1
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
63
Okunma
İçimde susturduğum ne varsa
geceleri duvarlara yaslanıp büyüyor.
Bir evin terk edilmiş odalarında
unutulmuş eşyalar gibi,
her biri başka bir zamana ait
ve hepsi bana bakıyor.
Ben artık kırılmanın sesini tanıyorum.
Cam düşmeden önce nasıl ürperirse pencere,
insan da gitmeden önce
içinde bir kapıyı sessizce kapatıyor.
Sonra ne kadar kalabalık olursa olsun sokaklar,
adımlarının altında
bir mezar sessizliği taşıyor.
Yüzler gördüm,
sabah güneşi değmiş kadar aydınlık,
ama avuçlarında gece saklıydı.
Bir tebessümün ardına
kaç uçurum gizlenebileceğini öğrendim.
Kimi gözlerime bakarak eksiltti beni,
kimi ardına bile dönmeden
omzumdan bir parça alıp gitti.
Şimdi içimde
paslanmış bir istasyon var.
Trenler çoktan kalkmış,
raylarda yalnızca rüzgârın ayak sesleri.
Ben her gece aynı peronda
gelmeyecek bir şeyi bekliyorum.
Belki bir insan,
belki eski bir ben,
belki de hiç yaşanmamış
bir ihtimalin cenazesi.
Kalbimin duvarlarında
eski mevsimlerden kalma çatlaklar var.
Yağmur yağdıkça
oralardan çocukluğum sızıyor.
Bir zamanlar gökyüzüne inanmış
o saf tarafım,
şimdi avuçlarımın içinde
küçük, kırık bir yıldız gibi titriyor.
Bazen insan
kendi gölgesinden bile yoruluyor.
Nereye dönse peşinden gelen
o karanlık şekil,
hangi aynaya baksa
yüzünü biraz daha yabancılaştırıyor.
Ben kendimi yıllarca
başkalarının gözlerinde aradım,
meğer insanın kaybolduğu yer
çoğu zaman kendi içindeki aynaymış.
Bir şehir düşün,
milyonlarca pencerelerde ışık yanıyor
ama hiçbirinde sana ait bir ışık yok.
Ben o şehrin içinde
cebinde anahtarı olmayan bir ev saklıyorum.
Kapısını kimse çalmıyor,
bacasından duman yükselmiyor,
ama içeride hâlâ
bir masanın üzerinde
yarım bırakılmış bir hayat duruyor.
Bana artık gökyüzünün mavisini anlatmayın.
Ben bulutların altında
kaç kez kendi içimde karardığımı biliyorum.
Bazı yaralar kanamaz,
bazıları bağırmaz,
bazıları yalnızca insanın sesini değiştirir.
Benim sesim de
uzun zamandır içimde kırılan şeylerin yankısı.
Yine de yürüyorum.
Çünkü bazı insanlar
enkazın altında kalmayı değil,
enkazın kendisi olmayı öğreniyor.
Ben de öğrendim.
Üzerimden geçen bütün mevsimleri
kaburgalarımda taşıyorum şimdi.
Kışın ağırlığı var omuzlarımda,
sonbaharın sararmış yaprakları dilimde,
ilkbaharın ulaşamadığı
bir kuytu var içimde.
Ve biliyorum,
insan bazen affetmediği için değil,
unutamadığı için susar.
Sustuğu her şey
gecenin bir yerinde yeniden doğar.
Bir kuş kanadından düşen tüy gibi
sessizce iner göğsüne
ve orada yıllarca kalır.
Ben artık kimseye
içimdeki kapıları göstermiyorum.
Bazı odaların anahtarı yok,
bazı pencereler dışarıya değil
insanın kendi karanlığına açılıyor.
Bütün kayıplarımdan
bir gölge diktim kendime.
Giydim.
Üzerime tam oturdu.
Şimdi kalabalıkların arasından geçerken
kimse bilmez
hangi yangından çıktığımı.
Kimse duymaz
içimde hâlâ devrilen şehirleri.
Ben yalnızca yürürüm.
Gökyüzü üzerimde ağır,
yeryüzü ayaklarımın altında suskun.
Ve içimde,
adı konmamış bütün vedaların
uzun bir geceye benzeyen
son yankısı kalır.
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.