Bir zülfü yâre mest olur
Çıldırtır da, delirtir adamı

Mest olan da sen
Mest olunan da sen
Sobe...
Alçak körebe
Çıplaklığım çıkar da
Müsrif gecelerde
Utanmazlığımdan bilinirim

Çok hal yaşarken
Bir hal olurum
Sobe zamanlarımla
Ne içinde ne dışında
Anlaşılmaz bir hışımda
Meşumluklar anlatır
Yecüc mecücler var ederim
Artık sağım sobe solum sobe
Önüm arkam sobedir
Tutarım bir bir, aklın önüne
Başka tutunacak dalım mı var
Bunun dışında kalım mı var
Devinimi ve zamanı akıtan ilke
Akıllaşma zuhuru ahirledir
Sobe...

Yine sobe zamanlarım
Tutkunu olurda ebeye
Mücessemi hal zamanın
Anlayış ve yol oluşlarıyla
Karışırım varlık yaşam seline
Mazimden hız, halden kız almışımdır
Biz içindeyken akmaz gibidir
Lakin ardıllarımız boy boy seyran ederken

Hışmı zamanı çizerim gel gitlerle
Adamdan eksik, çocuktan fazla
Manyaklığım, deli tutkunum görür
Ya mazlum sofrasında kaşıklanmış
Öbekleşirken
Ya kurtlar sofrasında, köpekleşirken
Sobe...

26.07.2009


Abat : Bayındır, düzgün, düzenli
Müşerref : Menmuniyetle, bir onur payasine yücelterek duygulaşmak.
Şekva : Yakınma, sızlanma, şikayet
Zer : Altın, çile, ölçmek, sararmak
Afili: Fiyakalı, gösterişli, cafcaflı
Nakıs : Tam olmamış, bitmemiş, noksan



67-Sadaktaki Ok


Kimse seni anlamaz
Anlayabilmez hoyrat zamanlar çocuğu
Narkoz girerken damarlarına
Yabancılaştırıyorlar hemi ademiyetine
Gün bırakmamışlar yarına, ehli yol diye
Aşırmalarladır ahlak, etrafı bi idrak
Gaflet olurlar, sakız olan şamarlarına
Sübyanlar gebe, sübyanlar mezat
Akla, hukuka, güncele yol alınmaz tezat
Süreçtir, gün uykusuz sürer seni yola
Ademden kucak açar, demi sararsın kola
Yüksünmem, kırılmam, şad olurum dola dola

Kimse seni anlamaz
Anlayabilmez hoyrat zamanlar çocuğu
Çocuk; çeki veririler her biri, bir yerlerden
İntihalciler, demokratik libareller
Yer can alıcı, yer deprenir, yerler ağır
Ağırdan sarsar seni, onur, düşünce
Ferman ister yenilgiler, gün abartık
Yerler yer, acı verir oy, sarınsa bürünse de
Yobazlık hüner, gericilik demokrasidir artık
Örtsede de, kör olasıca kabuk, kahir kanar
Kanar içten ve derinden, sızım sızım
İnsan olduğunu anlarsın ağırdan
Sızlarken yar güç, yarlık güçlükle
Kargı yemiş böğürden sancılı
sancı büyük, can telaş içinde

Kimse seni anlamaz
Anlayabilmez hoyrat zamanlar çocuğu
Zaman ayrı, düzlem ayrı, gözlem ayrı
sanki başka can hiç yaşamamış
Başka can hiç üretmemiş, hiç düşünmemiş
Sanki yok hiç başka can
Her şey bilim ve bilimden gayrı
Anlama, idrak ve eleştiriden, ayrı
Ayetlerden, siyeri enbiyalardan
Sadıkı sıddıktan, bini bir para anlatımlarla beri
Klavye tıklayan el, deve yuları çeken elden geri
Dün ahlak ve hikaye olmakta bize, ravilerle seri
Dünyayı, sarı öküzün boyunuzunda bilenlerden
Bilenlerlen yaşantılaştırılmış dünle
İlişki tutmaz, gülünçlüklerdeki günle
Sızlamazsam, inilemezsem, kafeyin yemiş gibi
Söylemlerden çıkar bilim, lal olsun böylesi dilim

Kimse seni anlamaz
Anlayabilmez hoyrat zamanlar çocuğu
Bazı aydınlar aç ve uyanık para sesinden
Zifiri karanlık ses gelir kafa kesesinden
Duman havam, duman sarmış her bir yanım
Yanımıza azrailden sübap konsa da, denmez canım
Bazen avcısından sığınmış
Kaçak ürkek bir av gibi
Rüzgarı bile yokken dalın
Salıntıları ile düşüveririsin
can tırsık, can korkak, can tatlı
Gözler kocaman olmuş, iristen mağlup
Bakışlar mel mel, paralize
Böyle iken rüzgardan kanat atlı
Bu kadar mı rağmen bir insan dercesine
Selam Köroğlu, selam Bedrettin demek gelir diğerime
Anlamlar sokulur, usuldan usuldan ciğerime

Kimse seni anlamaz
Anlayabilmez hoyrat zamanlar çocuğu
Yürü bre zamane doğurganı
Baban at, anan kanat, sen kanat atlı
Bulutlar üzerinde iken, şehametten rahatlı
Olamaz isem insanlığıma yar
Neyden kalır kar, neyedir fedakar, yükümüne
Bolu Beyi gördüm, Köroğlu sürme çekmiş gözüne
Şeyh Bedrettin’i gördüm yolda, yürür özüne
Mustafa Kemal gördüm güvenilir sözüne
Bir elde bilgi bir elde ilgi, eylemse hurafeye silgi
Yol tutuk seride; arş geride, marş ileride
Selam, arta alandan Anadolu, yolcun var hükmüne


15.09.2009

Sadak : Okluk, ok konulan kutu
Hem : birlikte olma, birlikte davranma anlamındadır.
etrafı bi idrak: kendi yaşamsal varlığından habersiz
Ravi : Anlatıcı, enbiya ashap hikayeleri anlatıcısı
Şehamet : Akıl ve zeka ile olan yiğitlik, tez anlayışlılık
Arş : Eylem, maziden başladı, durmak yok anlamına.


68-Normallerle Değilsin


Hevesleşip düşürte aşka
Göz camıyla uğrun oluş yaşta
Kuru söğütten, düdük çıkarılışla
Bir şeyler yaşanıyor da sıska
Sen sevda değildensin, aşk başka

Bıkar gibi boy verirsen
Suna gibi salınışla soy verirsen
Bakmaz feryadına koy verirsen
Sen, yol normalleri değilsin.

Erime vermem şimşek çakanda kışta
Coşamaz çağlayamaz baharla, kalırda dışta
Uğrun uğrun göz verişe kaçışta
Sen, mevsim normalleri değilsin.

14.05.2009


69-Geçişme


Kaç zaman yandım seni
Transferlerle, boyca.
Ne neşet ettim, gammı, hüznünü
Ne firarım oldu kam, düşünceyi soyca.

Tutuşturursun uzletine yanmam
Sürecektir bendeki berdevam.
Ser ola, anlamın neşesi dava
Bilmezle değil, kavgayı bilmedimdi
O an, tak edende cana
Fark etmez kasavetli, hem de cenk hava.

