4
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1261
Okunma
Ayıklanabilenler,
Ayıplanabilenler,
Ayıplı ve ayıklanmış boyutların içine sıkışıp kalmış,
yuvarlak, şeffaf, cam kürenin içinde dönüp duran ruh halleri.
Geçmişi, ucundan tutup,
sürükleyerek yanı başımızdaki,
sadık gölgelerimizden birine kurban vermek çok kolay,
zor olan geçmişin bundan sonra yapacakları karşısında,
hani o en sadık gölgelerimizi nasıl koruyacağımız.
hani o tutamadığımız?...
*Tutamayanlar...
Tut/saklar....
Ah bir tutsak diyenler...
Tutmanın erdiği elemi,
gözyaşı niyetine harcayanlar...
Sigaranın hırçın bir ırmak gibi
akan dumanının tam göbeğinde
hisli aynalara çarpan duyguların
tıkanan anlarında
elimde bir kadeh
ruhumda bir kadeh
sancılarımda bir kadeh
var iken
tutamadım...
Yüreğimin kefesinden
kayıp giden hayal parçacıkları...
toprak gökte
bulutlar da yerde olsa,
dağınık saçlarını
okşayabileceğim bir yere koy desem pembe yıldıza
kokunu koklayabileceğim bir yere bırak desem pembe yıldıza...
Ama tutamadım ki...
Tutabilseydim eğer,
geliyorum her yerimle,
geçmişimin ağırlığınca masallarımla diyecektim.
Tutamadım ki..
Ve "ama"...
Tutabilseydim eğer,
karanlığın çiçekli perdesini güneş yedi diyecektim...
hani o tohum arzuyla açtı yaprak yaprak diyecektim.
Ama tutamadım ki...
Yüreğimden geçen bir yol,
ince ince bir çizgi, bazen koptu kopacak, kopacak,
görmezki, görmediki ince çizgiler ya da çizgilerden geçenler,
yazgının daha yazacaklarını ve yazdıracaklarını.
ince ince bir çizgi ayazda gibi, sanki üşür gibi,
bitti bitecek sanki , görmeden, gördürülmeden,
gölgelerin posası birikince ince ince çizgilerde hayal bile olmuyor, ki...
Tutamadan geçip giderken...
Geçip giderken tutamadıklarım...
Oktay Coşar
5.0
100% (5)