0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
17
Okunma
Anadolu kültüründe misafirhane (veya köy odaları, konuk evleri), sadece yolcuların başını soktuğu bir bina değil; kapısının kilidi olmayan, cömertliğin, insan sevgisinin ve misafirperverliğin kalesidir.
Eski köylerde, kasabalarda "misafir rızkıyla gelir" inancı hakimdir. Yolu o köyden geçen bir garip, kervancı ya da yabancı, kim olduğuna bakılmaksızın o odalarda ağırlanır. Sıcak bir çorba içilir, yorgunluk atılır, dertler dinlenir. Misafirhane, ev sahibi ile yabancıyı kardeş eyleyen mukaddes bir sığınaktır.
İşte bu kadim konuk severliği ve yolun sonundaki o sıcak sığınağı anlatan uzun bir şiir:
Güneş batar, dağların ardında kaybolur iz,
Yol yorgunu bir garip düşer bu dağ yoluna.
Uzaklardan bir lamba parlar, ümit olur gelene.
Misafirhane kapısı açık durur hep bekler.
Kilidi yoktur bu kapının, sürgüsü hiç vurulmaz,
Gelen kimdir, nesidir diye asla sual sorulmaz.
"Misafir rızkıyla gelir" denir, yabancı da sayılmaz,
Ocağın ateşi harlanır, hemen üşüyen ruhlar ısıtılır.
Serilir taze kilimler tahta sedirin üstüne,
Önce bir yudum su verilir, sonra sıcak çorba.
Yolculuğun yorgumluğu diner, derman gelir dizine,
Bir selamla başlar muhabbet, döner her şey neşeye
Ey yolcu! Yorulduysan eğer bu yalan dünyadan,
Sığın bir akşamüstü bu sıcak, bu pak ocağa.
Gönlündeki bütün yükler silinir o an ruhundan,
Misafirhane kucak açar her garibe, her konuğa.
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.