3
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
82
Okunma
BANA EYLÜL’Ü ANLAT
Ey sevgilim,
bana Eylül’ü anlat;
en çıplak yerinden,
yağmurun teninde bıraktığı izden…
Kim bilir kaç kez pusuya düştü,
kaç kez esir kaldı kendi gecesinde.
Aç, susuz, çırılçıplak
bir çocuk gibi taşıdı kendini.
Sen anlat çığlık çığlığa,
ben susarım her vedada.
Şarkılar neden yarım kalıyor
dudaklarımda, bilmezsin.
Kalbimde kaç kurşun,
kaç yara açılır geceden sabaha…
Çocukluğum üşüdü
sırılsıklam avuçlarımda.
Eylül hep firari miydi sevgilim,
yoksa hayat mı kovalıyordu onu?
Bir sokaktan ötekine,
bir yaradan başka bir yaraya
götürdü ayaklarını.
Arkasında kırılmış kapılar,
önünde adı konmamış yollar…
Belki de kaçmıyordu; kendine gidiyordu.
Her yanı kırık dökük Eylül’ün,
her yanı direniş, her yanı kavga.
Bir duvarın dibinde büyüttü sabrını,
bir yağmur altında sakladı gözyaşını.
Gökyüzünü avuçlarına alıp
yeniden kurdu geceyi.
Kırıldığı yerden konuştu sonra;
sesi, suskunluğun içinden geçti.
Bir kız çocuğu vardı Eylül’de,
geceleri kapının eşiğinde üşüyen.
Bir korkuyu yorgan bellemiş,
bir sessizliği ev sanmıştı.
Kimse bilmedi
kaç yaşında büyüdüğünü.
O çocuk hâlâ içimde;
her yağmurda biraz daha uyanır.
Ey sevgilim,
özgürlüğü de anlat bana.
Kilitli kapıların ardında
insanın kendine sakladığı o ışığı…
Rüzgâr değsin saçlarına,
kendi adını korkmadan söyleyebilsin.
Çünkü bazı yollar
gidilmek için değil,
insanın kendine dönmesi için açılır.
Eylül kaç vedayı sırtında taşıdı,
kaç sevdayı toprağa emanet etti?
Yine de kalbinde
bir çiçek için yer bıraktı.
Kışın en sessiz yerinde
baharın sesini duydu.
Düştü, kalktı, sustu;
ama gökyüzünden vazgeçmedi.
Susma sevgilim,
bana Eylül’ü anlat.
Sen anlat çığlık çığlığa,
ben susarım her vedada.
Anlat; neden bazı kadınlar
kırıldıkça daha uzaklara bakar?
Eylül hâlâ firari mi dersin?
Belki de artık kaçmıyor;
kendi duvarlarını aşarak özgürlüğe yürüyor.
SİİR
ZEYNO CAN
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.