0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
14
Okunma
Gürgen kapı gıcırdar, bir ah çekilir,
Dedemin odası sığınak gibi...
Eşiğe basan can baş tacı edilir,
Buz tutmuş gönüller yumuşar gibi.
Köşede dizilmiş o yün yastıklar,
Duvarda asılı durur bağlama.
Gözümün önünden geçip gittiler,
Nere gitti o günler, durup ağlama...
Tahta sofra kurulur, bağdaş kurulur,
Bir lokma ekmekte bin bereket var.
Büyüğün gözüne edeple bakılır,
Eski insanlarda bir başka tat var.
İzzetle, ikramla donanır içim,
Varını yok eder, yine de verir.
Gönülden sunulsa bir tas sıcak çorba,
Bütün kırgınlıklar sözerir, erir.
Bakır demlik içten içe sızlanır,
Sohbet demlendikçe gözler buğulanır.
Gurbet türküleri dile dolanır,
Vefanın özünü o oda bilir.
Kusur kapatılırdı, yüzler güleryüz,
Hizmet etmek bile şeref sayılırdı.
Gece yarısına uzarken gündüz,
Gönülden gönüle köprü kurulurdu.
Kapıdan uğurlarken yaşlı gözlerle,
"Yine gel" denirdi, dualar ile...
Gidenin ardından bakan o yüzler,
Şimdi birer resim, dökülür dile.
Hayaloğlu der ki; yandı bu sinem,
Hani o vefalı, asil misafir?
Dimdik durur mazi, sustu bak dedem,
O şanlı oda bir mirastır şimdi...
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.