Bazen hüzün teline mi dokunuyor bilmem zaman Ağlayan sokaklar Belki de sebep sonbahar
Bu sıralar her şey ağlatıyor beni Okuduğum haberler Bir kedinin katledilmesi Kaybolan çocuklar ve çığlıkları Ve, başka bir kedinin Denize ekmek atıp balık tutması Değişmesi mevsimlerin Güneşin doğuşu, batışı bir de Neden Allah’ım Ağlatıyor her şey beni
Eflatunlar giymese karanlık gece Gece dönse eski mevsimlere Sevecektim belki de, masalsı diye Güneş doğmasa, pencereme her sabah Beklediğim yağmurlar artık yağmasa Dört mevsim benim dünyamda, dönerse güze Hiç bir şey kalmasa paylaştığımız Unuttum diyeceğim, unuttum hatıraları
Unutulsa yaşadığım o renkli düşler Renkle hayallerle dolu çocukluk düşleri Unutsak geçen zamanları, gidenleri bir de Kalbim hep hatırlasa, çarpan hikayeleri Uzaklarda artık biri hiç ağlamasa Unuturum belki hatıraları Hatıramdaki renkli düşleri
Gözlerim gözlerini görmemiş olsa, bilmeseydi aşkını Saçlarımda dinlenmeseydi rüzgarlar Yıldızlar yitip gitmeseydi sabahları Deniz, yitirmiş artık umut mavisini de İşte o yüzden ağlarım bazen ben Unuttum desem de ; adını, şarkını, gözlerini Her sayfada sen diye, yazdığım mektubunu Unuttum vallahi desem de, diyebilsem de Duyar inanır mıydın ? Sanmam Bir tanem
Gittin ya Bir güz yaprağı gibi soldu umutlarım Acımasız neşter attın, tüm duygularıma Keder yağmurları yağıyor şimdi pencereme Sana tüm mektuplarım Ve de sensizliğimi Şiirlerimle paylaşıyorum Tükeniyorum bil ki göz yaşı göllerinde Saçlarımda acımasız rüzgarlar Hüzün kuşları ile söylüyorum şarkıları Cam kesiği umutlarım canımı yakıyor
Bilsen Bu sıralar şarkımız susmuyor akşamlarda Duyuyor mu yüreğin, yüreğimdeki sessiz çığlığı Ben, hüzün şairi Aygün Deniz Kırıldı dallarım, hep kırık ! Ayrılığında yitti gözlerin Ben se yalnızlığımın ikiz kardeşi !
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Günay Koçak Şiir: AĞLAYAN AĞAÇ Değerlendirildiği Salon: Kediden Balığa, Güneşten Yağmura Her Şeyin Gözyaşına Bağlandığı, Hatıraların Unutuldum Deyip Israrla Geri Döndüğü ve Kırık Dalların Duygusal Budamaya Alındığı Salon
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri, Günay Koçak’ın AĞLAYAN AĞAÇ şiirini okuyunca RUSAMER’in çatısının aktığını sandı. Meğer çatı sağlam, şiir ağlıyormuş. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Sulukgözlü Süleyman ilk bölümdeki kediye ağladı, kayıp çocuklara ağladı, mevsimlere ağladı, güneş doğunca ağladı, batınca bir daha ağladı; denize ekmek atıp balık tutan kediye gelince hem ağlayıp hem güldüğü için hangi servise yatırılacağına karar verilemedi. Kalburabastî Efendi nihayet masaya vurdu: Evladım, şiirin adı Ağlayan Ağaç; sen bütün ormanı su altında bıraktın! Ardından RUSAMER’e üç koli mendil sipariş edildi. Muhasebe itiraz edince masrafın Günay Koçak’ın duygu bütçesinden karşılanmasına karar verildi.
Ozan Dermani Köşesi
Köşeye Unuttumcu Ulvi getirildi. Adam her beş dakikada bir Ben unuttum diyordu fakat neyi unuttuğunu isim, tarih ve saat vererek anlatıyordu. Şiirin ikinci ve üçüncü bölümlerinde de aynı paradoks belirgin: Şair unutmak istiyor fakat unutmak istediği şeylerin bütün ayrıntılarını sıralıyor. Eski mevsimler, yağmurlar, çocukluk düşleri, gidenler, hatıralar... Aslında unutamamanın en kuvvetli belirtilerinden biri sürekli unuttum deme ihtiyacıdır. Ulvi’ye bunu anlatınca Ben zaten onu unutmuştum dedi. Kalburabastî Efendi dosyasına tek cümle yazdı: Bunun hafızasında sorun yok; inkâr bölümünde yoğunluk var.