İçinde gülü duymayan
Taklitle bülbülü şakır.
Boş düşer eteğine tutunursun
Geçmiştir anladığında, içteki bakır.
Kılınır mı şimdi, bir serle bir mestana (e)
İştiyakı açmazda koydun bizi
Ey yarı gülistana
Bir heves sardık ki
Hükmü fermanı seçmezde koydun bizi
Ey didarı efsuna.

Ne mecbur edersin, gülistanı sevmeyi
Çil düşmeyince, yeşillik mi olur
Ayrık mı dururda, biri birinde estetiği
Hususta mı aşkı canı hazla evmeyi
Gülistanı görmezde, duymaz içte
Ayrılık, vuslat, ülfet boş durur
Gönlü bu duygularla yarışmaz hiçte

Zannı tahayyülce kayarsın
Bilmem geç olur bilmem tez
Sevmemeyi de aşktan sayarsın
Hele bağ bozumu dönemlerinde
Beyaz atlı prens, diye atanırım
Aşktan değil, uslanmazlığımdan utanırım

Kendi çelişmeleriyledir dava
Kaz gelecek yerde tava
Yaşamla hamur gibi yoğrulan
Ekmeklik için geldi mi tava
Esirgenmez, çünkü istektir
Korkularla süreçleşir hava


27.06.2009


Ekmeklik için geldi mi tava: Burada mayalanmak anlamına kullanıldı.

Bu çalışmam kişinin kendi düz anlama cümlesini kurabilmesi metodu üzerine oluşturuldu.


70-Revayı Haktan


Boşa mı tutarım cefayı selden
Ayrılığa bahisle gidişe, gelmen
Her kahroluşumdur, sedayı yelden

Kasaveti engine açtımdı seni
Uzaktın erimle, serdin kemimle
Ne sar oldum bilmem, ne zemle yeni

Bir tecelli zamanımda ararlar
Ne yaşam sürerim, doğdum mu bilmem
Dalınıp, şaşa kaldım, şaşı baklan
Ne de baş etmeydi, revayı haktan

Düşürür de ardına beni tezden
Ne köylerden ne kasabalardan
Zilleti tutarda illete kezdin

14-09-2009


Revayı hak: Uygun görülen hak ediş
İllet: tutku, hastalık derecesinde sahipleniş, hastalık
Zillet: katlanış, aşağılanmayı göze alış


71-Şafağı Açılmamış Gün


Kafanı hangi dağa yaslasan
Ağrın dağı da aşar.
Kahrolur suallerle
Deprenirken yer
Ne şimalin haberci olmuştur
Muştu veren sürprizlerle...
Ne de garp, batacak olanla doğum
Tazelenmezde gönül çiçekleri
Yelkenin bilinmezliğe ufukken
Çekeylenir engin ıraklar, fora olur.
Taçsız yapraklar, halelenirken
Ilık yürek vurumlarına döngüsel

Sevdayı tutmuşsun
Günleri efkarı unutmuşsun
Kasabalar yolsuz
Yönlerin var solsuz
Taşmaktan, süremez izleği öfke
Yaşamı coşa gitmez, gönüller bolsuz
Körü tutmuş fili kuyruğundan
Kaldıramazı, hamd ile aşırır dağı
Yaşayacaktan ökse yemiş, kelebeğin ağı
Buna rağmen akışla
Sağır ugultuların olmuş bağı
Duymazda seni
Gezdirir Uruffak’ta
Ubartu’nun gizeminden söz eder
Duyacaklarından demle açılır
Ne yazar
Aklı Ziusudra’dan alırken
Kalbi kavli keremden bağıtla
Seceresi sökülmüş
Ahdı zamanı duman ağıtla
Tutuşan, isten güman olur.
Tuttuğu yan, şekva
Yaşadığı yan, aşk s/olur.

24.07.2009

Ubartu : Şuruppak şehri (Urufak) kralı. Ut Napiştim’in (Ziusudra’nın) babası.
Ziusudra : Şuruppak’ta tapınak duvarı gerisinde Tanrılar kurulu kararı tufanı, Tanrı EA’ dan alan ve ne yapması gerektiği, kendisine tebliğ olunan insan.


72-Memed 2


Başını sokacak yerin yokken
Kafanda utanma özgürlüğü niye!
Bunlar inananların değil
İnandırılanların sesi Memed

Tanrı bile; ”Ruhumdan üfürdüm
Yeryüzündeki halefimi
En iyi beğenişle yarattım” demiş

Yaratılışından mı şekin?
Ne kusuru, ne alçalmayı sardın da
Utanır oldun Memed!

İstihdam erk işi değil derken
Sadaka vermek erk işi!
Bunlar toplum olmanın değil
Aşağılanmanın, sömürtülmenin
Mideden bağlamanın sesi Memed

Ben bilir ve inanırım
Varlığa acırım Memed!
Sorunsuz, kendiliğinden acıma
Acıyacaksın diye dayatılmayan

Vatan: börtü, böcek; yol, yaş
Telefon, köprü; elektrik, taş
Enerji, kucak demektir, samed
Vatanın satılıyor Memed
Sen ölürken bilmem ne dağlarında
Haraç mezat, özelleştirme diye
Bir zamanların dirlik zeamet satışları bu

Unutma, mülk yönetir Memed
Sana güç yetiremeyenler
Özelleşenle hukukunu yapacaklar
Hakların, özgürlüğün, yasan
Böylece olacak ve bu olmalı tasan...

Hiç sesi çıkmayanlar yurttaş hakkına
Polarma örülüyordu kader ağlarında

Organize olunmuşta
insan hakkı diye
Hangi üretimi, ilişkilersin
Halk içindeki öznelliğimiz, değil de
Üretim ve paylaşım alanına
Kafanın örtüsü diye, özgürlük niye!
Toplum, yurttaşlıkla daim
Yücelim ve yüceltim
Safranın atımı ile kaim

Putunu kıramayan
Putunu tutacaktır
Sonra da özgürlük diye
Aklını yutacaktır Memed

Bir Şubat 2008 tarihli gazeteler yazıyordu
Ruhsatsız facia...
Gerçi Tuzla gibi
Ruhsatlıdan bir farkı yoktu!
Taksit taksit, taksiratla...

Altı yıl önce, altı kişi öldü.
Maytap patladı Ümraniye’de
Dahlimiz yok dedi sorumlular!
Şimdi Maytap patladı yirmi iki kişi öldü
Davut Paşa’da...
Kader diyorlar!!!
Fırat’ta kuzu yitse
Uykularımı kaçırır diyerekten de
Alay edercesine tüy dikiyorlar Memed
Tıpkı hızlandırılmış (tren) bilmezliği gibi
Takdir-i ilahi diyorlar çıkan iniltilere
Sadakalık akıl dağıtırız diye herhalde!
Yurttaş bilinci ve yönetme sorumluluğu
Yok bunlarda Memed, yok…

Sınır tanımaz bilim ve bilgi
Üleştikçe çoğalır, gönençtir ilgi

İnaklar da öyle, sınır tanımaz
Bilmezlik hastalığı
Barış, adalet, insan hakkı
Bilincimize silgi
İnakçılıkları da, sadakalık bunların
Bilmem ne kültürü, genele mal olmayan
Paylaşıldıkça daralıp, erinci olmayan
Bir şey; hem her taşın altında
Ve hem sayılıyorsa derman
Boştur, hiledir, zevaldir anla
Budur ferman

Vatan senden değil
Soluğu yurt dışında alan
İşbirlikçilerden kalan
Dinle, tarikatlarla talan;
Obüslü halden soruluyor Memed!

