0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
38
Okunma
Güneşten önce uyanır ekmeğin kavgası.
bir çift nasırlı el açar kapısını karanlığın.
Demirin belleğinde izi kalır avuçlarının,
toprağın suskunluğunda ayak sesleri.
Vinçlerin gölgesinde, iskelenin ucunda,
Maden ocağında, tarlada, tezgâhta…
Bir iskeleye yaslanır ömrü,
bir madenin karasına,
bir fabrikanın yorulmak bilmeyen uğultusuna.
Yağmur dinlemez, ayaz dinlemez;
Güneşin kavruğu da sökmez inadını.
Bir lokma helal ekmek uğruna
Sessizce taşır memleketin yükünü omuzlarında.
Kimi zaman bir iskelede yarım kalır adı,
Kimi zaman madenin karanlığında.
Gazeteler bir satır yazar, geçer;
Oysa bir ömürdür eksilen, rakam değil
Hayat devam eder,
kalkar gün ışımadan seher vakti.
Somun kokusuyla yeniden filizlenir umut.
Bir çocuğun defterinde, kaleminde,
Annenin duasında, sevdiğinin gözlerinde,
Henüz kurulmamış yarınlara yürür.
Ve bilir;
Bu ülkeyi saraylar değil,
Nasır tutmuş eller büyütür.
Bu toprağı nutuklar değil,
Üreten emek yeşertir.
Selam olsun tohum serpene,
Çarkları döndüren sessiz yüreklere.
Selam olsun yarınları kuran ellere,
Direnen, üreten, paylaşan emekçilere.
Bir gün mutlaka
Emeğin sözü yükselecek meydanlarda.
Ve o gün,
Hiçbir çocuk yoksulluğu miras almayacak.
Selam olsun direnen umuda.
Selam üretene,
hayatı her sabah yeniden kuran
bütün işçilere,
bütün emekçilere.
Yiğit Metin Sevindik
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.