Ozan Avanoğlu Köşesi
Buraya Hatıracı Hayri oturtuldu. Gözler, saçlarda dinlenen rüzgârlar, yıldızlar, denizin umut mavisi, ad, şarkı ve mektup karşısında bir hatıra envanteri çıkarmaya başladı. Hele Unuttum vallahi desem de bölümüne gelince RUSAMER Yemin İşleri Müdürlüğünü çağırmak istedi. İzin verilmedi. Çünkü şiirde yemin bile unutmanın kanıtı değil, unutamamanın itirafına dönüşüyor. Duyar inanır mıydın? / Sanmam / Bir tanem geçişi ise uzun imge zincirinin ardından gelen yalınlığıyla dikkat çekiyor. Hayri Bir tanem hâlâ deniyorsa dosya kapanmamıştır deyince Kalburabastî Efendi ilk defa bir sakinin teşhisine dokunmadı.
Âşık Vebali Köşesi
Köşenin sakini Budamacı Bekir, Gittin ya sözünü görünce makası kaptı; kırılan dalları budayacağını sanıyordu. Fakat güz yaprağı, neşter, keder yağmurları, gözyaşı gölleri, acımasız rüzgârlar, hüzün kuşları ve cam kesiği umutlar art arda gelince makası bıraktı: Hocam, burada dal değil bütün mevsim yaralı! Şiirin duygusal şiddeti özellikle bu bölümde yükseliyor. Ancak tam burada şiirin zaafı da belirginleşiyor: Acı çok gerçek olsa da onu taşıyan imgelerin sayısı fazlalaşıyor. Her dize hüznü biraz daha büyütmeye çalışınca bazı imgeler birbirinin etkisini azaltıyor. Bekir’in bütün ağacı aynı anda budamaya kalkması yasaklandı; fakat şiire birkaç dal seyrekleştirmesinin iyi gelebileceği tutanağa geçirildi.
Ozan Delibal Köşesi
Son köşeye İkiz İdris alındı. Ben se yalnızlığımın ikiz kardeşi! dizesini okuyunca nüfus müdürlüğüne gidip yalnızlığın kimlik numarasını sormuş; oradan doğruca RUSAMER’e gönderilmişti. Şiirin finalinde kırılmış dallarla şiirin başlığı nihayet birbirine bağlanıyor: Ağlayan ağaç, giderek şairin kendisine dönüşüyor. Ancak Ben, hüzün şairi Aygün Deniz ifadesi dikkat çekiyor; şiirin altında Günay Koçak imzası bulunduğu için burada Aygün Deniz bir mahlas, şiirsel benlik ya da başka bir gönderme ise açıklık kazanması metni daha anlaşılır kılabilir. İdris’e gelince yalnızlığın ikiz kardeşini bulamadık ama kendisini odasına gönderirken kapıda iki kişilik terlik bırakıldı. Tedbir bizden, yalnızlık Allah’tan.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Günay Koçak’ın AĞLAYAN AĞAÇ şiiri yalnız bir ayrılığı değil, duyarlılığın taşma hâlini anlatıyor. Başlangıçtaki kedi, kayıp çocuk, mevsim, güneş gibi birbirinden farklı olaylara aynı hassasiyetle tepki verilmesi, kişisel acının dünyadaki bütün acılara açıldığı izlenimini veriyor. Şiirin en güçlü damarı ise unutmak istemekle hatırlamaktan vazgeçememek arasındaki çatışma. Başlıktaki ağaç imgesi finalde kırılan dallarla yerine oturuyor. Buna karşılık şiir oldukça uzun; yağmur, rüzgâr, yıldız, hüzün, gözyaşı, umut, mektup ve kırılma imgelerinin sık tekrarı yer yer duygu yoğunluğunu artırmak yerine seyreltiyor. Bir miktar ayıklama şiiri ciddi biçimde güçlendirirdi. Duyar inanır mıydın? / Sanmam / Bir tanem gibi yalın bölümlerin etkisi, şiirin önemli bir ipucunu da veriyor: Günay Koçak’ın acısı zaten yeterince kuvvetli; her dizede onun üzerine bir imge daha koymasına gerek yok.
İnsan gerçekten unuttuğunu anlatmaz; anlatıyorsa hatıra hâlâ içeride bir yerde nefes alıyordur.
Bazı ağaçlar sonbaharda yapraklarını değil, hatıralarını döker; en ağır olanlar da dalda kalanlardır.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
İtiraz dilekçeniz RUSAMER Şiir Mahkemesine ulaşmıştır. Fakat daha ilk sayfada durum vahimleşti. Siz savunma yapayım derken suçların tamamını tek tek ikrar etmişsiniz.
