0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
28
Okunma
Bak yine ben geldim şimdi sana,
Gözü yaşlı, bağrı paslı,
Elinde bastonuyla bir pîr-i fânî…
Sana yazdığım kaderi
kendime yazmışım belli.
Ne hâldesin?
İncelmiş elin, bükülmüş belin.
Sarmışlar halatı, yemişler etini
Bir kemiğin kalmış, ben gibi…
Yine gözlerin yaşlı, bağrın paslı.
Bak,bak ben geldim;
Kara kaşlı, kara gözlü
Çaylak balıkçın.
Halatımı almayacan mı?
Sarmayacan mı beni... İskele Babası?
“Hoş geldin” demeyecek misin
kaderdaşım, sırdaşım?
Yoksa tanımadın mı
Şu garip kara çocuğu?
Neden kırgın tebessüm edip
bakarsın uzaklara?
Gözleri asılı, yarı ağlamaklı…
Bir şey demeyecek misin?
Hâlimi sormayacak mısın?
Biliyorum;
Giden dönmedi.
Bak, geldim eski dostun balıkçın.
Halat sardı, kopardı parmağımı.
Kaderimiz aynı değil mi?
Yok demiştim ama
Çoluk çocuk oldu,
Bir de cefâkâr eş…
El salladım kaderime,
Sen gibi çığlık attım,
milyonların içinden geçtim
kimse görmedi, duymadı.
Sessiz çığlığı sende öğrendim... İskele Babası.
Yine gelin,
sarın halatlarınızı
öpsün bedenimi.
Bir yağlı urgan olsun,
boğsun beni ama
Razıyım, dönün geri…
Giden gelmedi.
Kahrettim, aç kaldım,
susuz kaldım
yağmur, çamur, güneş yedim.
Kimse bilmedi,
tıpkı senin çektiğin gibi...
İskele Babası.
Sana “demir parçası”,
bana “deli divane âşık” diyecekler.
Hiç bilmeyecekler
bizim amansız sevdamızı.
Bir sabah gelecekler;
balyozu, kazmayı
eteklerine vuracaklar.
Derin uykundan uyandıracaklar seni.
Yorgun, bitmiş bedeninle
ne olduğunu anlayamayacaksın.
“Yapmayın kardaş,
vurmayın, canım acıyor…”
diyeceksin.
Kimsecikler seni duymayacak.
Yosunlarınla, midyelerinle,
Paslı bağrınla
Bindirecekler seni
Pas kokan bir arabaya.
Artık martılar
sana şarkı söylemeyecek.
Midyeler sana ağız açıp
“günaydın” demeyecek.
Yosunlar sararacak.
Çözecekler boynundan
sırdaşını, dertdaşını;
halatı kesip atacaklar.
Ve ben sana ağlayacağım.
Titreyen kalemimle
gözyaşım defterimi ıslatacak.
Sadece ağlayacağım;
korkmadan, utanmadan.
Artık senin geçmişin kalmayacak...
İskele babası.
Pas kokan araba,
Uzaklaşırken kıyıdan
Tüm geçmişin bir film şeridi gibi akacak gözlerinden.
“Böyle mi olacaktı sonum?”
Diye mırıldanacaksın kendine
Ama kimsecikler duymayacak.
O kara çocuk yok artık
Ağarmış saçları
beyazlamış her yanı.
Sana ağlayacak, diz dövecek...
Seni acımasız kazanlara atacaklar,
eritecekler.
Küllerinden yeniden doğacaksın
bir Anka kuşu misali:
pasız, midyesiz, yosunsuz,
cilalanmış, gıp gıcır bir... İskele Babası.
Yeni acılara yelken açacaksın.
Yeni insanlar tanıyacaksın
hücresi bozulmuş, midyeler,
yosunlar…
Ve yeniden sakal tutacaksın.
Yeniden binlerce kez halat atacaklar sana;
Yeniden saracaklar bedenini,
paslarını dökecekler,
Büyük bir iştahla yeniden
Etini yiyip kemiğini kemirecekler.
Bense küllerimden doğmayacağım.
Bir gün toprak olacağım.
Belki Rüzgârlar beni sana taşıyacak.
Savrulan tozum seninle kucaklaşacak ...
İskele babası.
Kim bilir belki başka bir kara kaşlı,
Kara gözlü, garip bir balıkçı
Halatını sana saracak
Ve uzun uzun sana bakacak,
Oturup yanı başında ağlayacak.
Adına şiirler yazacak, ben gibi.
İskele Babası, sar onu bağrına;
fırtınalara bırakma.
Demir insana dost oldu da
insan insana dost olamadı.
Ben artık yüzümü güneşe sereceğim.
Belki bir yerlerde adım anılacak.
Demir ve insan dostluğu
herkesi şaşırtacak.
Ey sevgililer,
Bir tatlı sözü,
Bir tebessümü çok görenler…
Birlikte gideceğiz bilinmezliğe.
Ama iskele babası beni hep anlatacak
Yanaşan gemilere, kuşlara,
Kurtlara, belki de insanlığa…
Ama kimse bilmeyecek,
Kimse duymayacak.
İskele Babası
Bir Anka kuşu misali
Bir daha bir daha yeniden
Hep küllerinden doğacak,
Hep beni kendince anlatacak.
Peki, ya! sizi kim anlatacak?
Feyzullah Ariz
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.