0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
51
Okunma
Sahipsiz mektuplar
Gecenin siyahına hemhâl olmak, yalnızca karanlığı paylaşmak değildir; aynı zamanda o karanlığın içindeki söylenmemiş, yarım kalmış, ertelenmiş ne varsa hepsine sessizce tanıklık etmektir. Metnin, kelimelerin ve duygunun o kendine has diliyle buluşmayalı hakikaten bir hayli zaman oldu. Ancak bu geçen zamanın ketum gölgesinde "Hiç düşündün mü yazmayı?" diye soracak olsan; cevabım, gecenin bu vaktinde göğe yükselen derin bir nefesten farksız olurdu.
Evet, çok düşündüm. Kalemin ucuna gelip de kâğıda dökülmeyen, sanki doğrudan sana yazılmış ama adresi bilinmez bir zarfın içinde bekletilen ne çok cümle birikti içimde. Belki sen de yokladın o cümlelerin kapısını; kim bilir, belki gecenin o en ıssız anında bir bilinmezlikten doğan bir güneş olduğumu varsaydın. Sen varsaydın mı, yoksa bu yalnızca benim bir hüsnüzannım mıydı, işte orası tam bir umman. Ucu bucağı görünmeyen, kıyısız bir deniz bu konu...
Benim yalnızlığım ile senin yalnızlığın arasında kurulan o görünmez köprü; hani o içli, kalabalıklar ve "çoklar" içinde büyüyen, kendi kabuğuna çekilmiş yalnızlığınla buluştuğunda... İnsan o an anlıyor ki yalnızlık, tek başına kalmak değil; kalabalıkların ortasında bile o içsel derinliği muhafaza edebilme halidir.
Sessiz ve sakin bir biçimde geceye hemhâl olurken, ruhun derinin de derininden neleri düşlediğini kim bilebilir? Bir düş müydü geçen, yoksa bir düşü bin parçaya bölüp her bir parçayı yeniden düşünmek mi? Dedim ya; düşlemek, bazen insanın zihnine sığmayacak kadar devasa bir yük. Ancak bu devasa düşlerin ortasında bile bir hakikat var ki; ben hiçbir zaman sırf "sen, sen" diye var olmadım. Sırf bir fani uğruna kendini yok saymak değildi bu yolculuk.
İnsan bazen öyle derin bir samimiyetle durur ki hayatın karşısında, "Acaba böyle içten bir dua ettim de kabul mü oldu?" diye sormadan edemez.
Ve işte o duanın, o arayışın tam ortasında beliriyorsun: Sen bir bilinmezliksin... Adın yok, sanın yok; ama garip bir şekilde, gecenin en zifiri anında içimden doğan bir güneş gibisin. İçimde sana dair büyüttüğüm tüm bu yazılar, bu satırlar adeta seni hiç yoktan var etmek, görünür kılmak istiyor. Velakin hakikat, henüz gökten yeryüzüne inmedi. Gerçeğin o sarsılmaz dokusu henüz elle tutulur bir hal almadı.
Ne çok isterdim oysa... Var olmanı, somutlaşıp karşıma dikilmeni ve bunca zamandır kime gittiği belli olmayan, rüzgârda savrulan o sahipsiz mektupların gerçek sahibi olmanı ne çok isterdim!
Ama sonra duruyorum. İnsan, göğsünde taşıdığı o ince sızıyla hatırlar ki; bir umuttur yaşamak. Ve biliyorum ki, olmayacak şeylerin hayali kurulmaz, kalbe düşmeyen düşlerin peşinden gidilmez. Bu yüzden zihnimi ve ruhumu o derin, o sarsılmaz teslimiyete sığınıyorum. Mutlak bir inançla biliyorum ki; seni satır satır, harf harf yazacağım o aydınlık günlerin vakti gelecek. Bir gün, o bilinmezlik perdesi aralanacak ve biz yan yana, aynı hakikatin altında var olacağız. İşte o gün gelene dek, hayalini kurduğum bu vuslat içimde büyüyen en güzel dua olarak kalacak.
Şimdi, tüm bu varsayımların, yalnızlık ummanlarının, düşlerin ve o kutlu beklentinin ötesinde durup göğe baktığımda içimi kaplayan tek bir sarsılmaz hakikat kalıyor geriye: Ben, Allah’tan yüce hiçbir şeyle meşgul değilim.
Dünyanın gürültüsü, insanların karmaşası, karşılıksız varsayımlar ya da sahipsiz mektuplar geçer gider; fakat insanın kalbini O’na bağlaması, her türlü geçici hevesten ve yalnızlıktan arındırır ruhu. Bütün bu yazılanlar, gecenin kuytusuna bırakılmış sahipsiz birer mektup gibi varsın rüzgârda savrulsun. Çünkü en nihayetinde, en güzel yazı kalbe yazılan, en yüce meşguliyet ise kalbin sahibine sığınarak bulduğu o sonsuz huzurdur.
Gecen sakin, kalbin ümitle dolu, duan kabul olsun...
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.