Seni anlamıyorlar Memed
Sen varsan vatanın
Diyanetin var.

Vatan, emeğindir, çabandır
Emeğinle katıp, nemalandığındır
Halden istikbale sürdürdüğün
Vatan ve din; senin için iken
Senin üretiminken...

Nazım’ın deyişi ile Memed
-Vatan kimileri için çiftlikleriydi
kasaların ve çek defterlerinin içindekilerdi vatan,
vatan, şose boylarında gebermekti açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaktı”

Oysa seni yatkınlayıp, vatan ve din için kılıyorlar
Hinlikle, ayırarak birini birinden, harmandalar
Sen gelecek için vatanda eylemde iken
Şerbet olmuşlardı hale
Özgürce kafayı örtmek için dermandalar!

Neden Mehmet, neden!
-Benden sonrakiler ölmesin diye
Sen öldükçe şerefle
Halkın daha bir mutsuz ve çıkmazda?

Neden Mehmet neden!
Avrupa kapılarında çalışılır
Çıplak olmadıktan mada
Örtünme özgürlüğü aranır!
Ve neden Memed neden
Bir buçukluk ve ondörtlüklerin
Tecavüzüne, sanki alışılır
Gıkı çıkılmaz da, yılışılır!

Neden Mehmet neden!
Boşa mı oruç tutuyorduk
-Hat kıvrımları
Aklımı ve abdestimi, bozar
Bir tel saçı günaha sürükler
Denip de
Örttürülürken benir /kutsanmak
Akıl tutulmasıyla
Eksen kayar da, yörünge çarpılır
Nasıl, özgürlüğü var denir?

Geçer Memed geçer
Bunlar da geçer
Zümrüd-ü Anka’ya binmiş de
Kafıküf dağını geçermiş gibi
Yel gibi, sel gibi geçer
Ardında dingin güneşli havanın doğduğu
Zeminin seçemediğini zaman seçer

Kalımlı ve salt yok
Bir vücut buluş
Bir kartopu oluş mekanik
Kendini kusar, parçalanır
Tekrardan küçülerek büyür
Bu tarihin olmayan
Hataların tekrarıdır.

Tuzak
dirençsizlikle var
dışta ve dahilî
Kör talihim
fersude, yandaşlık
Ve zır zır cahili


11.02.2008




73-Selam İçimizdeki Zamana


Ölüm, hep üşür de
Soğukluğunu biz duyarız
Eridu!
Yaşamın soluğu
Yaşam şehri...
Budalaca, nehre koşan
Kaplumbağa cücüklerin
Yaşama çekeyle, acemice telaşlı
Hazlı bir var oluş, diretisidir bu

Küçücük santimlik adımlarla
Yaşamı var edecek
Dokunsan da hissetmeyecek
Ha bire bir yöne
Sair adımlarla, yüzmenin kulacıdır.

Acıdır bayat rüzgârların esmesi
Anlamalara dokunur
Bir de Enlil üfürürse
Hoyrat rüzgârlar nereye atmazdı ki seni

Marduk el verende
Kingu’nun kanı toprakta yoğuruşla
Güzel biçiminizden görünüş
Üfürüğünüzle, içimizde yaşamadınız mı?
Candan kandan insancımızla
Kâh yücelerden olduk
Melekten, periden suretler
Savrulduk çöllere, ateşlendik

Kâh yer halkı idik
Enki’nin elleriyle sekilce kilden
Ea’dan nefes dolduk
Düşürüldük yere, topraktandık
Gözümüz açıldığında bildik
Hanya’yı Konya’yı
Cenneti, cehennemi
Tutunurduk hayata, fırtınalarla
Yeni olanla düzensizliğe gazaptan
Totem gülümsüyordu artık, eskisi soldu
Tuzlu su, çölle göl; çamur oldu
Kandan, candan, ateşten, sudan
Çamurdan, yerden yaratılmıştık, Kingu’dan
Her biri, bir yerli arındırıcıyla
Eridu, Ninova’ydık şimdi barındırıcıyla
Ben sen idim, ama
Kaplumbağacık telaşında
Yeldiriyordun ha bre beni...
İlla Eridu’yla Ur diye
Değişmelerden, değişmelere
Esmelerden, esmelere
İttifaklaşmış olur düzence kesmelere
Mehtabı görürde, serap sınırdık

Eridu’m başka
Eridu’yla Ur’lu yaşamım başka
Veriyorduk değişmelere isyan

Mehtabımıza da nisyan
Yeni olanın, yaratıcı olanın soluğuyla yaşıyorken
Kurban kılınıyorduk

Eridu, Ur, Uruk, Nippur, Lagaş, Kiş
Altı gün, altı gece, her birden, bir can
Mehtaba özlemden biliniyor
Bilincim siliniyor...
Ölümler üstüne, yeni yeşerme tufanlar
Salıverdin de, şimşekler cabası
Geldik bugüne, olmadı hiç acabası

Ölümler hep üşüdü
Soluğu daima içimizdeydi
Yaşamı gözettirdi bize
Sana ne var ki
Soğukluğunu biz duyduk
Titrek sarılmamız ondan.

04.05.2009


Bayram Kaya

Yeni olana, değişmeye direnç gösterme
Eski toplum aidiyetinin bizde uyandırdığı, alışmalarla tekrar edile gelen edim, çekiciliğini unutma, unutturulma seremonileri.
Eskinin unutulup yeninin benimsenmesi için hafızalardaki yok edişler. Bu ittifaklar insan kurban törenleri olarak gerçeklenmişti. İttifaklarla kaynatılan kazanlarla kurulan şölenli ata totem geçiş ritüelleridir.


74-İç Ve Dış

Bir beliği afeti tutan oldum şamardan
Vuslatına yar olmam, az az özlemim kanar
Bilmem kavuştum, kavuşmadım; heri, sen sanar
Cennete sarıldım da, cehennemle içim yanar

Kendisini topluma vakfetmiştir değerler
Istılahı gafa garkimiş meğerler
Olmasada isnadı, tutarsa boyun eğerler
İçte kam, dışta yüz eğerler
Çıkar arbedede saygıdır, saygıya değerler

Boşu patlar olsunki, dolusuyla dalıştırmak
Her dem işgence tezgahıyla çalıştırmak
Gerekmez ise de, içle barıştırmak
Yoksa, ölümü de hafife alır, alıştırmak.


19.04.2009

Bayram Kaya



75-Art/a Alanda Bir Çığlık Anadolu 2

...
Ve hayat suda
Tarih Sümerler’de başladı... (S. North)

“”Adı yokken daha yerin
Göğün daha adı yokken
Ne düzenlenmişti otlar
Ne demet edilmişti kamışlar
Ad verilmemişti hiçbir şeye...”” Yaratılış destanı (Sümer)


Uygarlıklar getirilip
Uygarlıklar taşırılan berdevam...
Kıybele’nin gözlerindeki
Bereket taşması, şad yolu



Coğrafya ikliminde
Yazları görsem Anadolu
Seni bir özlerim ki
Dirimin hasat zamanıdır
Sefa dilerim gönlümce
Lakin tama eremem
Kışların donar
Tamda buz gibidir derim
Pır pır ederken yüreğim...

