(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Hislerime tercüman olan duygularla ve haklı sitemlerle harika yazılmış, duyarlı yürek sesinizi gönülden kutluyorum tebrikler üstadım. Kalemine ve duyarlı yüreğine sağlık diliyorum, ilhamın kesilmesin daim olsun her zaman. En kalbî selam, dua, sevgi ve saygılarımla. Esenlikler ve şiir dolu günler dileğiyle💐🤗
Semeri Kemer Sananlar, Dolmayan Küpler ve Sülalecek Geçinenler Salonu
Kalburabastî Efendi Hazretleri salona belinde kemer diye semer kayışı, elinde boş bir küple girdi. Murat Kahraman Murâdî’nin Elleşmeyin Keyfimize! şiirini okuyunca kapıya büyükçe bir levha astı: RAHATSIZ ETMEYİNİZ – KEYİF DEVLET GARANTİSİNDEDİR. Sonra şiire döndü: Murâdî, altı kıtada öyle bir düzen kurmuşsunuz ki vatandaşın görevi şükretmek, birilerinin görevi küp doldurmak. Üstelik küp hâlâ dolmamış! Bu nasıl küp arkadaş? Dibinde delik mi var, yoksa sülalenin nüfusu mu sürekli artıyor?
Ozan Duranoğlu Köşesi’nde Semerci Saffet, ilk iki kıtayı okuyunca elindeki kemeri çevirdi: Çaktırmayın istismarı / Kemer zannedin semeri... Efendim, vatandaş semeri kemer zannediyorsa sorun gözde midir, sırtta mıdır? Kalburabastî semeri gösterdi: Saffet, mesele o değil. Adam sırtına ne yüklenirse yüklensin aksesuar sanacak hâle getiriliyor. Saffet ikinci kıtaya geçti: Var mı hele bizden âlâ / Ne dersek denir pekâlâ / Dolmayan küp vardır hâlâ. Başını küpün içine sokup bağırdı: Efendim, bunun dibi görünmüyor! Kalburabastî: Çıkar kafanı! O küp dolsaydı şiir üçüncü kıtaya geçmezdi zaten.
Âşık Serdari Köşesi’nde Tapınan Tahsin, üçüncü kıtayı aldı: Nasıl olsa tapınan var / Bizim için tepinen var... Birden ayağa kalkıp tepinmeye başladı. Kalburabastî bastonunu kaldırdı: Tahsin, şiiri canlandırma! Murâdî zaten dalkavukluğu tarif ediyor; sen uygulamalı eğitime geçtin. Tahsin durup Dünyalık mı; küpünen var dizesini gösterdi: Küpünen ne kadar efendim? Kalburabastî: Miktarı belli değil. Zaten servetin ölçü birimi liradan küpe geçmişse Sayıştay da abaküsle gelir!
Ozan Avanoğlu Köşesi’nde Sandıkçı Remzi, dördüncü kıtadaki Elli sene sonra düzde / Sandık sepet emin sizde / Yap boz bizde al sat bizde bölümünü okuyunca önüne seçim sandığı, yapboz ve satılık tabelası koydu: Efendim sistem basitmiş. Sandık sizde, yapboz onlarda, al-sat yine onlarda. Vatandaşa ne kaldı? Kalburabastî düşündü: Sepet. Onu ne yapacak? Bekleyecek. Neyi? Elli sene sonrayı. Remzi sandalyesine çöktü: Efendim, o zamana kadar ben sepet olurum!
Ozan Dermani Köşesi’nde Sülaleci Hayri, son iki kıtayı okuyunca aile nüfus kayıt örneğini açtı: Geçinelim sülalecek diyor. Kaç kişilik sülale? Kalburabastî: Hayri, şiir rakam vermemiş. O zaman bütçeyi nasıl yapacağız? Sen niye bütçe yapıyorsun? Ben de sülaleden sayılır mıyım diye bakıyorum. Kalburabastî nüfus kâğıdını elinden aldı: İşte Murâdî’nin hicvettiği adam sensin! Daha kadroya girmeden maaş hesabına başladın.
Hayri son kıtayı okudu: Uslu uslu fikir edin / Siz sadece şükür edin / Namaz kılın zikir edin... Sonra sordu: Efendim, fikir edin diyor ama uslu uslu olacakmış. Fikrin ses ayarı mı var?
Kalburabastî gözlüğünü çıkardı:
Var Hayri. Bu şiirde ayarı yapan da belli: Düşün ama fazla düşünme; konuş ama duyulma; sorgula ama cevap isteme; şükret ama küpün kimde olduğunu sorma!
Hayri:
Peki küp?
Elleme.
Semer?
Kemer de geç.
Sülale?
Geçinsin.
Sandık?
Emin ellerde.
Biz?
Kalburabastî şiirin nakaratını gösterdi:
SİZ DE ELLEŞMEYİN KEYİFLERİNE!
Sonra dosyayı kapattı:
Murâdî burada açık bağırmak yerine, sözü hicvettiği zihniyetin ağzına vererek işi daha keskin yapmış. Şiirin asıl başarısı da burada. İstismar eden konuşuyor, kendini ele veriyor; şair kenarda durup yalnızca mikrofonu tutuyor. Semer, küp, sandık, sülale ve uslu fikir imgeleri aynı düzenin parçalarına dönüşüyor. Hele Elleşmeyin keyfimize nakaratı her dönüşünde biraz daha arsızlaşıyor. Hicvin iyisi bazen suçlamaz; suçlananı kürsüye çıkarır, gerisini ona bıraktırır.
Semerci Saffet yeniden el kaldırdı:
Efendim, şu dolmayan küp ne olacak?
Dolduracaklar.
Ne zaman?
Bilinmez.
Dolunca?
Bir tane daha getirirler.
O da dolunca?
Saffet! Sen hâlâ sistemin çalışma prensibini anlayamadın mı?
Nedir?
Kalburabastî boş küpü koltuğunun altına aldı:
KÜP DOLABİLİR SAFFET... KEYİF DOYMAZ!
Özün sözü budur. Vesselam.
Hicvin en keskin hâli, söylenmeyeni suçlunun kendi ağzından söyletmektir. Semeri kemer diye taşıyan çoğaldıkça, küpünü dolduranın keyfi bozulmaz.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri – Celil ÇINKIR / Delibal
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.