0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
11
Okunma
Yaprakların sararıp dalından ağır ağır kopması, havanın serinleyip içimizi hem hüzünle hem de tarifi imkansız bir huzurla doldurmasıdır sonbahar. Anadolu’da sonbahar demek; tarlaların hasat edilip boş kalması, kış hazırlıklarının telaşı, bacalardan tüten ilk dumanlar ve göç eden kuşların arkasından bakmaktır. Doğanın bir yaprak dökümüyle adeta kendini yenilemeye, kış uykusuna hazırlanmaya durduğu o melankolik ve asil mevsimdir.
İşte sonbaharın o sarı hüznünü, rüzgarın fısıltısını ve içimizde uyandırdığı derin hisleri anlatan uzun bir şiir:
Sarardı dallar birer birer, toprak suya hasret,
Rüzgar kapıyı çalar, garip bir hüzün iner derinden.
Yazın o neşeli günleri gitti, başladı sanki gurbet,
Geldi yine sonbahar, vurur insanın en ince yerinden.
Sokaklarda uçuşur kuru yapraklar rengarenk,
Göçmen kuşlar kanat çırpar, güneşe veda eder.
Hayat akıp giderken sanki her şey ona denk,
Zamanın o acımasız eli, ömrümüzden bir yaprak daha siler.
Pencereler kapanır akşamüstü serinliğiyle hafiften,
Ocak başı sohbetleri düşer ya hani akla.
Bir fincan çay demlenir, dumanı tüter inceden,
Geçmişin hatıraları sarar insanı usulca, yavaşça.
Ne çok şey sığar o sarı yaprakların dökülüşüne:
Gidenler, dönmeyenler, yarım kalan sevdalar...
İnsan bir an durup bakar ömrünün gidişine,
Tabiat hüzne bürünür, sessizliğe gömülür dağlar.
Ey sonbahar! Sen gönlümün derviş mizaçlı mevsimisin,
Ne dökülen yaprağa üzülürüz, ne de esen yele.
Sen bize insanın içindeki o sessizliği hatırlatırsın,
Hoş geldin ömrümüze, başımızın üstünde yerin bil.
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.