Sonbaharını görsem
Rengim solar
Ne kalır utkulardan
Heycanını da, duyamam sevincin
Lakin bilirim dirimi
Baharların coşar
Heves olur da yetemem
Parelenir, sürüklenirim
Duygular karışık koşar.

Ekşimem kokmam
Bir gıdım yaşam için
Tuzundan tutarım senin
Basra ile Eridu’da taşar
Sodom ve Gomora da
Diyet tutarsın tuzdan sütun
Ölçüsü kaçmış
Korsan arzulara
Tuzunu eksik etmeden

Sakarya’nı ayağa kaldırsam
Fırat’ın, Dicle’n tasadan asi akar
Dört bir yan hayran olurda
Mucizeler yaratır

Dilmun’a... Eden’e...İrem’e
Firdevs bahçelerine bakar
Rayihalar içinde Enlil
Göz kor, Ninlil’e tutuşur
İnanna’dan kaçsam
İştar gelir üzerime
Kybele meme uzatır
Marduk’un gözlerine takılırım
Dumuzi’den bolluk alsam
Sonu gelir cennetin...

Lakin, yapıyı kuran şimdiyi bulurum...

Her gelişim, dönüşüm
Toplumsal ittifaklarla
Tufan koparır, minnetin
Hafızalar tazelenir travmadan
Tuz buz edersin
Meme tuttuğun ananda
Art alanda
Ansı mahfiller neşettir inanda


Ey okur!
Her nebzede, Anadolu’yu arama
Bir seyirin, başka bir seyirinde
Başlangıcın bir ılıman koşul
Gelişmesi de var ama...


İnsan, sürer iken demini
Toplum olanıyla, halksalıyla
Alışmalarda iken sürprizlerin
1
Kıyas tutuşturur çelişkilerin
Bir duruma yatkınlaşırken daha
Tamda gün tutarken
Bir sürpriziyle, cuk oturan.

Kimi avcı grup
Kimi çoban grup
Kimi çiftçi grup
Kimi de çapulcu
Süreç alınmış yol evrilirken
Akıllar çelişkiden çelişkiye
Olgunlaşarak uygarlaşarak devrilirken

Tam bir yol alışla
Girişilmeden ilişkileri, sürürken
Ortada yok, topluma yürürken

Baharı koklasam
Düş çiçeklerim patlayacak
Bir tomurcuk, bir tomurcuk daha
Yemliha, Mekselmine, hele kıtmir
Uyanacak uykusundan
Ne baharlar devrilmiş olacak
Ben kucak açan

Geştinna’nın yer altı gezmeleriydi
Düşümün patlayan kısmı
Gılgamış’tı yanına yakışanı
Anlayamadınız Enkindum’la kavgayı
Mitolojik takıldınız

En yüce değer erdemdi
Erdemliydi İnanna fahişesi
Dağ duvarlarında aks eden ruh neşesine
Kutsallıktandı iniltiler
Vururken tapınağın çehresine
Aidileştiriyordu behresine
Bir türlü sevemediniz kutsal orospuyu
Bilmediğinize, düşmanlıkla cehlinizi
Bilebilseydiniz eğer, anlayabilseydiniz
Görürdünüz günceye idi Vehbi’nin kerrakesi

Sarah kısırdı veremezdi meyveyi
Ne yerindi, ne gökündü evlat aidi
Tapınağındı Sargon, Horus’lar şahidi
Kutsal kadın idi; naditum, entum
Bakireydi İnanna, Aksi küfür idi
Kutsal dağ, ruhunu İnanna’ya üfürüridi

Düşümün patlamaları geçişiyordu
Birindeyken daha, biri seçişiyordu
Yer yürüyor gök sürüklüyordu
2
Göğün suret nefesiydi tapınak yerli
Bir totem soy aidi oluştan, çaba terli

Okuyabilseydik eğer
Tevrat yorumlar gibi yorumlasaydık
İştar’lar; Dumuzi’ler nekadar biz
Bizler de, ne kadar sizlerdik meğer
Toplumsal yola koyuluşlarda

Bir varmış bir yokmuş
Bundan sekizbin sene önce
Yaşlı bir anne, yaşlı bir baba yokmuş
Gel zaman git zaman
Dağın ruhu, ruhun üfürmesi, varmış
Kimi pek çok doğuranları bakire
Tanrıya ait doğururmuş, kutsal nurdan
Yeni ilişkileniş toplumun habercisi
kimi hala toteme doğururmuş tabirle
Analar ana, babalar baba değil iken
Babalar kutsal, analar bakire olmuş
Ana yerden hasıl, baba gökten Enkindum
Baba yer dahlinde, anne Anu, gök
Eski ilişkiler, cinlerle periler
Yavaş yavaş eski adetler
Yeni sembollerle geriler
...

Gökten üç elma düştü,
Biri başımıza, biri aşımıza, biri yaşımıza
Yinede çıkalım kerevetine
Masal benim düş çiçeklerim
Suyum, aşım, gıda içeceklerim
Ben masalı çok severim.

.....

Dünüme tükürdünüz, igigi’ler
Yüzümüze tükürür gibi
Sizdendi, kurban edilen
Birinizindi etiyle kanıyla
Balçık kılıpta, şekil verilirken kile
Tiksinme iğrenme var ediyordunuz
Artık aidinizden olanı
Kurban etinden yememeyeydi çile

Yememeye tükürüyordunuz
İçinizdeki kurbanın üzüntüsü
Bir gün, üç gün, yedi gün yememe süzüntüsü
Yasını tutuyordunuz oruçla
Yas içindi oruç, yas içindi huruç

Düş çiçeklerim bir kez Eridu’da patladı
Bir gün uyanırsınız ki, gün; dün değil:
İçteki sıkıntı ve anlamalar
Dışındaki yıkıntı ve zanlamalar
Ejderlere devlere idi
Kendilerindendi verilen yutulmalık
Birilerini verir iken kurtulmalık


İlişkilenme ve düşünmelerle
Hale, yola, girişle, darma dağan
Kan candı, geçişen akraba bağdı
Verilmeliydi candan armağan
sevdiğinden harcamayan, değildi aidi
İgigi’lere, ağlarken, Anunnaki’ler şahidi.
Boşuna mı istenmişti İsmail’in canı
Değil miydi ekmek, isa’nın bedeni
Boşuna mı şaraptı kanı!

Heyhat her edimle zılgıtla isyan
Bulmuyordu bir türlü akıllarda nisyan
İnsandı, insanı kurban ederken
Kendi canını düşünmesi ile bungun.
Yerinize geçecek, koyun oldu sungun
Canınıza dengi konmalı
Soydan gelişle, kan ter emekle
Eşitiniz olmalı
Kan dökme kıyasına idi, minneti
Duyulmalı idi saygı
Kutsalaydı himmeti ve kefareti.

