0
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
17
Okunma
Sokak lambaları tek tek sönüyor,
Gece, yorgun adımlarla çekiliyor aradan.
Ben yine aynı köşe başında,
Gözlerimde ıslak bir kentin tortusuyla kalıyorum.
Bu şehir ki koca bir beton Orman,
Her kaldırım taşında ayrı bir yabancının ayak izi,
Her caddesinde kaybolmuş bir çığlığın yankısı var.
Ben mi bu kentin içindeyim,
Yoksa bu kent mi benim göğsüme sığmayan?
Kulelerin gölgesi düşerken üzerime,
Kendi gölgemi arıyorum vitrin camlarında.
Aynalar bile bıkmış bu kalabalıktan,
Yüzler geçiyor hızlı, gözler teğet geçiyor hayatı.
Kimse kimsenin sokağına uğramıyor artık,
Kimse kimsenin yağmurunda ıslanmıyor.
Ben ise durup dinliyorum asfaltın altındaki toprağı,
Belki bir fısıltı, belki eski bir hatıra kalmıştır diye.
Sevemedim senin bu soğuk gürültünü şehir.
Siren sesleri keserken en güzel düşlerimi,
Pencerelerden taşan yalnızlıkları seyrettim yıllarca.
İnsanlar evlerine kapanır, kapılar kilitlenir hırsla,
Oysa en büyük hırsız zamandır,
Çalar götürür gençliğimizi bu dar sokaklardan.
Sen büyüdükçe yüksek binalarınla,
Ben küçüldüm bir tenha kuytuda.
Şimdi bir otobüs geçer duraktan, egzoz dumanı ve aceleyle,
Rüzgâr bükük bir afişi sürükler ayaklarımın dibine.
Ne senin ışıkların aydınlatır benim karanlığımı,
Ne de benim sessizliğim dindirir senin telaşını.
Birbirine mahkûm iki yabancıyız seninle;
Sen beni yutan devasa bir canavar,
Ben senin boğazında kalmış kırık bir kelime.
Yine de gitmek gelmez içimden.
Çünkü bilirim, başka bir şehirde de
Aynı yalnızlık giydirilecek üstüme.
Ben senin çamurunu, senin gri göğünü,
Sen de benim bitmeyen kederimi taşıyacaksın.
Gece yine çökerken caddelerin üzerine,
Işıkları yak şehir,
Biz bu hikâyeyi seninle hiç bitiremeyeceğiz...
Ufuk Güney
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.