0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
62
Okunma
Bakıyorum da ismim dilinde ziyan olmuş.
Bir zamanlar söylemek istediğim her kelime
sana varmak içindi.
Şimdi hepsi dudağımın eşiğinde;
öyle yalnız, öyle terk edilmiş.
Hiçbiri sana ulaşamamış.
Hala içimde,
aynı yerde,
aynı ağırlıkta.
Geçmiş,
unutulmuş bir odanın
eski duvarlarına sinmiş.
Hatıraların sesi susmuş.
Her şey kendi yerinde,
artık eşyalar bile yerini yadırgamıyor.
Duvarda zamanı usulca
öğüten bir saat.
Pencerede rüzgarın kıpırdattığı bir perde.
Her kıpırtı,
unutulmuş bir mevsimin kokusu.
Dünyanın yükünü üzerinde taşımış
eski yorgun bir halı;
deseni hala belirgin ama renkleri solmuş.
Geceye kahkahaları,
yarım kalmış cümleleri
fısıldayan eski bir masa.
Tavanda eski bir lamba.
Odada uçuşan tozun içinde
belli belirsiz süzülen loş bir ışık,
hayatın eksildiği yerleri aydınlatıyor.
Bana ayrılan yer ise,
cilasını çoktan kaybetmiş,
odanın en sessiz köşesine yaslanmış
tahta bir sandalye.
Arada bir pencere açılıyor.
Rüzgar, yalnızca sandalyenin
üzerindeki tozu alıp gidiyor.
Ne ağacın gölgesi değişiyor,
ne de sandalyenin bekleyişi.
Çatlakları derinleşiyor,
kimse oturmuyor,
kimse yerini değiştirmiyor.
Bir gün,
oda yine aynı görünecek.
Belki sandalyenin yokluğuna alışacak,
ama hafızası eksilmeyecek.
Perde kendini yine rüzgara bırakacak.
Güneş yine aynı yerden çekilecek.
Saat hala duvarda,
akrep ile yelkovan
yine buluşacak.
Odadaki tozun kokusu bile değişmeyecek.
Yalnız,
gıcırdayan tahta zeminde
tozun içinde dört ayak izi
uzun süre silinmeyecek.
İşte o gün,
beni hatırla …
13.08.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.