19
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1926
Okunma
ekmek kadar uysal
ekmek kadar devingen yaralarımız vardı
tarla başlarında kanayan
gün ağarmasıyla son bulup
karanlıklarda saklanan
su kadar aziz
su kadar saf
acılarımız vardı, her sabah yıkanan
ve kurutulmak için gün ışığında vurulan
Vuruldukça kavrulan, düşleri yakan.
Merdiven başlarında başlayan hikayelerimiz vardı
Hep sonu başlangıcıyla sonlanan.
Dönüp duruyorduk olduğumuz yerde
Ezberlenen başka masallar yoktu dilimizde.
Sofra başlarında kaşık seslerinde saklanan ağlayışlarımız vardı
Her defasında lokmaları boğazda düğümlenen
Yutkunmak için günlerce türküler söylenip
Çaputların ucunda adak adanan.
Her defasında da yırtılan haritalar vardı parmak uçlarımızda
Gözlerimizde yalanlar dolanıyordu, senin benin inandığı
inanıp da kutsanıp kutsallığında kurbanlar adadığımız
dağılan coğrafyaların kıyısında oturup da ağladığımız.
ekmek kadar uysal
ekmek kadar devingen yaralarımız vardı.
Tuz basıp bağrımıza
ezberlenen masalların sonunda
oyun bozan çocuklar olurdu.
Ses çıkarmadan izlediğimiz
Senden bana, benden torunuma
miras bırakılan.
talan edilmiş bir o kadar da çiğnenmiş
düş kırıkları saklıydı.
üfürükten teyyareler yapıp
dudak uçlarından bombalanan lanetlilerimiz vardı.
Ve onlar hep vardı
Oyun bozan çocuklar olarak
adları kaldı.
M.S./2009
Kahramanmaraş
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.