0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
57
Okunma
Sükût
Ben aslında bu hayata hiç susmadım.
İçimde kıyametler koparken
çığlıklarım gökyüzünü doldururken
suskunluğum göz bebeklerime yaslandı.
Kimse duymadı.
Çünkü ben sesimi dışarıya değil,
içime doğru yükselttim.
Her bağırışım biraz daha içimde kaldı.
Her ağlayışım yüzümde değil,
kalbimin en kuytu yerinde ıslandı.
Ben böyle öğrendim susmayı.
Bir kadının susması
her zaman söyleyecek sözünün bitmesi değildi.
Bazen söyleyecek çok şeyi vardı
ama karşısında onu gerçekten dinleyecek
bir kalp bulamıyordu.
Ben de sustum.
Bütün acılarımı
bir dudağın ucundaki uçuruma gömdüm.
Söylemek isteyip de söyleyemediğim ne varsa
gecelerin karanlığına bıraktım.
Bir “kal” vardı içimde,
kimseye söyleyemedim.
Bir “gitme” vardı,
gururuma yenildim.
Bir “beni de düşün” vardı,
kimsenin vicdanına yük olmak istemedim.
Bir “ben de yoruldum” vardı,
herkes beni güçlü sandığı için
onu bile kendime söylemekten utandım.
Sonra gece geldi.
Gece beni sessizliğe hapsetti.
Benim gün görmeyen kalbim
kendi içinde tutsak kaldı.
Sabahları yüzümü yıkadım.
İnsanların arasına karıştım.
Gülümsedim.
Sorulan sorulara cevap verdim.
“İyiyim,” dedim.
Oysa içimde
kimsenin bilmediği bir kadın vardı.
Her gece biraz daha eksilen,
her sabah biraz daha kendini toplayan,
kimse görmesin diye yaralarını
saçlarının, gülüşünün ve suskunluğunun ardına saklayan
bir kadın...
Ben o kadını yıllarca taşıdım.
Bazen aynaya baktım.
Gözlerimde kendimi aradım.
Ama gözlerim benden önce yorulmuştu.
Bazen bir şarkı duydum.
Geçmişim birden yanıma oturdu.
Hiçbir şey söylemeden
omzuma başını koydu.
Bazen yağmur yağdı.
Herkes yağmuru izledi.
Ben kendi içimdeki taşkını dinledim.
Çünkü benim içimde
yağmurdan daha eski bir ıslaklık vardı.
Kuruyamamış gözyaşlarım vardı.
Kimsenin bilmediği vedalarım,
kimsenin görmediği düşüşlerim,
kimsenin duymadığı çığlıklarım vardı.
Ben her kaybedişimde
biraz daha sessiz oldum.
Ama hiçbir zaman
biraz daha az hissetmedim.
Belki de bütün mesele buydu.
Ben susuyordum,
ama içimde hiçbir şey susmuyordu.
Kalbim konuşuyordu.
Çocukluğum konuşuyordu.
Kırgınlıklarım konuşuyordu.
Özlediğim insanlar konuşuyordu.
Bana söylenmeyen sözler konuşuyordu.
Benden alınan yıllar konuşuyordu.
Hepsi aynı anda konuşuyordu.
Ben yalnızca
hangisine cevap vereceğimi bilemiyordum.
Sonra bir gece
her şey sustu.
İlk defa dışarıda değil,
içimde sessizlik vardı.
Korktum.
Çünkü yıllardır taşıdığım acının
benden ayrıldığını hissettim.
Elimi kalbimin üzerine koydum.
Uzun zamandır ilk defa
kendime dokunuyordum.
Ve kendime sordum:
“Bunca yıl neden sustun?”
Cevabını hemen veremedim.
Çünkü bazı soruların cevabı
dilde değil,
insanın yaşadığı yılların içinde saklıdır.
Sonra gözlerimi kapattım.
Kendimi gördüm.
Küçük bir kız çocuğu vardı karşımda.
Elinde hiçbir şey yoktu.
Sadece sevilmek istiyordu.
Biraz daha baktım.
Büyümüş hâlimi gördüm.
Yorulmuştu.
Kırılmıştı.
Ama hâlâ ayaktaydı.
O an anladım.
Ben yıllarca başkalarının beni anlamasını beklemişim.
Oysa benim asıl beklediğim
kendimin beni anlamasıymış.
Başkasından gelecek bir merhameti beklerken
kendi kalbime merhamet etmeyi unutmuşum.
Kendimi affetmeyi unutmuşum.
Yaşadıklarım için değil,
yaşadıklarım yüzünden kendimi suçladığım için
daha çok yorulmuşum.
Sonra ilk defa
kendime sarıldım.
Ve yıllardır söyleyemediğim şeyi
kendi kulağıma söyledim:
“Geçti.”
Her şey geçmedi belki.
