0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
17
Okunma
AYLARDAN AĞUSTOS
Bir yaz mevsimi,
aylardan Ağustos.
Güneş tepemizde eski bir yemin gibi,
toprak susuz, taşlar sıcak.
Öğle vakti susmuş bütün dünya,
yalnız gölgeler yer değiştiriyor.
Dağların üstünde ağır bir sıcaklık,
ovaların üstünde ince bir sessizlik.
Bir ağustos böceği
çatlatıyor öğlenin sessizliğini.
Öyle yanık, öyle ısrarcı ötüyor ki,
sanki yıllardır toprağın altında
sakladığı bütün ömrü
bu birkaç sıcak güne
sığdırmak istiyor.
Sesinde bir telaş var,
sesinde geç kalmış bir hayat.
Dinliyorum.
Birden çocukluğum düşüyor aklıma.
Tozlu bir yol, çıplak ayaklar,
duvar dibinde unutulmuş bir tas su,
akşamüstü eve çağıran uzak bir ses…
Gökyüzü daha büyük,
dünya daha genişti o zaman.
İnsan çocukken bilmiyor
bazı yazların bir daha dönmeyeceğini.
Ne çabuk geçti zaman.
Dün sandığımız ne varsa
bugün bir hatıranın içinde.
Bir evin kapısı,
bir annenin sesi,
bir dostun omzunda kalan elimiz…
Hepsi başka mevsimlerde kaldı.
Biz yürüdük, yollar değişti;
ama bazı izler
insanın içinden hiç silinmedi.
Aylardan Ağustos.
Yazın tam ortasındayız
ama havada bir ayrılık kokusu var.
Güneş hâlâ yakıyor yüzümüzü,
fakat akşamlar başka artık.
Gölge uzuyor, gün kısalıyor,
takvim sessizce yaprak döküyor.
İnsan, mevsimlerden önce
kendi içinde duyuyor sonbaharı.
Bir gün daha…
Bir gün daha…
İnsan böyle yaşlanıyor demek;
birden değil,
her gün kendinden
küçücük bir parça bırakarak.
Bir sabah aynada fark ediyor
yüzündeki yılları.
Sonra dönüp bakıyor geriye:
Yaşadım mı gerçekten,
yoksa yalnızca geçip mi gittim?
Akşam oluyor.
İncir dalında ağırlaşıyor,
üzüm kararıyor bağda.
Toprak gün boyu tuttuğu sıcağı
geceye yavaşça bırakıyor.
Uzakta dağların üzerine
mor bir sessizlik çöküyor.
Bir rüzgâr geçiyor bahçeden,
yapraklar birbirine değiyor.
Ağustos, sanki vedasını
kimseye duyurmadan hazırlıyor.
Ağustos böceği hâlâ söylüyor.
Belki de biliyor
bizim unuttuğumuzu:
Hayat beklemiyor insanı.
Ne yarım kalan sözü,
ne ertelenmiş sevgiyi,
ne de “yarın” dediğimiz günü.
Ömür dediğin
bir avuç güneş kadar kısa;
insan kendi türküsünü
söyleyemeden akşam oluveriyor.
Bu yüzden söyle
ağustos böceği.
Sonuna kadar söyle.
Bırak sesin geceyi yarsın,
bırak duysun seni
toprak, ağaç, yıldızlar.
Belki bir gün
senin sesinden öğrenir insan:
Susarak değil,
kendi türküsünü söyleyerek
yaşanır hayat.
Ben de bu yaz akşamında
başımı göğe kaldırıyorum.
Geçen yıllara değil,
önümde kalan yola bakıyorum.
İçimde hâlâ sönmemiş bir ışık,
dilimde henüz söylenmemiş bir türkü var.
Bunca yaz geçti üzerimden
ama yüreğim hâlâ
hayata dönük.
Aylardan Ağustos.
Ve ben,
geçip giden bütün yıllara rağmen
henüz bitmemiş bir türkü gibi
ayaktayım.
ZEYNO CAN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.