0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
78
Okunma

Mutluluk yıllarca duvarda asılı kaldı
Ellerimizle yok ettik birer birer gülümsemeyi
Heyecanlı koşturmalar kapatmadı pantolondaki yamayı
İçimize işledi yavaş yavaş ördüğümüz kördüğümler
Parçaladı içimizdeki insanlık kalıbını
Lüks araçlar girdi hayatımıza
Yemeklerimizin sayısı arttı sofralarda
Elbiseler giyilmeden eskidi dolaplarda
Allah’ın selamını almaz oldular
Kıyım kıyım kestiler insanlığın duruşunu
Ne çok mutluymuşum eskiden
Ayakkabım yokken, çoraplar yırtıkken
Yamalı elbiselerle dolaşırken
Cebimizde tek kuruş olmazken
Damda sinekler eşliğinde yatarken
Yokken ne kadar var olmuşuz
Hiç hesap yapmadan dirilmiş
İçimize dökülen acının tatlılığı
Boya sandıklarını taşıdım çocukluğumun
Simitçi tepsisini,
Su sürahisini...
Güneş tepemde yakarken umudu
İnmedim dilenci mektebine
Direndim hayatın lokmasına
Helali seçtim azına
Dert etmedim sıcağını temmuzun
Kışını taşıdım şubatta
Bıyığım donsa dert etmedim
Allah var dedim yanımda
"Mutluluğun resmini çizebilir misin Ahmet?" deseler
Nereden başlanacağını bilirim
Önce annemin bir gülüşü yeter
Babamın bir bakışı
Çocukluğumun bir yarışı
Ya benim inadım,
Benim en büyük umudum...
Bir de sineklerin uyurken beni ısırması
Ya sonra?
Bir film: Yılmaz Güney’in Sürü’sü
Bir karpuz dilimi: Adana Ceyhan karpuzu
Bir gülüş, bir çiçek açması
Küçük şeyler ya, kimsenin yüzüne bakmadığı
Benim tek mutluluğum...
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.