Bazı izler hâlâ duruyor.
Bazı isimler hâlâ içimi acıtıyor.
Bazı geceler hâlâ ağır geliyor.
Ama artık biliyorum.
Bir yaranın kapanması
izinin tamamen silinmesi değildir.
Bazen iyileşmek,
yarana her baktığında
artık neden açıldığını hatırlamamak değil,
o yarayla yaşamayı öğrenmektir.
Ben öğrendim.
Ben düştüm.
Ben sustum.
Ben bekledim.
Ben kaybettim.
Ben ağladım.
Ben kimse görmeden
kendimi defalarca yerden kaldırdım.
Ve şimdi geriye dönüp baktığımda
hayatımın en büyük gerçeğini görüyorum:
Ben hiç susmamışım.
Ben yalnızca
kimsenin duyamayacağı kadar derinden konuşmuşum.
Çığlıklarım gökyüzüne ulaşmadı belki,
ama kendi içimde yankılandı.
Gözyaşlarım kimsenin yüzüne düşmedi belki,
ama kalbimin toprağını suladı.
Ben kırıldım.
Ama kırıldığım yerlerden
kendime bir yol açtım.
Ben eksildim.
Ama eksildiğim her yerde
kendimden başka kimsenin dolduramayacağı
bir boşluk bıraktım.
Ben yalnız kaldım.
Ama o yalnızlığın içinde
kimsenin elimden alamayacağı
bir kadın büyüttüm.
Şimdi artık suskunluğumdan korkmuyorum.
Çünkü biliyorum;
Bazı sessizlikler boşluk değildir.
Bazı sessizlikler bir ömrün biriktirdiği cümlelerdir.
Benim sessizliğim de öyleydi.
Yıllarca içimde taşıdığım
bir mezar değildi.
Bir doğumdu.
Ben o sessizliğin içinde
kendimi yeniden doğurdum.
Ve şimdi biri bana
“Bunca yıl neden sustun?” diye sorarsa
başımı eğmeyeceğim.
Geçmişimi saklamayacağım.
Gözlerimi kaçırmayacağım.
Çünkü artık biliyorum:
Ben sustuğum için kaybetmedim.
Ben sustuğum için küçülmedim.
Ben sustuğum için yok olmadım.
Ben sustum.
Çünkü içimde öyle büyük bir hayat vardı ki
onu birkaç kelimeye sığdıramadım.
Ve şimdi bütün o geceler,
bütün o yaralar,
bütün o bekleyişler,
bütün o yarım kalmış cümleler
tek tek önümden geçerken
onlara kızmıyorum.
Hepsine bakıyorum.
Hepsini tanıyorum.
Hepsine teşekkür etmiyorum.
Çünkü bazı acılara teşekkür edilmez.
Sadece kabul edilir.
Ben de kabul ediyorum.
Evet, çok kırıldım.
Evet, çok bekledim.
Evet, içimde defalarca öldüm.
Ama her defasında
kimsenin bilmediği bir yerden
yeniden başladım.
İşte şimdi anlıyorum.
Bunca suskunluğun içinde
ben aslında bir cevap aramıyormuşum.
Ben kendimi arıyormuşum.
Ve yıllarca başkalarının ağzından duymayı beklediğim
o tek kelimeyi
sonunda kendi içimden duydum.
O kelime ne “unutmak”tı,
ne “affetmekti”,
ne “beklemekti”.
O kelime,
bütün kayıplarımın karşısında
hâlâ ayakta duran o kadının
kendi kalbine bıraktığı son cümleydi.
Şimdi sorarsanız bana:
Peki bütün bu suskunlukların sonunda
geriye ne kaldı?
Gözlerimi kapatırım.
İçimde yıllardır ağlayan o kadına bakarım.
Elini tutarım.
Ve ilk defa
ona hiçbir şey anlatmadan
sadece şunu söylerim:
“Ben hâlâ buradayım.”
İşte benim bütün suskunluklarımın cevabı buydu.
Çünkü ben sustuğum her yerde
aslında yok olmadım.
Ben sustuğum her yerde
kendime biraz daha yaklaştım.
Ve yıllar sonra anladım ki
insanın bazen hayattan istediği
duyulmak değilmiş.
Bazen insanın bütün ömrü boyunca beklediği tek şey,
kendi içindeki sesi
bir gün kendisinin duyabilmesiymiş.
Ben duydum.
Geç oldu.
Çok şey eksildi.
Çok insan gitti.
Çok gece sabaha çıkmadan içimde öldü.
Ama ben kaldım.
İşte şimdi biliyorum:
Benim bütün suskunluklarımın cevabı tek bir kelime değildi.
O cevap,
yıllarca susturulan bir kalbin ic sesiydi
Ben ve sustugum bütün kelimelerim...
Mehmet BİLDİR
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.