Bir ön oluşlaydın ey insan
Ata totemden soy ile insan
Totem çeşitliliği idi aiden
Yeni ittifaklarla
Zeminsel tutkalla idi, kaiden

Bir adım atmana
Eski alışmalarındı tartı.
Sembolik, totemik
Ayinle kılınırken artı
Zaman geçişi ile yürümesi
Kırılır yeni baharla
Geçişlerin sürümesi
Bayram geçişlerindir
İnancın andaki ritüelle çürümesi

Razıma geldin felek
Olmuş bir kavun gibi
Tevekten sürüldük
Hevenk olduk büründük
Kazanlar kaynadı
Ağladı aidi yaban
Yedi soy totem, yedi günle
Tufanlar koptu
Edilirken insanlar kurban

Göz yaşlarından
Gök tutamadı suyunu
Tasasından Unuttu yer
Suyu yutma huyunu
Ea, İştar, İnanna, Enlil, Enki...
Anu’ya kaçıştılar en yücelere
Korkarak, titreşerek çiftleşen
Sarılışlarlan birbirlerine
Sözleşiyorlardı artık
Tufan etmeyecektiler cücelere

Beş şehir kuruldu, ittifakla düzde
Bir çok aidiyet değerler
Solmuştu güzde
Aynı totemden soy oluş
Hakkı iken cima
Oluvermişti şimdi,
Hemde ilk yasal yaptığı idi yasaktan bir ima
Kardeş olunurdu
İçerken kurbanın kanını
Evlendiği klanın her bir canını
İkinci yasaktı kan içmek, ahidle
Bağ dikti, şarapla demlendi
Eski, kanla kardeşleşme rit şanını

Var oluşla varlık
Zıtlandı, birlendi, tekillendi
Tatlı, tuzlu sularda
Kişar ve Anşar şekillendi

Gök tanrısı Anu oğulları
Anu’dan evlat Enki
Eskiyi yok edip, yeniydi
Tufanla kurtaracaktı boğulları

Toplumsal dönüşümle tekleşecek
Marduk’un baba
Eski sosyolojileri kırma
Alışmaların aidiyetliğinden
Her bir şaşmayı, düzenleme, çabası


Tufandan sonra Eridu
Beş yerleşimden her biri
Ur, Uruk, Lağaş, Nippur
Yeni ad ve yeni yaşamla dipdiri

Gökten (Asur’dan) gelen tatlı sular
Dilmunda akardı, Eridu’ya kasra
Yerin (aşağının) tuzlu sularıyla
Buluştuğu yerdi Eridu, Basra

Tuhafsın Enki
Fırat’ın sularını gözlerin süpürürken
Tufanlar kabartacak taşmalarla
Tiamat kucak açsada
Fazlaydı yerin ve göğün totemi
Karışmalı, sarışan kucakla
Gök ve yer yerleşimli idi, önemin
Tiamat tuzlu su kıyısında savaşır
Çapayla, karnını yırtarken yerin
Sosyolojiklik takılır senin erken dönemin.

Toplumsal olanaydı
Bilmeden kucak açan girişen yürümen
Etnik ata totemi, peşte sürümen
Yetemedi, anlayamadı yerin ehli
Yaban bulurdu gök, birin birine
Totem aidiyetti
Tek gerçek kendi oluşlarıyla idi cehli
İnsan soyuna düşecekti gök titanla*3
Karışacaktı yerde Nefilim soy, hitamla.

İttifaklar donuklaşırken
Enki’nin gök gözlerinde
Okunuyordu Tiamat’la, sözlerinde
İlişkisel değer katıyordular yaşama
İtifak düzenlerini
Sembolize edebilmek
Rehabiliter, bir aşama

Bir yüzü gökten
Bir yüzü yerden
İki kol sararken
iki kolla açık İsimud

Yerdendi tırmıktan pençe
Çapadan gaga
Gökten kanattı
İki başlı kartala
Şimdiki totem ata

İlkte, aidiyete felektendi buyurma
Şimdi, girişimle gerektendi, duyurma

Koca Sümer yapıyı kurdu:
Ur’du Uruk’tu, Lağaştı, Eridu, Nippur
Şehirler ittifakıyla toplum, devlet durdu.
Sözleşmeyle, oldular deniz
Olup bitenle, her bir beniz.
Farklı faz kırılması ile kavranıyordu
Yeniye, her aidi totem, damla damla
Katılıp dalgalandıkça
Damlalar deniz gibi davranıyordu

Arandıkta durumu icaptan
Yoksa yerde karşılığı; görece sanrı
Yaratılacaktı; toplum-toplumlar arası
İnsan-insan; insan-toplum; arası ittifakla
Buyuran hakim sesle; tek kutsal Tanrı

Suda yıkanıp, ateşte pişen
Kanı akıtılan ins.

İç ve dış yamyamlık dönemine şeçenek cins

İlk ürün Tanrı’nındı
Evlat, hayvan, bitki olanı turfanda

Kabil, öldürünce Habil’i
Öldürüleceğini diyordu
İlk oğul İshak ile
Öldürülmemesi için
Tanrı’nın işaretini, anlına yiyordu

İnsanın sunu ritüeli
Toplumsal belleğini silimdi tufanda

İlk yürüme gibi, ilk büyük kırılma
Bu toplumların gelişme ittifakı idi
Uruffan’da

Her bir girişmesi unutamayacağı
Bayram olan; her bir saplantısı
Toplumlar arası anlaşma ittifaklaşması
Kutsalı ve kurbanı; inek, koyun, deve
Fasulye, buğday; konduğunda her eve

Çoban ve çitçi geçimle sunuyordu ürünü
Kendi yerine sunağını, yemez türünü

Diyet karşılığı, saygılanma idi totem
Toplumlar da, anılacaktı, namıydı totem
Totem idi, toplumun da adı
Öküz toplumu, it toplumuna kapınmak
Kurtaran bitki ve hayvana tapınmak

Totemi taklitle, totemi öv, durma!
Yeni aidiyetti, bir silimin unutmasıyla
Günlük hayatta yer tutmasıyla
Halası idi, insanların hurma
Kendisi ins, karşısı cins donunda
Domuz topluluğu da
Ataların ilişki biçiminden gelirdi, sonunda
Sunusu ile idi, soy sopluluğu

Farklı güç ve görünüşle insandı
Kendi yerine eşiti, kurbanıdır konu
Bitki ve hayvandı görünüş donu
Kurbağa prensti, ejderha idi, ili
Bileceği elbet, bunların dili!

Toplumlar anlatılırken
Allamadı pullamadı
Üst üste çullamadı

Hep bir ilişki ve düzenleniş
Akabi olacaktı halkla tüzenleniş
Kiminle evleneceğine
Miras konu girişmelerinden
Belli olacakken soyu sopu
Eşiğine adım attıracaktı
Sembol kılıyordu, İnanna orospu

2.Bölüm Sonu


05.05.2009

Bu çalışmamın devamı olan diğer iki bölüm daha önce Eynazende rumuz ile; Art/a Alanda Bir Çığlık Anadolu 1 ve 2 diye başlık altında yayınlandığından ötürü, burada yayınlanmayacaktır.



