0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
30
Okunma
Gece yarısı, sessiz bir odanın orta yeri,
Karanlığı delen penceremden sızan o masmavi ay ışığı...
Ve köşede, üstü dantelli sehpanın üstünde duran,
Kablosu yamuk yumuk, lambası hafiften sarı yanan,
O eski, o sihirli küçük radyo!
Dünyaya Açılan O Küçük Pencere
Gözlerimi kapatır dinlerim sesini,
Cızırtılar arasında kaybolan o tatlı nağmeyi.
Bir türkü kopar gelir dağların ardındandan,
Sanki anamın ocağında tütmeyen duman,
Sanki yıllardır unuttuğum o çocukluk kokum,
Dağılıverir bir anda odanın dört bir yanına!
Ah o küçük radyo!
İçinde kocaman bir dünya saklar,
Şehirler sığdırır o küçük hoparlörüne,
Gönülleri fetheder ses teliyle.
Nasıl da çarpar yüreğimher açışımda düğmesini,
Nasıl da kabına sığmaz bu deli gönül,
Güneş gibi doğar içime o sesin heyecanı!
İçimizdeki O Çocuk Ve Türküler
Hayaloğlu dikiliriz ayakta hayata;
Yoksul ama gururlu, yorgun ama umutlu...
Dışarıda lapa lapa kar yağar, ayaz vurur camlara,
Ama içeride, o küçük radyonun cızırtılı coşkusu vardır!
Bir türkü başlar;
Dağlar, taşlar, ovalar sığmaz odamıza.
Yürekte bir atlı koşturur gibi çarpar kalbimiz,
Gözlerimizde o eski, o saf çocukluk ışığı...
Ne dert kalır geride ne cefa,
Küçük bir radyo ses verir,
İçimizdeki o koca dünya ayağa kalkar!
Haydi çevir düğmesini,
Bırak yine coşsun bu yürek,
Bırak o eski heyecan sarsın yine dört bir yanımızı!
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.