0
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
32
Okunma
Açılır gökyüzü gece yarısı,
sığmaz hiçbir kaba zaman,
Akar parmaklarımdan yıldızlar,
ne mekân kalır ne an.
Dökülür lisanın kemiğinden
ayrılan o ilk çığlık,
Yutarlar ışığı gölgeler,
sarmalar ruhu derin bir yalnızlık.
Birikir avuçlarımda
henüz söylenmemiş
sözlerin ağırlığı,
Ölçemez hiçbir terazi
içimdeki bu sonsuz karanlığı.
Çekilir denizler yavaşça,
kalır geride kurumuş çamur,
Yağar üstüme yüzyıllardır
dinmeyen o ağır yağmur.
Kırılır zamanın çarkı,
durur evrenin o kadim nabzı,
Yazamaz hiçbir kalem
bu kalpten geçen sızıyı, bu avazı.
Suskundur mermer heykeller,
dinlerler içimdeki uğultuyu,
İçerim her gece bıkmadan
bu dipsiz, bu karanlık kuyuyu.
Unutur toprak bile üstünde
yürüyen o ilk insanı,
Siler zaman ne varsa,
ne aşkı bırakır geride ne kanı.
Yanar içimde hiç sönmeyen
o gizli, o sessiz meşale,
Dönüşür koskoca bir ömür
kül olup giderken bu hale.
Eriyen buzlar gibi çözülür
zihnimde o son hatıra,
Sığmaz bu devasa ağrı
ne bir kitaba ne de bir satıra.
Çürür sessizce göğsümde
filizlenen o mağrur çınar,
Geçer yıllar üstümden,
ne bir iz kalır ne de bir pınar.
Bükülür zamanın beli,
eğilir önümde sonsuz felek,
Dilemez artık bu yorgun ruh
ne bir mucize ne bir melek.
Yırtılır karanlığın zarı,
doğar belki bambaşka bir güneş,
Bulamaz bu kimsesiz yangın
kendine ne bir kül ne bir eş.
Kazanır toprak her defasında
o en kadim zaferini,
Örtürür usulca unutuluş,
geride kalan her bir izini.
Kapanır perdesi evrenin,
susar sonunda o büyük korayla taş,
Dökülür gözümden zamansız,
kimsenin bilmediği o son yaş...
Ufuk Güney
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.