76-Laga Luga


Ne beklenen baharlar gelmiştir
Ne de özlemden sevgililer ölmüştür
İç evrenle ah edipte çeksen, tozmaz
Derim hep
Anın gerekmeli şiddeti var
Düşse de Nil’e şev
İstisnalar kaideyi bozmaz.

Hayat hiçten kurulur
İki uygunluk, ahenk değildir
Bir ilgisizle bir bilgisiz
Münasibi girişimle olur silgisiz

xxxx

Bir uçarı
Bir kaçarı keyfe keenlem
Yarım yamalak sözler
Duman ve karamsarlılkla
Birşey ifade etmez, yumulu gözler
Alt olmuşken, hep alt etmeye
içten pazarlıklı sözler
Sürer tahakkümünü
Ne hırs, ne ömür, sözlü demle yetmeye

Çingene falından çıkmış gibi
Hani sıçanın sevmediği ot…
Biti veririler
Garip ve baş belası iğretiler
Mahkumsundur cevazına
Us geçimleridir gözlenen
Durumdan bu ahenk kaymıştır
Güne tutuşturulur
Yalancıktan ve harbiden dostluklar

Pazarı fiyatlar...
Siyaseti indirir bindirir...
Nursuz Arif’in kızı
Puşt Bekir’in deli oğlu
Uygunca nasibini alır
Tüysüz Musa gocundu mu ne?
Sandelye kalkmıştır
Üç dört kişi bastırır
Seyfi kelle say, biri açık olsun

Receb’in Kahvesi boş mu?
Dün gece gelmiştim de...

01.05.2009


77-Hasretim


Memleketim
Dağlarım
Hani benim bağlarım
Güncesi sürmüş
Yaslarım kendimi Çat’a da seyirle
İçim senle kemal, şuhudla ağlarım.

Hep ekmek verenim oldu
Aşlan, kaşlan, taşlan
Doymaz yanım doydu da
Aç yanım size sızlar...

Bir türkümü
Bir hasretliğim söylerim.

Dört bir yanın dağ
Yansa yıkılsa
Irasa, yakınsasa da ferağ
Kasvet bağlamaz
Irganırken Gök bel’de havalar
Harman bel’de göğününken ekin
Meryem Dere’si ıslıklarla çağ

Dört bir yanın dağ
Dumanın tüterken
Çoban ateşleri Çatal bük
Sivri’de geven yakımlar la
Sualan, Pancar tarla, Harım’ınla bağ
Hey derken Dağ tarla, Seyfe, Badılı, Horla
Seni anarım da yanarım bir korla.

Erik Kaya’da çıkınca
Görünür Sabire Bacım
Desem acım
Cebinde yumurta gezer
Kara gözüne kurbanım der
Tek iltifattır bu, can sezer

Beş ondan güdülen kuzuyla
Mezarın Gediği’nde görünsem
Halil Emmim bağırsa
Hacı Halil Emmim duymakta ağırsa
Rıza Emmim terlemişse katır başında
Fadime Bacım testi elinde bayırda çağırsa:
Lan gâvurun dölü...
Sığmadın mı yazıya yabana!
Şenlik tutar seyri âlem, kokmazdı tuzuyla

Yinede öperdik eli
Hiç olmazdık pek pek papaz, deli
Yine göründü Miyase’nin keli
Atı çatlatsa da seferdedir seviseli

Görünür her yoklarıyla yörem
Yaşam dururum gibi siluet sanem
Sevecen bir ılıklıktı anneannem
Kendisi de yetim gün doldurmuştu
Endamca Abışın Mehmet’ti dedem

Harıma bir iki tavuk atlasa
Hasibe dezemin gözü patlasa
Mamık dayım beyaz yüzle kireç
Öfkeden dili dolaşıp, kekeç

Memmet emmim bir güzel teklese
Sinkafı dilinin ucuna eklese
Esme bacım, köyü dolaşacak ya
Herif gidecek diye beklese

Yol dolanır köy içine akar
Safiye bacım tatlı şehla bakar
Gamzeleri yüze takar
Hele İbraam emmimin sessizliği
Islığıyla âlemi yakar.

Nazik bacım dertli yanık
Konuşurken uğunur, saf kanık
Mıstey emmim görmez ama
Nuh nebiden, en güncele tanık

Abış Memmed emmim yürüse
Endamını haşmetle sürüse
Haçça bacım başını bürüse
Köyden yana görse bir nobran
Girer çıkar sokur sokurla sokran
Nahırları kaparken, ekin firikse
Göö gözleri, akılda dumanlanıp
İncileri, zarafet görünür, sözüne birikse

Şakacı İsmeyil emmim çerçi
Rabia bacım çok zariftir gerçi
Bazen hatırı yatar, satırı batar
Rabia bacımlan, süt, yoğurt satar

Badik kız üzümü helkeyle alır eline
Bağ çubuğundan şeleği sarmış beline
Hacı emmimle şaşkın geline
Baka kalırlar eline, diline

Hasar’ın Fadime kimi dem tatlı savak
Hacı Ahmet emmimle dikmişler kavak
Bekleşirlerdi şehit olmasa
Oğul büyüyecek, açacaklar duvak

Dalaşmaz, yanaşmaz Şevket emmim
Perdane bacımla, gülüşe sürse
Kemal’e yumurtalı dürümünü dürse
Pek hazzetmez, görüşle bulanır
Garip kalır yanındaki
Başı eğiktir göz hakkıyla, ağzı sulanır

Gözleri dolgunca Hacı Hüseyin Emmim
Ne zaman görse yetimim der saç okşardı
Daha demindi, buğulanmıştı göz zemin
Birine kızdı mı sinkafını demez
Sanki suçlu gibi, baş eğer giderdi yemin

Memleketim
Dağlarım
Bağlarım
Soykadan mı kaldınız ne
Hem söyler hem çağlarım
Kör kütük koydunuz
Hani nerde Sabire Bacım
Hacı Hüseyin Emmim, ağlarım

15.10.2009
Ferağ: sahiplik hakkını başkasına devredip, tapu ilişkisini kesmek.
Sanem: güzel kadın kılığına giren şeytan’a verilen isim.
Kasvet: Birden bire beliriveren iç çökkünlüğü.
Şuhut: Zamana tanıklık, dan beri içinde olmakla tanıklık etmek, gözlemde bulunup şahidi olmak.

Bayram Kaya


78-Bu Çocuk


Gece sessiz
Gün yorgun
Üzgünüm üzgün
Perdelerimin ıslaklığı dağılır
Yanaklarıma süzülen
Bir acı, bir yaş demlenir
Yüzümde, dudaktır büzülen
Dağılırım asumana
Uykusuzluğum dinlenir

Bir fırsatla
Yağmur dağlanır dağımda
Adı söylenmemiş olur dilimle

Gün değil
Zar değil
Var değil
Hal yorar, dil yorar
İçin ıssızlığı, biçimine
Hazineden gerekken
Çocuk gibi bir göz
Akar içime

Ansızım olur
Daimiyim der gibi
Sen iyi bir çocuk ol diye
Ben yaban oldum
Çocuk paylaşmıştı
Takasla almıştı
Çocuk göz bende
Yaban göz onda kalmıştı.

