0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
44
Okunma
Umutlarımızı astık o çürük iplere anne,
Masmavi göklerde, her biri bir kurşun gibi.
Ne kalmıştı o eski güzel günlerden geriye?
Yalnızca veda türküleri, o kederli ses gibi.
Hangi yola çıksak, o kapılar hep kilitliydi.
Ne bir çiçek açtı, ne bir sabah bize güldü.
Gönlümüzün tarlasına ekilen, o son fidan da,
Hasretle solmuş, boynunu yere büktü.
İçimizdeki bu sandığı, kaç gece kilitledim?
’Hayırlısı’ dedim, koca bir ömrü bu sözle çürüttüm.
Oysa her ’keşke’, bir bıçak yarasıydı derinlerde,
’İnşallah’lar birer teselliydi, nafile, çaresizliğime...
Gözlerim yorgun, yüreğim dumanlı bir şehir,
Kimse bilmez o sessiz çığlıkları, o gizli yarayı.
Herkes gider, yalnızlık hep o voltasında durur,
O eski şarkı, o son busenin tadını arar gibi.
Nereye baksak, o kanayan izleri görüyorduk.
Sevdikçe tükenen, yandıkça bitmeyen o yangın,
Bizim değil, dünyanın günahıydı bu, biliyorduk.
’Keşke’ o son treni, o son bakışı, kaçırmasaydım,
’İnşallah’ o veda sözünü, bu kadar zor demeseydim.
Çaresizliğin rengi maviymiş, bu karanlık kutuda,
Bir de aynada gördüğüm o yorgun adamın yüzünde.
Hayaloğlu’nun kaleminden dökülen bu ses,
Bir itiraf gibi süzülür o derin, o sessiz karanlıktan.
Kendi sesini duymak, bazen en büyük, en zor işmiş,
Gözümden bir damla yaş, sızlayıp resmine aktığında.
Hiçbir şey sormadan gidiyorum ardı sıra..
Bizim türküler sustu, o kuşlar bir daha uğramadı,
Karanlık da, mavi de, bu sessizlik de bizim.
İşte budur Hayaloğlu’nun veda şarkısı:
Yanmakla başlar, uçmakla devam eder,
Ve sonunda, o yanan ve uçan kanatlar,
Sade O’nu görür, O’nun huzuruna doğru.
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.