0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
31
Okunma
Yazma
GECENİN İHANETİ
Gece bana yoldaş olacağını söylemişti.
Yaralarımı yıldızlarla örtecekti güya.
Oysa en keskin bıçak
karanlığın koynundan çıktı.
Bir sessizlik çöktü omuzlarıma,
bin yıllık bir sürgün gibi.
Ay sustu.
Rüzgâr sustu.
Ben sustum.
Yalnızca yüreğimin kırılışı
duyuldu gecenin taş duvarlarında.
Ey gece!
Hangi pazarda sattın düşlerimi?
Hangi yalancı sabaha bıraktın
ellerimin nasırını,
gözlerimin umudunu?
Ben sana sığınmıştım.
Sen beni
yalnızlığın en derin kuyusuna attın.
Bir dostun gülüşü kadar sıcak
sandığım karanlık,
meğer yüzü olmayan
bir hainmiş.
Ama bilmezsin...
Ben yenilgiyi
diz çökmek sanmayanlardanım.
Küllerinden doğrulan bir ateşim,
yıkıldıkça kök salan bir çınarım.
Her acının içinden
yeniden doğan
inatçı bir türküyüm.
Ne ihanet bitirebildi beni
ne de karanlık.
Çünkü umut,
ölmeyenlerin değil;
yeniden ayağa kalkanların adıdır.
Bir sabah gelecek.
Güneş,
karanlığın yüzündeki maskeyi indirecek.
Sessizlik konuşacak.
Yalanlar,
rüzgârın önünde savrulan kül gibi
dağılıp gidecek.
Ben o gün
kırılmış kalbimi değil,
dimdik duran yüreğimi göstereceğim.
Ve diyeceğim ki:
“Gece bana ihanet etti belki...
Ama ben sabaha ihanet etmedim.
İnsana,
sevdaya,
özgürlüğe
ve umuda da.”
Şimdi bırak gece büyüsün.
Bırak karanlık
bütün ağırlığıyla çöksün üzerime.
Ben korkmuyorum.
Çünkü bilirim;
en uzun gecenin bile
bir sabaha borcu vardır.
Ve ben
o sabahın ilk ışığına
yürüyeceğim.
Kırıldığım yerlerden geçerek,
yaralarımı saklamadan,
başımı eğmeden...
Hâlâ ayaktayım.
Hâlâ yürüyorum.
Hâlâ inanıyorum.
Çünkü bazı geceler
insanı karanlığa gömmek için değil,
içindeki ışığı
kendisine göstermek için gelir.
Ve ben,
gecenin ihanetinden
sabahın umuduna yürüyorum.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.