Kar yağıp, soğuk olacak
Dolu yağıp, boğuk olacak
Gün açıp, doğuk olacak
Bu çocuk büyüyecek

Dağıldı çocuk
Lakin azmadı
Bu çocuk
Kaderini kendi yazmadı


Bayram KAYA

11.10.2009


79-Alaylar Senfonisi


Eskiye göre yeni, değildir ezber
Ezberim olmasa, hatırlamazdı seni
Bilmezdi demi, baz alırken ezberi yeni
Girişen her aşk ileridir doğumla beni
Olmasaydı ezberimde ateşin, coğrafyan
Çalışırmıydım seni
Biriken kromozomladır geni

Bilgim, bilimim; her yeni oluşumla
Gölge gibi yansılanır usa doluşumla
İnancımdır, kucak açar kavuşumla
Kalmaz yerle ezberde söz, ileri bakar göz

Ezber geleceğin bağrına
Şimdisini aşamazsa
Ezberdeki haline düşerde
Şekillenmesini yaşamazsa
Bir zaman dışı kalışın
Kolaycı hayalini tadsır
Korktuğu için
Yeninin baz araçlarını yadsır

Ezber ilişkiler, tutumlarla çekey
İleri girişme içindir hafıza
Tekrari oluşla, akılcılığın, bilimin
Değişenin, çelişenin ezberi olmaz
Gelişip değişemeyenindir ezber
Behey yobaz

Sen bana yaramazsın gurbet kuşu
Küt küt örselesen bile bağrı
Yansa, harptar yapsa türlüce ağrı
Bahar ortaklığından başka nen var
Mamurda gelir, bozumda göçersin
Enginliğe ıslık çalıştır bu çağrı

Bilseyidik gruptaki ufku
İyiliğe, kötülüğe de, vardık
Gelse idik bir adım sarpta
Sevgiyi, nefreti de sarardık
Biçimde hoşlanırken, içimde
Güzelliği, çirkinliğe karardık
Her bilinç durumlarında yarsın
Oluşturulan ortak yanlarla
Paylaşılıp
İlişkileyebildiğin sürece varsın

Kusmuk kusmuk yalan diyorlar
Soyuttan, öznelden, abesten
İftiharı şahaneden biliyorlar!
Tekamülsüz imanım ezber
Surelerim ezber, duam ezber
Cehaletim ezber
Düşüyorsa şimdiden geriye
Ezber bozmadan bahis
Yalanla müsavi kadam
Maksat samimi
Ezber bozmaksa sedam
Önce inançlarından başlamalı adam

11.10.2009


Kada : Kaza bela felaket. Kadanı alsın; kazanı belanı felaketini alsın. Kadan olurum; kazanı belanı üzerime alırım.


80-Hık Mık Tık

Belekten bez bulundu
Elekten de toz
Şairliği oldu tebarek
Sarındı büründü
Mumya mısın be mübarek

Klavyemin ucundaki güzel
Bir tıkla cevap olur tık mısın

Elebaşlar tavaftan olurken her bir yere
Secdeler, semboller üzerinde gider
Kıyameti koparsa da bu çılgın bağır
Alışmıştır dirsekler, sürünmekten heder
Kursak kavurgasını ister

Bir sen tutarsın dünyayı köşe yandan
Kılarken karikatürize
Bitten yağır yanlarım dökülür
Artık yiğitten yanıma sokulamaz bit
İnsan üstü yanlarım soyunu verir
Oluveririm adem donunda
Bakarsın ki film kopmuş sonunda

Şimdi yeni sevdalar iş başında
Araba içi direksiyon sevdam
Göz ucu süzüşen ok vurmalar
Yel yepelek olur, benzin kokuları boğarken
Hırıltılar sarmaşır keskin humoral duyumlara
Ateştir yükselen, ateşle şifa bulan dinme
Önce ateşin çıkar, sonra ateşe yükselirsin
Ateşle ateşin orgazmıdır devinen
Hasta olursun dökülürsün, dermana düşer
Mırıltılar kutsayacak, onay verire tütsülerken
Buhurdanlık sen, buhur sen
Kutsayan sen, kutsanan sen
Tavaftır dönme alt alta, üst üste yuvar iken
Şifanı buldun şifanı sundun

Yaşam, eskiyi yeniye, yaşamla katası
Eski (aşk) sürer, yeni (oluşma)giyer
Dağ delinmez, yeniye otomobilsiz gelinmez
Bir klavye ucu kadar yakın olur
Şimdi, Kerem yerine buldozer deliyor dağı
Vakit günde buluşma, sevdayı oluşma çağı

Kapitalizmi, vururken gözlerinde
Çöl kervanlarında yağmalanmaz sevgilinin sözleri
Ne sevgililer vardı, Bedir’de, Anafarta’larda
Yanarken Sivas’ta, Geştinna’dan çıkar
Arşimet’in gözünde çevrilir, Cern’de ilimle devrilir
Bakarsın bir dilim ekmekteki gücün etrafında
Paylaşılan sorumlulukladır cana can katası
Deve etrafı sevişmelerim, bir çekim hatası


22.09.2009



81-Can Çocuk


Yaşınızı yaşarım
Eğil çocuk
Sarı başak asaletinde
Saygıların ram olduğu yere

Duygularla tazelenir, kavuşulması
Tutarım o mübarek yerden de
Kutsallığım imbiklenir
Bazen şiiri, şairi doldurur
Bazen de şair, şiirini
Sen beni doldursan
Ben sana boşum

Yürü dağılmağa
Gamlarına duman olduğum
Kim demiş gözlerinize baktım diye
Neden göremiyorum öyleyse!
Lal olmuşum
Kim der konuştuğumu
Sen bana dolansan
Ben sana sarmaşık


27.09.2009



82-Sokak Zamanı

Ulan İnek Bekir!
Elli yılla hala devam
Şöyle bir adam olamadık
Mürekkep yalarken
Sokaklarda fink atıp
Kaldırımlarda yatıp
Diyara gamsız, hıyara zamsız
İlgisizce, bilgisiz caka satıp!

Hava bedavaydı
Yol bedava
Bedavadan adamlık
Bedavadan kadınlık
Söz bedava, ağız dolusu saldırımda
Üç beş sokak kadını ve adamı
Otururken kaldırımda.
Kolaylıkla, kararlılık düzeyine
Boş boğazlığa, yol aldırımda

Böyle zamanlarda da
Gazete okunmaz
Tv karşısına geçilmez
Sohbetle evede çay içilmez
Demi de, cemi de, gemi de
Kendilerinden menkul

Köpekler tutuşmuşta, itler ayırıyordu!

Sokak kaldırımı deyip geçmeyin
Birini, diğerinden seçmeyin
İtin kuyruğunda olan
Yanında donu oturur!

Günle şuhud, gün evrilene dek
Ne neşedir, gülüşmelerle
İncir çekirdeğini doldurmayan
Gelir ahvaldekine, ballı kek!

Kavga bunlarda
Bela bunlarda
İllet bunlarda
Ne tarayıp, ne eğirirler
Adam da, madam da bunlar
Ses de, söz de, bunlar
Mihenk değerde bunlar
Çerden, çöpten, paklama dernek
Herbiri, birinden örnek!

Boştur kaldırımlar
Eğer yokta ise onlar
Lafazanlıkla seçimleri
En ufak bir duruma değişecektir
Ağız değiştirircesine geçimleri
Belki sosyal yapı, olanla darda
Çokça da, kendinde olamamakla, harda
Bunların kentte olanı, pavyonda barda!

