11
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2655
Okunma
gökyüzü hep karanlıktı
ve insanlar anlamak istemiyorlardı.
dünya anlamsızdı,
dünyalar anlamsızdı.
yok olup gitmekten başka
geleceği olmayan
küçük yaşam parçalarından
ibaretti her şey.
öğütülmekten başka
bir şey yoktu bu çarkın içinde.
artık en mutlu çocuklar bile
ağlıyordu sanki eski resimlerde.
perdeyi aralayıp aşağıya baktı.
dışarda eski hatıraları anımsatan
fakat insanın içini ısıtmayan
beyaz tipi vardı.
her yanı pamuk pamuk örmüştü
bu çirkin yalnızlık.
sen zordaysan
herşey zordaydı sanki.
sonra
masasına dönüp
tekrar yazmaya başladı.
aklına bir şey gelmiyordu.
yalnızlık kaplamıştı içini
derin kimsesizlik.
bodrum katın kar manzarasının
çirkinliği mi idi yoksa içini acıtan?
hayır!
düpedüz tek başına olmaktı
kimsesiz kalmak.
içerdeki yaşlı babaya
mektup yazmak için
bir kağıt kopardı defterinden.
kalemini yazmaya yeterli görmedi,
sivriltmek için tıraşlamaya başladı,
gözleri dalmış
sadece bir noktaya bakıyordu,
pencerenin dışından
ara ara gelip geçen ayaklara.
çünkü insanlar görünmüyordu
bu pencereden
yoksul bir semtin
patlak iskarpinli ayakları
sisli bir tül parçasının arkasından
karları ezerek belirip yok oluyordu.
öylesine tıraşlamıştı ki kalemini
küçücük kalmıştı.
sapıyla beraber avucunun
içinde kayboluyordu artık,
yok olmuşluğun beyazına baktı,
boş bir sayfanın üzerine düşürdü
uzun siyah saçlarını.
aklına hiç bir şey gelmiyordu.
ceza evine gidecek bir mektup
düşünemiyormu idi yoksa
düşünmek mi istemiyordu.
sanırım ikincisiydi.
küçük parçalar dökülüyordu saçlarından,
küçük beyaz parçalar.
kar gibi sayfanın üzerinde birikiyorlardı.
sıkılıyordu, her şeyden sıkılıyordu,
mücadele etmekten yorulmuştu
dostu yoktu,
insanlara güveni yoktu,
kardeşi sürekli sorun çıkarıyordu.
ama özel bir çocuktu o.
her şeyden habersiz,
zihinsel gerçekliğin dışında
sorumluluktan uzak
mutlu bir çocuktu.
sadece babadan kalma bu kötü ev.
buraya aittiler
bu harabe ocak, bu sokak
bu insanlarla beraber
onlarda buranın bir parçasıydılar.
bu küçük dünyada geçen yirmi yedi yıl...
etrafından birer birer
yok olan insanlar,
sevdiklerinin yüzleri
ışıktan bir perde gibi görünürdü
bazen rüyalarında.
yaşama asılmak değil,
her gün aynı şeyleri yapmak
zorunda olduğunu bilme hissi idi insanı bitiren.
küçük kardeş karyolada uykuya dalmıştı
odanın içine sessizlikle birlikte koyu bir gölge düşmüştü.
yalnızca bir köşede yanan
teneke sobanın cızırtısı işitiliyordu.
yazamadığı için sıkılıp kalktı masadan...