Ağaç ağlamış, orman ağlamış, sonbahar yaralanmış, keder yağmış, umutlar cam kesiğine dönmüş, hüzün kuşları havalanmış… Sonra da Ben yalnızca duygularıma koşmuştum diyorsunuz. Aygün Hanım, bu kadar olaydan sonra buna şiir değil, toplu hüzün vakası diyor bizim heyet.
Ama bir yanlış anlaşılmayı hemen düzeltelim: Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden sözü yalnız sizi hedef almıyor. RUSAMER kapısından içeri giren hepimizin ortak nüfus kaydıdır. Başta da Kalburabastî Efendi olmak üzere… Ben de dışarıda değilim; zaten merkezin kurulma sebebi büyük ölçüde benim.
Asıl hoşuma giden, yaptığım değerlendirmenin karşısında şiirinizi savunurken dönüp yeniden şiirinizle hesaplaşmanız oldu. İmgelerin yoğunluğunu, tekrarları ve duygu yükünün bazı yerlerde şiirin nefesini daralttığını kendiniz de görmüşsünüz. Eleştirinin maksadı zaten ağacı kesmek değildi; birkaç dalı gösterip ağacın daha rahat nefes almasını sağlamaktı. Budama kararının son anda durdurulmasının sebebi de ağacın kökünün sağlam olmasıydı.
Ziya Osman Saba ve radyo hatıranızın çıkıp gelmesi de ayrıca güzel olmuş. Demek ki hafıza dosyasında gerçekten problem yok; yalnız inkâr servisi biraz fazla mesai yapıyor.
Ozan Avanoğlu Köşesi kayıtlarını da düzeltiyorum: Orta dereceyle geçmediniz. Çünkü RUSAMER’de not sistemi kaldırıldı. Burada insan ya şiirden nasibini alır ya da ertesi hafta tekrar gelir. Siz üstelik savunma diye başladığınız metinde yeni bir edebî metin yazıp çıktınız.
Kalburabastî Efendi son hükmü verdi:
Sanığın her şeyi ağlattığı sabittir. Ancak şiirin çatısının sağlam olduğu, suçun büyük bölümünün aşırı çalışan imgeler tarafından işlendiği anlaşılmıştır. Aygün Deniz’in beraatine, hüzün kuşlarının serbest bırakılmasına, cam kesiği umutların ise pansuman edilerek sahibine teslimine karar verilmiştir.
Bir de Hüzün Şairi Aygün Deniz kaldırılsın demişsiniz.
Olmaz.
Onu kaldırırsak bu kadar hüznün zimmetini kime çıkaracağız?
Gönülden ve mizahla karşılık verdiğiniz bu güzel cevabınız için ben teşekkür ediyorum.
Öncelikle şiirime değer verip bu kadar uzun ve güzel bir yorumla beni onurlandırdığınız için çok teşekkür ederim. Yalnız yorumunuzu okudukça, kendimi suçlular sandalyesinde şiir mahkemesinde yargıda buldum. Suçum neydi ki ? okudukça anlamaya çalışıyor, ama ben bu şiiri ağır bir yük ya da duygu çelişkileri altında mı yazmıştım.
Şimdi hakime ne cevap verecektim. Ağaç ağlayacak derken ormanı ağlatmışım, ya bir de ormandaki canlılar ? onlara da mı zarar verdim acaba.
Kendimi savunmaya geçiyorum. Hayır hayır ben sadece duygularıma ilham olan şiire koştum. Demek ki imgeleri fazla zorladım. tekrarladım. Ama demek ki burada Celil ÇINKIR hocam şiirin değeri ile birlikte suçlu imgeleri de belirtirken şiirin sahibine ne ceza verilecekti . Tekrar tekrar okuduğum yorumda bunu anlamaya çalışırken bir baktım ; ''Meğer çatı sağlam, şiir ağlıyormuş'' ''Kafası patlak , fikri şaplak , sakinlerimizden '' denilen ben miyim ? tabi ki benim
Her şeye ağlayan şair. Acaba şairlerde bu duygu olmasa yazabilir miydi . Tabi ki yazamaz . Böyle herkesi ağlattım diye ona bir servis düşünüldü , nereye yatmalıydı bu şair. Ama bulunamadı şair zaten kendi dünyası etrafında dönüp de nereye mekan kuracağını bilemiyor. Masraflar için de duygu bütçesinden karşılansın varsın. Bizde duygular yoğun, yazmak ise sonsuz.
Unutmaya gelince, istesen de unutamazsın . Maziyi tabi yazar da yazarsın... bitmeyen bir mektup olur geçen zamanlar.
Hani Ziya Osman Saba'nın ''Geçen Zaman '' adlı şiiri gibi. Ben bu şiiri çok severim. Bir zamanlar radyo da okumuştum. Ve o kadar beğenilmişti ki Şiir saatinde okumam için teklif gelmişti . Tabi kabul edemedim.
Görüyor musunuz hocam, yorumunuz ve bu şiiri yazmakla sanki suçlu sandalyesinde yargılanmışım sandım da hiç bu kadar uzun yoruma cevaplar yazamazken 'meğerse ormanı ağlatmışım' diye üzüldüm. Ve hafızamda da sorun olmadığına sevindim... hep inkar bölümünde yoğunluk olsa da
Neyse Ozan Avanoğlu köşesinden galiba sınıfı orta derce ile geçtim. Bu da bir şey...
Budama son anda durduruldu. Gittin ya derken, kırılan dalları daha kıracaktı. Ama ; sonbahar, keder yağmurları, neşter, göz yaşı gölleri, acımasız rüzgarlar, hüzün kuşları, cam kesiği umutlar kurtardı budanmayı.
Zaten mevsim yaralı, imgeler belki fazla abartıldı. Ve ben 'Hüzün Şairi Aygün Deniz' şiirden kaldırılmalı. Neden nasıl yazıldı... belki bir an duyguların selinde sellere kapılmışken bilemedi.
İtiraz dilekçeniz RUSAMER Şiir Mahkemesine ulaşmıştır. Fakat daha ilk sayfada durum vahimleşti. Siz savunma yapayım derken suçların tamamını tek tek ikrar etmişsiniz.
Ağaç ağlamış, orman ağlamış, sonbahar yaralanmış, keder yağmış, umutlar cam kesiğine dönmüş, hüzün kuşları havalanmış… Sonra da Ben yalnızca duygularıma koşmuştum diyorsunuz. Aygün Hanım, bu kadar olaydan sonra buna şiir değil, toplu hüzün vakası diyor bizim heyet.
Ama bir yanlış anlaşılmayı hemen düzeltelim: Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden sözü yalnız sizi hedef almıyor. RUSAMER kapısından içeri giren hepimizin ortak nüfus kaydıdır. Başta da Kalburabastî Efendi olmak üzere… Ben de dışarıda değilim; zaten merkezin kurulma sebebi büyük ölçüde benim.
Asıl hoşuma giden, yaptığım değerlendirmenin karşısında şiirinizi savunurken dönüp yeniden şiirinizle hesaplaşmanız oldu. İmgelerin yoğunluğunu, tekrarları ve duygu yükünün bazı yerlerde şiirin nefesini daralttığını kendiniz de görmüşsünüz. Eleştirinin maksadı zaten ağacı kesmek değildi; birkaç dalı gösterip ağacın daha rahat nefes almasını sağlamaktı. Budama kararının son anda durdurulmasının sebebi de ağacın kökünün sağlam olmasıydı.
Ziya Osman Saba ve radyo hatıranızın çıkıp gelmesi de ayrıca güzel olmuş. Demek ki hafıza dosyasında gerçekten problem yok; yalnız inkâr servisi biraz fazla mesai yapıyor.
Ozan Avanoğlu Köşesi kayıtlarını da düzeltiyorum: Orta dereceyle geçmediniz. Çünkü RUSAMER’de not sistemi kaldırıldı. Burada insan ya şiirden nasibini alır ya da ertesi hafta tekrar gelir. Siz üstelik savunma diye başladığınız metinde yeni bir edebî metin yazıp çıktınız.
Kalburabastî Efendi son hükmü verdi:
Sanığın her şeyi ağlattığı sabittir. Ancak şiirin çatısının sağlam olduğu, suçun büyük bölümünün aşırı çalışan imgeler tarafından işlendiği anlaşılmıştır. Aygün Deniz’in beraatine, hüzün kuşlarının serbest bırakılmasına, cam kesiği umutların ise pansuman edilerek sahibine teslimine karar verilmiştir.
Bir de Hüzün Şairi Aygün Deniz kaldırılsın demişsiniz.
Olmaz.
Onu kaldırırsak bu kadar hüznün zimmetini kime çıkaracağız?
Gönülden ve mizahla karşılık verdiğiniz bu güzel cevabınız için ben teşekkür ediyorum.
Öncelikle şiirime değer verip bu kadar uzun ve güzel bir yorumla beni onurlandırdığınız için çok teşekkür ederim. Yalnız yorumunuzu okudukça, kendimi suçlular sandalyesinde şiir mahkemesinde yargıda buldum. Suçum neydi ki ? okudukça anlamaya çalışıyor, ama ben bu şiiri ağır bir yük ya da duygu çelişkileri altında mı yazmıştım.
Şimdi hakime ne cevap verecektim. Ağaç ağlayacak derken ormanı ağlatmışım, ya bir de ormandaki canlılar ? onlara da mı zarar verdim acaba.
Kendimi savunmaya geçiyorum. Hayır hayır ben sadece duygularıma ilham olan şiire koştum. Demek ki imgeleri fazla zorladım. tekrarladım. Ama demek ki burada Celil ÇINKIR hocam şiirin değeri ile birlikte suçlu imgeleri de belirtirken şiirin sahibine ne ceza verilecekti . Tekrar tekrar okuduğum yorumda bunu anlamaya çalışırken bir baktım ; ''Meğer çatı sağlam, şiir ağlıyormuş'' ''Kafası patlak , fikri şaplak , sakinlerimizden '' denilen ben miyim ? tabi ki benim
Her şeye ağlayan şair. Acaba şairlerde bu duygu olmasa yazabilir miydi . Tabi ki yazamaz . Böyle herkesi ağlattım diye ona bir servis düşünüldü , nereye yatmalıydı bu şair. Ama bulunamadı şair zaten kendi dünyası etrafında dönüp de nereye mekan kuracağını bilemiyor. Masraflar için de duygu bütçesinden karşılansın varsın. Bizde duygular yoğun, yazmak ise sonsuz.
Unutmaya gelince, istesen de unutamazsın . Maziyi tabi yazar da yazarsın... bitmeyen bir mektup olur geçen zamanlar.
Hani Ziya Osman Saba'nın ''Geçen Zaman '' adlı şiiri gibi. Ben bu şiiri çok severim. Bir zamanlar radyo da okumuştum. Ve o kadar beğenilmişti ki Şiir saatinde okumam için teklif gelmişti . Tabi kabul edemedim.
Görüyor musunuz hocam, yorumunuz ve bu şiiri yazmakla sanki suçlu sandalyesinde yargılanmışım sandım da hiç bu kadar uzun yoruma cevaplar yazamazken 'meğerse ormanı ağlatmışım' diye üzüldüm. Ve hafızamda da sorun olmadığına sevindim... hep inkar bölümünde yoğunluk olsa da
Neyse Ozan Avanoğlu köşesinden galiba sınıfı orta derce ile geçtim. Bu da bir şey...
Budama son anda durduruldu. Gittin ya derken, kırılan dalları daha kıracaktı. Ama ; sonbahar, keder yağmurları, neşter, göz yaşı gölleri, acımasız rüzgarlar, hüzün kuşları, cam kesiği umutlar kurtardı budanmayı.
Zaten mevsim yaralı, imgeler belki fazla abartıldı. Ve ben 'Hüzün Şairi Aygün Deniz' şiirden kaldırılmalı. Neden nasıl yazıldı... belki bir an duyguların selinde sellere kapılmışken bilemedi.
Kaybın, özlemin ve hassasiyetin yükünü derin bir içtenlikle taşıyan, çok dokunaklı bir duygu aktarımı.
Şiir boyunca dünyanın ve doğanın tüm ayrıntılarına karşı derinleşen o aşırı duyarlılık, aslında arkanızda bıraktığınız (ya da sizden giden) o büyük bağın açtığı boşluktan besleniyor. İnsan kalbi yaralandığında, dünyadaki her küçük acıya da her küçük güzelliğe de aynı açık yara üzerinden dokunuyor.
Şiirin öne çıkan güçlü yönleri ve hissettirdikleri: İmge Geçişleri ve Bütünlük: Başlardaki toplumsal ve doğaya dair hassasiyetin (haberler, kediler, değişen mevsimler), sonlara doğru aşka, vedaya ve kişisel yalnızlığa bağlanması tematik bütünlüğü çok iyi kurmuş. "Ben se yalnızlığımın ikiz kardeşi" ve "Cam kesiği umutlarım canımı yakıyor" gibi dizeler, duygunun ağırlığını okuyucuya doğrudan hissettiren son derece vurucu imgeler.
"Ben, hüzün şairi Aygün Deniz" mısrasıyla şiiri kişisel bir imzayla mühürlemeniz, metne klasik ve samimi bir kabadayı/ozan havası veriyor. Hüznünüzü ve kırgınlığınızı bu kadar duru, akıcı ve poetik bir dille kağıda dökebilmiş olmanız çok kıymetli.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.