Et kokmuşta, tuzda kabahat
Kelebi benim de, sağılan ip o!

Gerekten gider iken yolda
Daha bir yüksek perdeden
Konuşmaları sarar da dört bir kolda
""Gı! falan kadın sokak kadını gibi
Çocuk için dövüşüyor"" der, sağda solda
Nohutu bitmişte, arpası kırılır değirmende
Bir de kirmen eğirir elinde
Tüm sokaklar bunların belinde!

Akşam olur zil çalar
Bakarsın ki
Kaldırım yosması kostağı
Hedeftir paylaşandır, gözde, gezde!
Der; ""görümcem var
Türk kahvesi var mı sizde?""

İki adım ötede bakkal

Yarab; yoksulluğum mu
Alınıp satılan
Sorumsuzluğum mu
Yoksa...
Yoksunluğum mu berhava olan

02.10.2009

Donu : Görünüşünde olmak
Şuhud : Gözlem yapma, tanık olma
Kostak : zarf, narin, zarif giyinmiş olan
Yosma : Güzel kadın erkek, hoppaya kaçan kadın erkek
Kelep : Büyük iplik çilesi. Kilim dokurken hazırlanan renkli büyük sarımlar.
Sağılma : Kelep ipin ucundan tutup, çekerek kelebi bozmak, yada kelebin uc ipini çekerek, yumak sarmak. Veya kilim dokurken eriş arasında geçecek uygunluktaki melik denen, el ipi sarımı şekline getirmek. Kelep sağdım (sardım) denir.



83-Hasbi

Bizdik;
İnsan, erdem, ahde vefa derken.
Ne değerlemelerle büyüttük içimizi
Uğur olunurken yılmadık, yılamazdıkta
Sürüldük, kırıldık, döküldük, öldük
Her bir icabı seyri seferle
Bak kaç kez neş ettiler bizden
Elde edilen terekeydi neferle

Belki ziyadan fışkırırız diye
Ne dolunaylar eşik oldu, atladık üstünde
Aklımız dondu, hayallerimiz soldu
Mevsimler küstü, bak akis, abide büstünde
Gün sarmaz, Güneş ısıtmaz oldu
Uyuz itten tuttuk nasibimizi
Bir el böğrümüzde, bir elimiz sırtta.

Ne salınımlar geçti de içimde
Bir sen ile Anadolu,cana can dolu
Bir senle titrer biçimde.

17.09.2009

Bayram Kaya


84-Gün Doğar Güneşle Biz

Gün doğar
Güneşle biz
Sebepten mamül
Eseridir, deli oluşla tahammül
Sayrıyız ondan
Yok hükmünde olması boğar

Hayatımın cinayeti
Bir dileyişin mağduru
Bir bakışlan katil oldu
Kendi, şehadet inayeti

Güler naz
sürükler az

Yoluna dökülürüm
Dahilin olurum üşür de
Titrenmeyle kar beyaz

Cilve naz
İşve baz

Halime koma beni
Tırsmış duygu ve üşüşmelerle
Kurdeşen dökerim
Sanmaki gömlekten yeni

Umulması donuk, ayaz
Günlerin şehlası
Tanrım, gecelerlen niyaz
Buram buram burun sızlatan
Soyundan artık gülbeyaz

Tutulmayası sözler
Çocuksu gözler
Masumane bakar
Gönüllere akar

Dilemler üşürür
Peş peşlere, düşürür
Bir çok oyuncaklar kırar
Yol bereketli; ırar.. ırar…

Bir bakışla yakar
Gamzeleri usulünce takar
Ama yanmaz
İcabı hali kendinden sanmaz

Hayaller kurdurur
Mazruftan yoksun zarf
heyecanlar yaratır da
Bilmez ki eğilimden sızlarım
Süzüş edip gamzeyi oktan davul vurdurur.

08.01.2009

Bayram KAYA


85-Ökkeş

Lan Ökkeş
Mavzerlere gelesin
Dilin saç narında soluklansın
Sen ölmeyesin emi
Cennete baktığında gülümse
Cehenneme baktığında ağıdın tutsun

Ökkeş, delibozuk
Bilir misin hevesle dolup
Gönenecekken
İnsan neye kızar?

Boynu altında kalıp
Soluğu tükenesice,
Ömrü Fizan’a yetmeyesice Ökkeş
Geberesice it soyu
Tuğladan minyon
Gebeş boyu

Sana bakarımda yareler azar Ökkeş
Soy artığı, sidik zoru, insan kıtlığı
Keşlerim tuttu yine
Yine ellerim karıncalanmakta
Karıncalanmakta bacaklarım
Ökkeş, sen ayık ben pek keş..

Düşüncelerden, ayrılıklardan; yamanlardan

Ayrılıklar bir olsa yanmam
Yanmam Ökkeş, binbiri de, bir solmasa
Solmasa günü bilir miydik, söyle
Söyle Ökkeş, tamburamın zilleri çalmakta
Çalanla seyrediş belki, bezmi alemi bulmakta

Sen yaralanmayı bildin mi Ökkeş, bildin mi?
Bildiğin, göz kırpmış suvarilerden ödünçlüklerdir
Ödünçtür yaşamın, iğreti yoklarla aşkınken her biri
Biri sulta yemiş dayaksız, biri boza pişirilmiş ayaksız
Ayakları sürür iken, tutuşan başları bildin mi Ökkeş?

Her senin gibi doğanı ve her doğuranı, doğurtanı sayma
Sayma adamdan Ökkeş, insan suretli gelirlerde geçerler
Geçtiği yerler, çekirge sürüsü geçmiş gibi vahşi
Vahşi giderler toz dumandan kalır arbedesi
Arbede tasallutla kalır, son duadır reşidesi.
Bilmez bunlar Ökkeş, ziyan kılışlar keşidesi

Ökkeş, anan mısır tarlasında, püskülü okşarken
Ok gibi mırlanır, dualarla tutardı seni, bereketle
Bereketle allar, pullar, kınalar yakıp kurbanlar keserdi
Keserdi de seni; yolu yordamsıza doğuracağına
Doğuracağına Ökkeş, bir defi hacet bıraksa iyiydi.
İyiydi Ökkeş, hiç değilse bir nebatata yarardın

Vay üçbuçuk ökkeş vay, yine değişmişsin
Değişmişsin çulu çabutlan, asortik gözlük
Gözü devrik, yolu çevrik, sürü kabadayısı
Gözünde kaçmış gümanlar, oturduğun yer ahır sekisi,
Sekide çağırdığın, İstanbul türküsü
Türkü bile yakışmaz eline yüzüne, dolama diline
Dilini de sevmedim Ökkeş dilinide, kargacık burgacık

04.08.2009

Bayram KAYA

Bezmi alem : Dünya şurası
Keşide : Düzenlenmiş, düzgülenmiş, hamiline (nama) sevk
Fizan : Gidiliecek yer dendiğinde ilk akla gelecek olan durak. Libya’nın üç bölgesinden birisinin adı.

Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 
Ona da bir nar Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Ona da bir nar şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Ona Da Bir Nar şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL